Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Düşüş
0:00 0:00
1x
a- | +A

Tarihçiler, 6,5 asır ömür süren ve bu sürenin üçte ikisinde dünyaya hükmeden Osmanlı Devleti’nin duraklama ve gerileme dönemleriyle sahneden çekilme sebeplerini izâh ederken 3 kıtada alabildiğine genişlemesini ve merkezden buraları çekip-çevirme zorluğunu da sayarlar…

Kaldı ki Devlet-i Aliyye, adaletle hükmediyordu. “Cihan Devleti” mertebesine yükselmesinde icraatlarında adalet sahibi olmasının birinci derecede payı vardır.
Osmanlı, 20. Asrın ilk çeyreğinde emperyalist devletler ve onların taşeronları üstüne üstüne geldiğinde vatanı onlara terk etmedi. 7 cephede 7 düvelle vuruşa vuruşa hesaplaştı. Bu uzun ve ağır mücadelenin neticesinde yönetim şekli ve Devletin adı değişti ama varlığı devam etti ve devam gidiyor. Böylece Devlet-i Ebed Müddet üst kimliği korunmuş oldu…

ABD, bugün doğrudan veya üsleriyle hemen bütün dünyaya yayılmış vaziyette. Bu cephesiyle Osmanlı-ABD karşılaştırması yapılabilir…

ABD, Soğuk Savaş döneminde farklı coğrafyalara Sovyet yayılmacılığıyla komünizm tehlikesini önleme maksadıyla gelen bir dost olarak kendini ifade ediyordu. Şimdilerdeyse oraları ele geçirme gayesiyle güç gösterisi yapmakta. Bu durum, 2000’lerden itibaren böyle olmaya başladı. Çünkü şimdi artık tek kutup vardı; o da kendisiydi. Bu bir hastalıksa o hastalık Donald Trump’la birlikte ve bilhassa ikinci döneminde ağırlaştı. Trump’ın ikinci döneminde Amerika’nın itibar kaybı büyüdü.

ABD, Venezuela, Küba, Rusya, Çin ve İran’la kavgalı veya kavgaya sürüklenmek üzere. Washington, bu kadar devlet, millet ve cephede mücadele edemez. Devrinin Süper Gücü Osmanlının olmazsa olmaz değeri Î’lâyı Kelimetullah idi. Kendini hâlâ süper güç sanan Amerika’nın değeri ise yer altı ve yer üstü servetlerdir.

Amerikan vatandaşları, bir milletin ferdleri değildir. Bir devletin mensuplarıdır Amerika’da millet birliği değil, hatta ideoloji birliği de değil, menfaat ortaklığı vardır.
Osmanlı âdil bir Cihan Devletiydi. ABD’nin öyle bir derdi yok. Çünkü öyle bir geleneği olmadı. O, çıkarlar peşinde. Gelsin, kazanılsın da nasıl olursa olsun. Kızılderili soykırımındaki mantık sürüp gelmektedir. Hedefe aldığı devlete ihtarı şu oluyor:

-Ya otur, önündeki evrakı imzala veya topraklarını işgal ederim!!!

Böylesi fütursuzluklar, sokakta yapılınca adı, “mafya” oluyor, devletler yapınca “süper güç” deniyor! Bu yapılan, tarihe kötü miras bırakmaktır. Donald Trump, devletini maceraya sürüklüyor.

ABD, bu usul ve üslupla uzun vâdede kaybeder:

Kızılordusu olan SSCB, serçe kadar Afganistan’a dayanamadı ve dağıldı. Soykırımcı İsrail, kuş kadar Gazze önünde çâresiz kaldı. ABD de ummadığı bir zamanda aynı akıbete uğrayabilir. Nitekim yirminci asırdan bugüne; Vietnam’dan Irak’a bütün çıkarma ve çarpışmaları kayıptır. Kore’de Mehmetçik olmasaydı hâli hiç de iyi olmazdı…

İster devlet, ister şirket, isterse şahıs olsun… sahip olduğu kuvveti, emânet değil de kendine bahşedilmiş imtiyaz sanan, haddi aşmış olur, İlâhî iradeyi rahatsız eder ve sonuçta olan olur ve serçe, fili devirir!..

Kur’ân-ı kerîmin İbrahim Suresi 47. Âyetinde meâlen buyurduğu gözler önündedir:

-Hiç şüphesiz Allah, her şeyin mutlak sahibidir ve zalimlerden intikam alıcıdır…

Trump’ın güç zehirlenmesi yaşadığı düşünülebilir:

Bazı tarihçiler, Osmanlının aslında en güçlü olduğu Kanuni Sultan Süleyman zamanında gerilemeye başladığını; ancak, devlet, kuvvetli olduğu için bunun bir anda fark edilemediğini söylerler…

Bu tezin gerekçesi vardır:

Bir çınarda gövdeye girmiş kurdun verdiği ziyan hemen fark edilmez. Bir kimse Washington, DC’de yaşamaya başlarsa çok geçmeden Amerika’nın yaldızlarının dökülmekte olduğunu fark edebilir…

ABD, inişe geçmiştir!

Tarihçi ve sosyolog Muhammed bin Haldun el-Hadramî, içtimâi kanunu haber vermektedir:

-Devletler de tıpkı insanlar gibi doğar, büyür, yaşlanır ve ölür.

Bugün ABD’nin 39 trilyon dolar dış borcu var. AB ile 250 milyar dolar, Çin’le 350 milyar dolar ticaret açığı bulunmakta. Bunlara bir de maliyeti ağır savaş harcamaları dâhil olursa bu devleti iyi günler beklemiyor demektir.

SSCB’nin dağılması, dünyaya kötü aksetmedi, fakat ABD’nin dağılması, çok farklı sonuçlar doğurabilir. En evvel iç savaşa yol açar.

O hâlde soru şudur:

-Biz, bunları düşünebiliyor ve görebiliyorsak, ülkedeki sistemi işleten Derin Amerika, gidişatı görmüyor mu?

-Görmemesi mümkün mü?

O zaman, bir soru daha gelir:

-Vaziyet bu ise Derin Amerika, gereğini yaparak ABD’yi mâcerâya sürükleyen adamı harcamaz mı?

Önce şunun cevabını vermeli:

-Derin Amerika’nın bileşenleri nelerdir?

-Küreselci finansçılar, muhafazakârlar, silah endüstrisi ve askerler.

Her bir başlık, ayrı ayrı açılıp üzerine konuşulabilir…

Şu kadarını söyleyebiliriz:

-Günümüz Amerika’sı, 1960’lar Amerika’sı değildir. Bu sebeple Trump’a John F. Kennedy’nin âkıbeti takdir edilmez. Richard Nixson’ın Watergate Skandalı benzeri itibarsızlaştırma hamlelerini düşünmeleri çok daha mümkün. Nitekim, Trump’ın adli sicil kaydı, karmaşık ve kabarıktır. Derin Amerika, ara seçimlerde Trump’ı zapturapt altına alacak tedbirleri gerçekleştirebilir.

Amerika’nın hakîkatle yüzleşmesi, hakîkati kabullenmesi, zamanın aleyhine işlediğini fark etmesi kolay değil. Ama kolay da olsa zor da olsa durum böyledir. Bu büyük şirketler devletinde dolar, karşılığı hazinede olmayan paradır.

Bütün bu vakıalar, iktidarda karar mercii vazifesi yapan Başkanın ruh hâline tesir ediyor olsa gerektir. Hâlbuki iç katliam ve bazı haksızlıklardan, Siyonist İsrail’in desteklenmesinden dolayı bazı Amerikan şehirlerinde büyük çaplı gösteriler olmaktadır.

Trump, ülkede türlü iç kargaşa ve huzursuzluk yaşanırken kalkar çılgın bir kararla İran veya Küba gibi bir memlekete girerse vahim hata işlemiş olur.

Silah, her şey değildir.

Rahim Er'in önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR