Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
ABD ve İngiltere-Çin hattındaki kavgada İran hangi...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Dünyadaki değişim ve dönüşüm sürecini anlamaya çalışırken, Londra merkezli The Economist ile ABD merkezli TIME dergilerinin kapaklarına dikkatle bakmak önemli.

TIME dergisinin “Ayetullah’tan sonra” kapağı ile The Economist’in ABD, Çin ve Rusya’nın nüfuz alanlarını çağrıştıran kapak çalışması birlikte okunduğunda, İran’a dair gelişmelerin duygusal reflekslerle değil, stratejik bir perspektifle değerlendirilmesi gerektiği görülür.
İran petrolleri üzerinden kurulan tahkim ve etki alanı oluşturma çabasını doğru analiz etmeden, sürecin nereye evrileceğine dair sağlıklı bir kanaat oluşturamayız. Enerji ve kaynak başlıklarının, ABD ve İngiltere etkisi altında yeniden şekillendirilmeye çalışıldığı da açıktır.

Büyük resme bakıldığında ABD ile İngiltere arasındaki rekabet dikkat çekiyor. Ancak İngiltere bu mücadeleyi çoğu zaman doğrudan değil, yerel ve bölgesel aktörler üzerinden yürütüyor; bunu da hesaba katmak gerekiyor.

İsrail her ne kadar bölgesel bir aparat gibi görünüyor olsa da sürecin sert ve tartışmalı yüzlerinden biri olarak öne çıkıyor. İsrail ve Siyonist yapı, ABD-İngiltere-Çin hattındaki güç mücadelesini kendi lehine çevirmeye çalışıyor. ABD ise doğrudan maliyet yüklenmeden bazı başlıkları hızlı anlaşmalarla kapatmaya, çözemediği konuları ise çatışma ve baskı stratejileriyle dondurmaya yöneliyor. Trump’ın yaklaşımı da mümkün olan en az maliyetle en yüksek kazanımı elde etmeyi hedefliyor.

Bu noktada asıl sorular öne çıkıyor:
-İran nasıl bir yol izliyor/izlemeyi tercih ediyor?
-Rejim kiminle ve hangi şartlarda uzlaşıyor?
-Uzun vadede nasıl bir stratejik yönelim belirliyor?

Zira İran; petrol rezervleri, ticaret koridorları ve jeostratejik hatlar üzerindeki konumuyla küresel rekabetin merkezindeki ülkelerden biri olarak duruyor. İran içindeki hareketlilikler de bu büyük mücadelenin yansımaları olarak okunuyor.

Öte yandan İran’ın iç dinamiklerinin de göz ardı edilmemesi gerekiyor. Sosyal, ekonomik ve siyasal sorunların kökleri dikkatle incelenmelidir. Özgürlükler, kadın hakları ve başörtüsü gibi başlıklar hem ülke içi gerilim alanlarıdır hem de dış aktörler tarafından söylem düzeyinde kullanılan konular hâline gelmiştir.

Önümüzdeki dönemde İran, Çin-İngiltere hattına mı yaklaşacak, yoksa ABD ile daha sınırlı bir ortak zeminde mi buluşacak? Bunun yanında, İran’ın kendi siyasal gelecek tasavvurunun ne olduğu da belirleyici olacaktır. İran, hırslı ve agresif hedefleri olan, milis yapıları üzerinden etki alanını genişletebilen bir devlettir. Bunu nasıl başardığı sorusunun cevabı ise çoğu zaman perde arkasındaki ilişkiler ağında saklıdır.

ABD, mevcut coğrafyadaki asimetrik ve kontrolü zor yapıları tasfiye etmek istemektedir. Bunun temel nedeni Çin ile yaşadığı büyük stratejik rekabettir. Washington, bu süreci mümkün olduğunca az ekonomik kayıpla tamamlamayı hedeflerken, Çin-İngiltere hattının çatışmaları uzatması, ABD’nin yıpranmasına ve Çin’in göreceli kazanç elde etmesine yol açabilir.

Trump ve onu destekleyen yapıların bu denklemin farkında olduğu söylenebilir. Ancak ABD içindeki güçlü İsrail ve Siyonist lobiler önemli bir denge unsurudur. Bu yapılar etkisizleşmeden ABD’nin uzun vadeli küresel aktörlüğünü nasıl sürdüreceği ayrı bir tartışma konusudur.

Uzun süredir yeni ittifaklardan ve ezber bozan cephelerden söz ediyorum. Tarihsel hafıza önemlidir ancak bugünün siyasal sürecini yalnızca eski ezberlerle okumak yetersiz kalabilir. Soğukkanlı ve rasyonel bir siyaset anlayışıyla hareket eden Türkiye’nin doğru konumlanması bu yüzden önemlidir.

İran meselesine bakarken ülke içindeki tüm yapıları hesaba katmalı, sosyolojisini doğru analiz etmeliyiz. Duygusal refleksler çoğu zaman oyunu kuran aktörlerin işine yarayan araçlara dönüşebilir. Bu nedenle dikkatli ve temkinli olmak elzemdir.

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…

ÖNE ÇIKANLAR