Kurumlara ve kurallara dayalı olduğu varsayılan “dünya düzeni” artık işlemiyor… Peki, ne oluyor? Düpedüz “Orman Kanunu” hüküm sürüyor!.. Ne diyor Trump? “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok! Kendi kurallarım var…”
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez bütün Avrupa kıtasına ve dahi Batı Dünyasına örnek olması gereken bir çıkış yaptı… ABD ve İsrail’in haydutça saldırısına karşı ilkeli ve kararlı bir duruşla “SAVAŞA HAYIR” dedi. Sanchez sadece sözlü muhalefetle de kalmayıp daha ileri bir adım attı. Ve ABD-İsrail’in apaçık gayrimeşru biçimde yürüttüğü savaşta, İspanyol üslerinin kullanılmasına müsaade etmedi. İspanya’nın bu haysiyetli tavrı insanlık adına ümit verici… Zira son yıllarda cereyan eden zulüm karşısında, âdeta dilsiz şeytan gibi sessiz kalan Batı dünyası, dört seneden beri Siyonist İsrail’in Gazze’de sürdürdüğü soykırıma resmen gözünü kapattı. Bununla da kalmadı, “İsrail’in kendini koruma hakkı var” diyerek, soykırım ve insanlık suçlarına bir de kılıf uydurmaya kalkıştı. İşte İspanya bu ikiyüzlülük karşısında da Avrupa’nın düştüğü acınası vaziyetten uzak durdu. Tam aksine, terörist Siyonist İsrail’in alçakça ika ettiği soykırım vahşetine karşı da sesini yükseltti ve bir dizi diplomatik ve siyasi adımlar attı. Şüphesiz bu haysiyetli duruş, İspanya’yı ve basiretli yönetimini Avrupa kıtasında çok farklı bir yere taşımıştır. İspanya halkı haksızlık, zorbalık ve kanunsuzluk karşısında dik durmanın şerefini hak etmiştir… Avrupa’nın geri kalan ülkeleri bu asil hareketi örnek almalıdır. İspanya’nın bu çıkışından fena hâlde rahatsız olan Trump hemen ticari ilişkilerin kesilmesi tehdidinde bulundu. Trump freni boşalmış kamyonun yokuş aşağı gitmesi gibi bir hâl içinde. Nereye çarpıp duracağı elan belli değil. Bir de zorbalığı ileriye götürüp, istersek üsleri kullanabiliriz… diye hepten devlet başkanı değil de "mafyatik" bir yaklaşımla zorbalığı nereye kadar vardıracağını göstermiş bulunuyor. Ama herhâlde kendi ekibinden birileri kulağına fısıldamak zorunda kalacaktır. "Bu kadarı da fazla!" diye…
Bu şekilde omurgalı siyaset ve devlet adamları oldukça Trump gibi zorbaların da alanı daralacaktır. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Güney’deki Rota ve Moron askerî üslerinin İran'a yönelik saldırılarda kullanılmasına izin vermemesi sebebiyle, ABD Başkanı Donald Trump'ın İspanya ile ticari ilişkileri kesme tehdidinin ardından yaptığı konuşmada, dikkat çekici bir karşılık verdi: "İnsanlığın büyük felaketleri işte böyle başlıyor. Milyonların geleceğiyle Rus ruleti oynayamazsınız" dedi. Sanchez, Ukrayna, Gazze ve 20 yılı aşkın bir zaman önce yaşanan Irak Savaşı'nı hatırlatarak, "Geçmişin hatalarını tekrarlamaya karşıyım, Hükûmetimin tutumu şöyle özetlenebilir: Savaşa hayır!" ifadelerini kullandı. Sanchez, İspanya'nın tutumunun "açık ve tutarlı" olduğunu, Ukrayna ve Gazze'ye verilen tepkiyle aynı olduğunu belirtti. Trump'ın tehditlerinin Madrid'i İran'daki ABD-İsrail savaşını desteklemeye zorlamayacağına dikkat çeken Sanchez, "Dünya için kötü olan veya değerlerimize ve çıkarlarımıza aykırı olan bir şeye sırf birilerinin misillemesinden kaçınmak için ortak olmayacağız" şeklinde konuştu. İspanya Başbakanının bu son derece insani ve erdemli çıkışına benzer bir davranışı keşke İngiltere, Almanya ve Fransa gibi Avrupa’nın önde gelen devletleri de ortaya koyabilseydi…
En azından formel olarak Sanchez’in şu sözlerini onlar da seslendirebilirdi: "Hepimizi koruyan uluslararası hukukun ihlaline hayır diyoruz. Dünyanın meselelerini yalnızca bombalarla yapılan çatışmalar yoluyla çözebileceğini varsaymaya hayır diyoruz. Geçmişin hatalarını tekrarlamaya hayır diyoruz. Savaşa hayır diyoruz." Her şey gayet açık. İsrail’in kuyruğuna takılarak İran’a saldıran Amerika’nın vahşi siyasetinin aksine, Sanchez, akıl ve mantığın sesine kulak verip şunları söylüyor: “İran rejiminin çöküşünün kesin sonuçlarını tahmin edemeyeceğiz. Ancak bunun daha adil bir uluslararası düzene, daha yüksek maaşlara, daha iyi kamu hizmetlerine veya daha sağlıklı bir çevreye yol açmayacağından eminiz.” İspanyol devlet adamı Trump’a göre on kat daha basiretli: "Şu an gördüğümüz şey daha fazla ekonomik belirsizlik, petrol ve doğalgaz fiyatlarında daha fazla artış. Bu yüzden biz İspanya'da bu felakete karşıyız. Çünkü hükûmetlerin insanların yaşantılarını daha da kötüleştirmek için değil, iyileştirmek ve sorunlara çözüm üretmek için burada olduklarını anlıyoruz" diyor.
Beri tarafta ABD Başkanı Trump, Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile Oval Ofis'te yaptığı görüşmede basının sorularını cevaplarken, İran'a yönelik saldırılarda, Endülüs'teki Sevilla ve Cadiz kentlerinde bulunan Moron de la Frontera ve Rota askerî üslerindeki ABD ordusuna ait uçakların kullanılmasına izin vermediği için İspanya'yı eleştirmişti. Trump, ölçüyü ne kadar kaçırdığını şu sözlerle itiraf ediyordu: "İspanya üslerini kullanamayacağımızı söyledi, bu doğru değil. İstersek üslerini kullanabiliriz. Kimse bize üsleri kullanmamamızı söyleyemez. İspanya şu an berbat durumda. Aslında, Scotta (Hazine Bakanı Scott Bessent) İspanya ile tüm ticari ilişkileri kesmesini söyledim." Trump’ın bu salvolarını kös kös dinleyen Alman Şansölyesi acaba içinden neler geçiriyordu? İngiltere ve Fransa ile birlikte ABD-İsrail’in arkasına hizalanan Avrupa’nın giderek çaptan düşen “çelik çekirdeğin yarısı” sahi neyi hedefliyor? Bu arada, son zamanlarda ABD ile ilişkileri limoni seyreden, bir taraftan yönetimde gösterdiği zaaflar diğer yandan mütereddit politikalarla yol almaya çalışan İngiltere, Trump’ın göndermelerine maruz kalıyor. “İngiltere eskisi gibi değil…” diyen Trump, bu duruma çok hayret ettiğini ifade ediyor. Esasen Trump’ı kızdıran politikanın temelinde yatan şey daha derin ve kapsamlı. Evet, mesele Çin meselesi… Bu noktada Londra ile Washington arasında keskin görüş ayrılıkları var. Bakalım Londra içinde beslediği niyeti ne kadar hayata geçirebilecek? Aynı şekilde Fransa… Bir taraftan ABD’nin hoyrat politikalarından bunalmış vaziyette, diğer yandan Rus tehdidi karşısında yine aynı adrese muhtaç ve mahkûm!..

