Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Düşmanlığın sebebi
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD, İsrail ve İran, neden hasımlar, niçin çarpışıyorlar?

Aslında husumet, İsrail’le İran arasındadır. Siyonist ve evanjelistler, Yahudileri seçilmiş ırk sayanlar. Artık bu saplantılarını, insan kalemi girmiş Tevrat ve İncil üzerinden tanrılarına atıfla açık açık dile getirmekteler. İddialarına nazaran; "Yerkürenin Nil’in çıkış noktası Sudan yakınlarından başlayarak Harput yakınlarına, Fırat Nehri’nin kaynağına kadar olan milyonlarca km2’lik bölge, Yahudilerindir. Tanrı, buraları onlara vermiştir. Bu topraklar, İsrail’in mülküdür…" Bu ideolojiye itibar edilirse Orta Afrika’dan Güneydoğu Anadolu’ya kadarki Osmanlı Coğrafyası, Siyonistlerin malı sayılır.

Bu bir emperyalist ideolojidir.

Bir emperyalist ideolojiye de İran sahip:

İran, Şah İsmail’den bu yana bölgeye Şialık ihraç etme davranışından vazgeçmedi. Yavuz Sultan Selim Han, 23 Ağustos 1514’te İran topraklarındaki Çaldıran Ovasında cereyan eden meydan muharebesinde Sünnî Şeyh Safiyüddin Hazretlerinin torunu Şah İsmail’i hezimete uğratarak harp meydanından kaçma zorunda bırakmasaydı Anadolu Şialaşır ve Farslaşırdı.

İran, 1979’da "İslam Cumhuriyeti" tabelasını astıktan sonra Osmanlı sonrası bölgede doğmuş olan boşluklardan istifade yoluna giderek Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’e sızıp Haşdi Şabi, Hizbullah ve Husi adlarıyla vekil savaşçılar tedarikledi.

Tahran, Şialığı Sünniliğe karşı öylesine tahkim etmiş ki bu bir taassuba dönüşmüş hâlde. En somut örneğini de şu zor günlerinde gördük. Her şey belliydi. Tehlike geliyordu. Trump, en devasa uçak gemileri dâhil deniz ve kara unsurlarını İran üstüne yola çıkarmıştı. Türkiye bunun üzerine hem Cumhurbaşkanlığı ve hem de Hariciye olmak üzere tarafları Dar’üs Selam olan yani Barış Yurdu İstanbul’da bir mülakat ve mutabakat masasına oturtmak için diplomasinin bütün inceliklerini tatbik etti. Karşı taraf itiraz etmedi. İran, önce kabule yanaştı sonra caydı ve Umman Sultanlığı gibi Osmanlı’nın nahiye olan bir yerin tecrübesini tercih etti. Tabiatıyla olumlu bir gelişme olmadı. Bunun üzerine taraflar 26 Şubat’ta Cenevre’de masaya oturdular. ABD-İsrail, karşı tarafı oyalamaya başladı. İran hey’eti, bunu anlayamadı. Görüşmeler sürerken diğer cephe, 28 Şubat’ta başlayan ağır darbeleri indirmeye başladı. Bugün herkes inanıyor ki o toplantı, İstanbul’da yapılsaydı İran, bu büyük kayba maruz kalmayacaktı.

Türkiye, buna rağmen darılmadı. Saldırıları kınadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "şahsım ve milletim adına kardeş İran halkına taziyelerimi bildiriyorum" diye Tahran’a samimi bir mesaj yolladı. Aynı şekilde Amerikan üsleri olduğu için İran ateşine mâruz kalan Körfez ülkelerine de kınama mesajı yolladı.

İran’ın bu Şii yayılmacılığıyla İsrail’in “vadedilmiş topraklar” yayılmacılığı düşmanlığa ve çatışmaya dönüştü. Bugün kapıştılar. Yarın da çatışırlar.

ABD neden İsrail’e destek veriyor?

Veya Donald Trump değil de bir başkası Beyaz Saray mukimi olsaydı Washington, İsrail’e yine aynı desteği verir ve İran’a bu insafa sığmaz zulmü yapar mıydı?

ABD Kongresine seçilen senatör ve Temsilciler Meclisi üyelerinin çoğu, oraya âdeta Yahudi Lobisi’nin mümessili gibi giderler. Amerika’da Yahudi lobisi güçlüdür. Yahudi, paraya, medyaya, sinemaya ve para getiren çok şeye hâkim olduğu gibi himaye ettiği siyasetçiler yoluyla kongrede de söz sahibidir.

Bu sebeple 2026’da ABD’nin başında Donald Trump değil de bir başka politikacı olsaydı şu şartlarda o da İsrail’in baskı ve kışkırtmasıyla İran’ı vururdu. Fakat darbeler belki böylesine ağır olmazdı. Trump’ın kendi açısından aşmak zorunda olduğu mecburiyetleri var. Birincisi şu ahlaksızlık adasıyla alakalı müptezel görüntüler, davalar vs. Bu tarafı, dünyada tiksinti, Amerikan kamuoyunda nefret uyandırmıştır. İkincisi kasımda yapılacak ara seçimler. Anketler, Trump’ı zayıf gösteriyor. Donald Trump, Amerikan ordusunu kullanarak, Amerikan gençlerinin ölmesini hamaset sözleriyle duyurarak kendini halkın gözünde büyütüp ada maceralarını unutturmak, aleyhindeki davayı kaybetmemek ve seçimleri kazanmak peşinde...

Netice:

İran’a geçmiş olsun deriz. Bu musibetten ders almasını tavsiye ederiz. İsrail, bölgemizde çıban başı ve huzursuzluk sebebidir. İran da bölgede ayrı bir nifak unsuru olmamalı. İki milyar Müslümanın hemen tamamı Sünni iken, Ehl-i sünnetten neden farklı bir yol tutulur? İran, başına buyruk bir inanç peşinde olmasaydı bugün yalnız kalmazdı.

Ankara buna rağmen, 50 yıldır Türkiye’yi bölmek için uğraşan örgüte destek veren komşu İran’a böyle bir zor zamanında sırtını dönmedi.

Allahü teâlâ İran’ı bir felakete uğramaktan muhafaza buyursun...

Ancak; İran da bir nefs muhasebesi yapmalı.

Rahim Er'in önceki yazıları...