Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
ABD/İsrail-İran savaşı ve bölgesel yansımaları...
0:00 0:00
1x
a- | +A

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik ortak saldırısının uluslararası hukuka aykırı olduğu açıktır. Ancak söz konusu ABD ve İsrail olduğunda uluslararası hukukun çoğu zaman esnetildiği ya da yok sayıldığı da bir gerçektir. İsrail’i tehdit eden her durumu “meşru müdafaa” kapsamında değerlendiren Batı yaklaşımı, aynı refleksi İran için göstermemektedir.

ABD açısından İran üzerinde ne yapılmak istendiği büyük ölçüde açıktır. Özellikle Donald Trump dönemindeki söylemler ve ABD-Çin rekabetinin nihai hedefleri dikkate alındığında, İran’ı Çin etkisinden uzaklaştırma amacı öne çıkmaktadır. Ancak "Pandora’nın kutusu" açıldıktan sonra hesaplanandan farklı boyutlarla karşı karşıya kalındı. ABD üzerinde İsrail’in etkisi kuşkusuzdur. Trump her ne kadar İsrail tarafından zorlanmadığını söylese de zaman ilerledikçe gri alanlar daha belirginleşecek ve tablo netleşecektir. Gelinen noktada taraflar daha sert ve kontrolsüz bir psikolojiyle hareket etmektedir...

İran ciddi stratejik hatalar yapmaktadır. Körfez ülkelerini hedef alırken bunun Amerikan üslerine karşılık olduğunu ifade etse de egemen devletleri doğrudan hedef seçmesinin makul bir izahı yoktur. İsrail yerine Körfez ülkelerinin hedef alınması, istemeden de olsa İsrail’in çizdiği senaryoya hizmet etmektedir... İran’ın dinî liderine yönelik suikast ise ABD açısından son derece riskli bir hamleydi. Bu adımın toplumsal hafızada nasıl karşılık bulacağı yeterince hesap edilmeden atılmış olabilir. Trump’ın zaman zaman şaşkın ve çelişkili bir görüntü vermesi, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun medyaya verdiği cevaplar ve beden dili, beklenen sonuçların alınamadığı izlenimini doğurmaktadır.

Bu süreç nereye evrilecektir? İsrail’in İran’ı zayıflatmak, hatta mümkünse parçalamak ya da kontrol edilebilir bir yönetim oluşturmak istediği açıktır. Pehlevi isminin yeniden dolaşıma sokulması bu çerçevede okunabilir. Ancak Trump’ın önceliği daha düşük maliyetli bir çıkış gibi görünmektedir. Buna rağmen İran’ın yanlış stratejik adımları, İsrail’in tezlerine Trump açısından alan açmıştır. İran süreci başından itibaren doğru yönetememiş, diplomasi masasını etkin kullanamamıştır. Oysa belirli aşamalarda fırsatlar mevcuttu.

İran içindeki toplumsal yansımanın nasıl şekilleneceği konusunda henüz sağlıklı ve objektif verilere sahip değiliz. Muhalif sesler üzerinden İran sosyolojisini tanımlamak yanıltıcı olur. Şii inanç sisteminin refleksleri ve kültürel kodlar dikkate alınmadan yapılacak değerlendirmeler eksik kalacaktır. Ayrıca İran rejimi de tek katmanlı değildir; farklı eğilimler ve güç odakları mevcuttur. Şu anda ağırlığın savaşa devam diyen şahin kanatta olduğu görülmektedir. Trump ise “makul birileri çıkarsa anlaşırım” mesajı vermektedir. Zaman zaman “Gelmek istediler ama artık geç kaldılar” şeklindeki ifadeleri, onun da bir çıkış aradığını göstermektedir. İran tarafı ise geri adım atmayacağını ve savaşa hazır olduğunu vurgulamaktadır.

ABD ile İran arasında söylem düzeyinde sertlik benzerliği vardır. Ancak İran, elindeki imkânları hesaba katarak hareket etmek zorundayken, bölgesel krizi genişleterek dolaylı baskı kurma yolunu tercih etmiştir. Bunun sürdürülebilirliği tartışmalıdır. Körfez ülkelerinin Washington’daki çevreler üzerinden Trump’ı frenlemeye çalıştığı iddiaları vardır; ancak İsrail lobisinin güçlü konumu bu çabaları zorlaştırmaktadır. İsrail açısından İran’ın ağır bir yara almadan süreci atlatması, gelecekte daha büyük bir tehdit anlamına gelmektedir...

İsrail’in İran içindeki etnik unsurları devreye sokma arayışları da dikkat çekicidir. PKK ve PJAK gibi örgütlerin hareketlendirilmesi, İran’ı bir “Suriye modeli” istikrarsızlık sürecine sürükleyebilir. Bu durum içeride etnik kimliklerin çatışma alanına dönüşmesi riskini barındırır. İsrail’in “Kürt kartını” devreye sokarak Kürt-Türk gerilimini İran içinde tetikleme hesabı yaptığı belirtilmektedir.

İran’ı kendi tarihsel kodlarıyla analiz ettiğimizde, Türk ve Fars unsurlarının birlikte inşa ettiği devlet geleneğini görmek gerekir. Bu tarihsel ortaklık, bölgesel dengeler açısından önemlidir. Bu nedenle hem etnik fay hatlarının kaşınması hem de Pehlevi gibi alternatif isimlerin gündeme getirilmesi, İran’ı içeriden zayıflatma stratejisi olarak değerlendirilebilir. Elbette tüm bunları kesinlik olarak değil, ihtimal çerçevesinde ele almak gerekir.

ABD ve İsrail bölgeyi ciddi çıkmaza sürüklemiştir. Buradan çıkışta Türkiye’nin diplomatik çabaları hayati önemdedir. Ancak bunun için İran’ın Türkiye’ye karşı daha samimi ve güven inşa edici bir tutum sergilemesi gerekir. İran’ın Körfez ülkeleriyle diyalog geliştirmek yerine onları hedef alması, kendisini yalnızlaştırma riskini artırmaktadır. Oysa Türkiye’nin yürüttüğü diplomasi açısından Körfez desteği de kritik önemdedir. Asıl mesele, İran’daki yeni liderliğin süreci içeride nasıl yöneteceğidir. Sadece askerî seçeneğe dayanılması hâlinde bölgesel krizin küresel yansımaları daha da derinleşebilir... İran’ın tüm tarafların yara alacağı bir savunma hattı oluşturma stratejisi kısa vadede etkili olabilir; ancak sürdürülebilirlik sağlanmadan uzun vadeli sonuç almak mümkün değildir.

İran ekonomik boyutta da sürecin geniş bir etki alanı oluşturmasını hedeflemektedir. Hürmüz Boğazı son derece kritik bir konudur. Küresel enerji güvenliğini riske atacak adımlar, kısa vadede baskı unsuru oluşturabilir. Ayrıca Körfez ülkelerinin güvenlik algısını sarsarak onları harekete geçmeye zorlamayı amaçladığı da anlaşılmaktadır. Ancak süreç uzadıkça ABD iç siyasetinde tartışmaların artması muhtemeldir. İran bunu hesaba katıyor olabilir. Buna karşılık İran’ın ekonomik ve askerî dayanma kapasitesi, stokları ve uzun vadeli sürdürülebilirliği belirleyici olacaktır.

İran’ın tüm coğrafyayı savaşın parçası hâline getirme çabası bir savunma refleksi olarak görülebilir. Fakat süreç uzadıkça bu yaklaşım İran’ın bölgesel desteğini kaybetmesine ve daha geniş bir cepheyle karşı karşıya kalmasına yol açabilir. Bu da çatışmanın genişlemesine hizmet eder. Coğrafya böylesi bir kaosu kaldıramaz.

ABD ve İsrail’in saldırılarını kınıyoruz; ancak İran’ın savaşı bölge geneline yayma stratejisini de kabul etmek mümkün değildir...

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…