Orta Doğu’daki gerilimi hâlâ bölgesel bir çatışma veya klasik bir sınır anlaşmazlığı olarak okuyanlar varsa, fena hâlde yanılıyorlar. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, harita üzerindeki askerî hareketliliğin çok ötesindedir. Mesele bir füze menzili değil; küresel ekonomik nizamın şah damarına dayanan bir baskıdır. O damar ise coğrafyanın dünyaya sunduğu en kritik ve en kırılgan geçit: Hürmüz Boğazı...
Dünyadaki gübre arzının yaklaşık üçte birinin bu dar geçitten taşındığı gerçeği, krizin boyutunu yakıttan tabağımıza kadar taşır. Petrol ve doğalgazı bir anlığına denklemden çıkarsak bile, tek başına bu veri dehşet vericidir. Hürmüz’de yaşanacak bir tıkanma, yalnızca akaryakıt istasyonlarını vurmaz; doğrudan küresel gıda güvenliğini hedef alır. Gübre pahalanırsa tarımsal verim düşer; verim düşerse arz azalır; arz azalırsa fiyatlar kontrol edilemez bir hızla yükselir. Bu bir zincirleme reaksiyondur: Enerji krizi, kısa sürede kitlesel açlık riskini tetikleyen bir gıda krizine evrilir. Sosyal istikrarın temeli olan erişilebilir gıda, bugün Hürmüz'deki gemilerin güvenliğine emanettir.
Eskiden kriz denince akla sadece petrol ve petrodolar düzeni gelirdi. Ancak 21. yüzyılın enerji mimarisi kökten değişti. Avrupa ve gelişmiş ekonomiler, karbon ayak izini azaltma çabasıyla kömürden kaçarken, kendilerini devasa bir LNG (Sıvılaştırılmış Doğal Gaz) bağımlılığının içinde buldular. Katar’ın devasa üretim kapasitesine sahip Ras Laffan tesisleri, artık sadece bir sanayi bölgesi değil; Batının ısınma ve üretim garantisi hâline gelmiş bir stratejik kaledir.
İngiltere’nin 2035’e kadar gaz ihtiyacının %20’sini Katar’dan karşılama projeksiyonu, aslında bir kurtuluş planı değil, yapısal bir mahkûmiyet beyanıdır. Kuzey Denizi’ndeki öz kaynaklar tükenirken, Avrupa’nın Orta Doğu gazına olan bu göbekten bağımlılığı, kıtanın dış politikasını da rehin almaktadır. Böylesi bir kırılganlıkta, doğalgaz fiyatlarında görülen tek günlük %50’lik artışlar sadece hane halkı faturalarını kabartmaz; sanayi üretimini durma noktasına getirir, ihracat rekabetini yok eder ve domino taşı etkisiyle devasa işsizlik dalgaları oluşturur...
Diplomatik koridorlarda Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı Boru Hattı sıkça bir B planı olarak pazarlanıyor. Ancak rakamlar yalan söylemiyor, bu hattın kapasitesi, Hürmüz'den geçen devasa trafiğin ancak küçük bir kısmını absorbe edebilir. Üstelik jeopolitik riskler sadece Hürmüz ile sınırlı değil. Kızıldeniz hattındaki istikrarsızlık ve Bab el-Mendeb Boğazı üzerindeki tehditler, enerji lojistiğini çift taraflı bir kuşatma altına alıyor.
Gemilerin rotayı Ümit Burnu’na kırması ise kâğıt üzerinde basit bir navigasyon değişikliği gibi görünse de, ekonomik karşılığı bir felakettir!.. Binlerce kilometrelik ek yol; milyonlarca dolarlık ek yakıt maliyeti, haftalarca sarkan teslimat süreleri ve kontrolden çıkan navlun fiyatları demektir. Pandemi ve Ukrayna savaşıyla hâlihazırda yorgun düşmüş olan küresel tedarik zinciri, bu yeni ve daha ağır şoku kaldıramayacak kadar kırılgandır.
Dünya ekonomisi, son iki yılın enflasyon canavarını yeni yeni dizginlemeye, faiz artırımlarıyla piyasayı soğutmaya başlamışken; bu enerji şoku tüm kazanımları bir gecede silebilir. Enerji fiyatı arttığında sadece pompa fiyatı değişmez. Tarladaki traktörün mazotu, fabrikanın çarklarını döndüren elektrik, lojistik tırının yakıtı zamlanır. Bu maliyet artışı kaçınılmaz olarak market rafına, oradan da halkın alım gücüne bir darbe olarak iner!..
Ekonomistler bu noktada karanlık bir tablo çiziyor; Merkez Bankaları imkânsız bir tercihle baş başa kalabilir. Ya enflasyonu durdurmak için faizleri daha da artırıp ekonomiyi tamamen durduracaklar (resesyon), ya da hayat pahalılığının toplumsal bir patlamaya dönüşmesini izleyecekler.
Hürmüz Boğazı'ndaki gerilimi sadece uzak bir diplomatik kriz sanmak büyük yanılgı; çünkü oradaki her sarsıntı doğrudan soframıza dokunuyor. Enerji ve gıda bu kadar birbirine bağlıyken, Hürmüz'deki riskler artık dış haber olmaktan çıkıp hepimizin ortak geçim derdi hâline gelmiş durumda. Kısacası bu kriz; küresel refahın, sosyal adaletin ve en önemlisi toplumsal barışın gerçek bir turnusol kâğıdı olacaktır.

