İran’daki mevcut rejime yönelik pek çok eleştirimiz var. Coğrafyanın istikrarsızlaştırılmasında vekil güçlerinin neler yaptığını yakın tarihte, özellikle Suriye üzerinden gördük. Azerbaycan toprakları işgal altındayken Tahran’ın Ermenistan’a yakın durması da millî hafızamızda derin bir yara açtı. Rejimle farklı düşünen kendi vatandaşlarına çektirdiği çileler de ortada. Urmiye Gölü’nün kurumasına karşı demokratik haklarını kullanarak itiraz eden, ana dilinde eğitim talebini dile getiren Azerbaycan bölgesindeki milliyetçi aktivistlerin tutuklanabildiğini biliyoruz.
Suriye ve Irak’ta milisleri üzerinden yürütülen kanlı eylemler de hafızamızda tazedir.
Fakat bütün bu saydıklarımız, bugün İran’a yapılan saldırıları meşru kılmaz. ABD ve İsrail’in bölge sosyolojisine dayatmacı senaryolarının Orta Doğu’yu yıllardır çıkmaza soktuğunu artık görmeyen kalmadı. İran’ın seçilmiş meşru hükûmetini devirmeye çalışmak, üst düzey devlet adamlarını hedef almak dünyayı çok daha tehlikeli bir noktaya sürükler; azıcık aklı olan herkes bunun farkındadır...
İran’da masum çocukların bulunduğu okulların vurulması karşısında en yüksek sesle kınama yapmak yerine “demokrasi” ve “özgürlük” naraları atmak nasıl bir akıl tutulmasıdır?
Gazze’de binlerce çocuğu öldüren katil bir yapı olan İsrail’in İran’a gerçekten “özgürlük” getireceğine inanmak, yumuşak ifadeyle ahmaklığa, cahilliğe, sert ifadeyle ise beyni yıkanmış "zombi" olmaya işaret değil midir?
İran sosyolojisi katmanlıdır; tek renkli değildir. Kültürel ve tarihî hafızası, inanç sistemi ve geniş coğrafyaya yayılmış vekil güçleri birlikte değerlendirilmeden İran okunamaz. İran’daki yönetim biçimine muhalif on binlerce insan olabilir; zaten hangi ülkede tüm halk yönetimi sever? Muhalefet vardır, olmalıdır. Ancak rejimin muhalif seslere kulak tıkaması, kendi içindeki politik sorunları daha da derinleştirmiştir.
Ne olursa olsun, hiçbir gerekçe İran’a yönelik bu saldırıları haklı kılamaz. Bu saldırılar sıradanlaştıkça ve bunlara direnilmedikçe dünya tek bir gücün elinde köleleştirilecektir! İsrail, dinî gerekçelerle kurguladığı bir gelecek tahayyülünün peşindedir. İran, yapısı ve inanç sistemiyle İsrail’in önünde bir engeldir. Bu engeller tek tek ortadan kaldırıldığında ortaya çıkacak manzarayı tahayyül edebiliyor muyuz?
İran dinî lideri ve ailesi öldürüldü.
Birilerinin sosyal medyadan aparat olarak kullandığı bilgilerin yalan olduğu ortaya çıktı. Meğer ki, Hamaney hiçbir yerde saklanmamış. Ailesiyle birlikte normal hayatına devam etmiş.
Demek ki, "şehitliği" gönüllü olarak kabul etmiş.
Peki bu durumla ABD ve İsrail nasıl bir ahmaklık yaptı, söyleyelim;
İran halkı Musaddık sonrası ezilmiş gururunu unutmadı. Şah rejimine karşı ayaklanmalar olduğunda insanların elinde Musaddık’ın fotoğrafları vardı. Sosyolojik hafıza ve millî gurur, İran toplumu için de temel omurgadır. Hamaney’in öldüğüne sevinip bunu bir zafer sayanlar oldu; fakat “şehit edildi” diyerek intikam psikolojisine girenleri de gördük. Bu durum, İran toplumunda yeniden bir birleşme motivasyonu doğurmaz mı? İsrail, bir lideri öldürmekle teolojik gerekçeleri de ortadan kaldırdığını mı düşünüyor? Oysa ideolojik-dinî düşünce sistemlerinde şehitlik en yüksek makamdır. Bunu hesap ettiler mi?
İsrail’in, Pehlevi üzerinden İran okuması yapanların hesapları tutacak mı? İran içindeki Azerbaycan Türklerinin varlığı son derece önemlidir. Devlette, ticarette ve ideolojik yapıda Türklerin güçlü bir ağırlığı vardır. Pehlevi döneminde en büyük asimilasyonu ve kıyımı yaşayanlar yine Türklerdi. Bugün ABD ve İsrail bir şeyler dayatıyor diye Tebriz ve Urmiye bunu kabul eder mi? Tebriz’in “evet” demediği bir dayatma sonuç verir mi? Vermez!
İran’ın geleceğine, İran halkının kendisi karar vermelidir. ABD ve İsrail istedi diye yeni siyasi senaryolar dayatmak, bölgeyi daha büyük bir çıkmaza sürükler. İran’ın üst düzey isimleri hedef alındı; hâlâ öldürülmesi istenen isimler listelerde dolaşıyor. Sağ ya da sol fark etmez, direniş gösterebilecek herkes bu listede olabilir. Yani ABD ve İsrail’in ihtiyacı olan şey, pasif ve teslimiyetçi bir kadrodur.
ABD ile İsrail’in beklentileri tamamen aynı mı? Burada kısmen aynı fikirdeyim. ABD için kısa ve düşük maliyetli çözümler önemlidir; İsrail ise bu fırsatı sonuna kadar kullanıp maksimum kazanım elde etmek istiyor. İsrail’in hedefinde Pehlevi’yi yeniden sahaya sürmek, ardından parçalanma ve iç kargaşa oluşturmak var!.. ABD ise mevcut rejimle anlaşabilirse masaya oturabilir.
Umman’da görüşmeler sürerken saldırı yapılması ne anlama geliyor? İran kendi şartlarının da kabul edilmesini istedi; bu son derece doğal. Görüşmeler devam ederken gelen saldırı, “ABD’ye güvenilir mi?” sorusunu keskin biçimde gündeme getirdi. Gelecekte kim ABD’ye güvenecek? Umman Dışişleri Bakanı’nın anlattıkları ibretliktir. Ara buluculuk için verilen bilgiler saldırıya fırsat olarak kullanılmışsa bunun ahlaki, vicdani, insani bir tarafı var mıdır? Hayır, yoktur. Masaya oturup görüşme yürütürken karşı tarafın saldırıya geçmesinin tek adı vardır: İşgal zihniyeti!..
Türkiye ara buluculuk misyonunu devreye soktu. Günlerdir Ankara gelişmeleri yakından takip ediyor. Saldırıların başlamasıyla birlikte ilgili kurumlar harekete geçti, arka plan diplomasisi başlatıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan talimat verdi; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve MİT Başkanı İbrahim Kalın devreye girdi. Ancak İsrail’in saldırıları kadar İran’ın Körfez’deki ABD üslerine yönelik misillemeleri de kabul edilebilir değildir!.. Tansiyon bu şekilde yükselirse herkes için içinden çıkılmaz bir tablo doğar.
Uluslararası hukuk açısından bakıldığında ise ne yazık ki bugün dünya, âdeta “orman kanunları” ile yönetilmektedir.
Netanyahu’nun savaş nedenleri geniş ve çok katmanlıdır; bunları defalarca yazdık. ABD’deki Epstein dosyalarını, İsrail lobisinin etkisini de unutmamak gerekir. Trump’ın bu süreçte ne kadar bağımsız hareket edebileceğini zaman gösterecek. Görünen şu: İsrail, kendi çıkarlarını ABD’nin çıkarlarıyla eşleştirmeyi başardı ve Orta Doğu’nun tamamında belirleyici olmak istiyor... Hindistan ve Yunanistan’la yaptığı anlaşmalar da bu büyük stratejinin parçalarıdır. Akdeniz yolu ve tarihî ticaret hatlarının kontrolü için yürütülen bir paylaşım mücadelesi söz konusudur.
Meselenin İran halkına “özgürlük” getirmek olmadığı, zerre kadar aklı olan herkes için açıktır. Gazze’de on binlerce insanı katleden Netanyahu’nun bugün İran halkına özgürlük vadetmesi inandırıcı değildir.
Böyle bir tabloda İran desteklenmeli mi?
Cevap nettir: Evet, desteklenmelidir.
Ancak bu destek, rejimin tüm politikalarını onaylamak değil; emperyal dayatmalara, hukuksuz saldırılara ve bölgeyi ateşe atacak müdahalelere karşı durmak anlamına gelmelidir. Çünkü mesele yalnızca İran değil, bütün bir bölgenin geleceğidir.

