Kıymetli okurlarım, hatırlarsanız önceki yazılarımda sık sık ABD ile İngiltere arasındaki hedef farklılıklarına dikkati çekmiştim. Çin meselesi Anglosakson dünyayı iki ayrı çizgiye doğru itiyor; bu artık net. Ne var ki ayrışma bununla da sınırlı değil.
Bir başka kritik fay hattı da İsrail ile ABD arasında uzanıyor ve bu hat giderek daha belirgin hâle geliyor.
“Nasıl yani, ittifak hâlindeler” diye sorabilirsiniz. Evet, ittifak hâlindeler; fakat ABD’nin küresel tasavvurundaki öncelikler ile İsrail’in öncelikleri arasındaki farklar artık daha kalın hatlarla görünür hâle geliyor. Orta Doğu’daki gelişmeleri analiz ederken İsrail’in “ya her şey ya da dünyayı yakarım” yaklaşımını yabana atmamak gerekir. Zira bu tutum, iki müttefik arasındaki çelişkinin zeminini oluşturmaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri Çin’le büyük hesaplaşmaya hazırlanırken kendince bir dünya düzeni inşa etmeye çalışıyor. İsrail ise bu dizaynın tam merkezine kendisini perçinlemek istiyor. Orta Doğu’da tek belirleyici aktör olma arzusunun en açık göstergesi, İran üzerine kurduğu operasyonel baskıdır. İsrail, Arap coğrafyasında kendisiyle sorun yaşamayan yönetimleri tolere edebiliyor, fakat Türkiye’yi stratejik bir sorun olarak görüyor. ABD ile İsrail arasındaki temel çelişki de tam burada düğümleniyor.
Peki ABD bu süreci kontrol edebilecek mi?
Binyamin Netanyahu’nun zaman zaman ABD’yi hedef alan sert söylemlerini bu bağlamda okumak gerekir. “Biz kurduk, biz de yok ederiz” tonuna yaklaşan çıkışlar boşuna değildir, çünkü esas meselelerde Washington ile tam mutabakat sağlayamıyorlar. Birincisi, İsrail’in İran konusundaki maksimalist tutumuna ABD aynı ölçüde yanaşmıyor. İkincisi ve daha önemlisi, Türkiye meselesinde ABD, İsrail’in sert çizgisini bütünüyle desteklemiyor.
İsrail, Orta Doğu’da tek başına belirleyici olamayacağını biliyor. Bu yüzden, Donald Trump yönetiminden azami kazanım elde etmeye çalışıyor. ABD ise Türkiye ile İsrail’in doğrudan çatışmasının doğuracağı sonuçları çok iyi hesaplıyor. Zira böyle bir tablo, bir yandan yılların müttefiki İsrail’i ciddi risklerle karşı karşıya bırakır, diğer yandan Türkiye’nin alternatif ittifak hatlarına yönelme kapasitesini devreye sokabilir. Bu ihtimal, Washington açısından yeni ve karmaşık bir denklemi beraberinde getirir.
ABD için ideal senaryo; Türkiye ile İsrail’in tam anlamıyla uzlaşması zor olsa bile en azından karşı karşıya gelmemesidir. Zira İsrail’in bölgedeki hedeflerinden sadece Türkiye değil, Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkeler de rahatsızlık duymaktadır.
Recep Tayyip Erdoğan’ın son yıllarda inşa ettiği küresel ve bölgesel stratejilere bakıldığında, Türkiye’nin, İsrail’in hamlelerine karşı ön alıcı politika izlediği görülür. Afrika Boynuzu’ndan Akdeniz’e, Orta Doğu hattından Türkistan coğrafyasına uzanan açılımlar, İsrail’in planlarını dengeleme arayışının parçasıdır.
ABD’nin İran konusundaki yaklaşımı ise temelde yöntem farklılığıdır. İran çevresine yapılan askerî yığınak, daha çok sınırlı ve lokal operasyon ihtimaline işaret ediyor. Trump’ın iç politik dengeleri, özellikle ara seçimler ve İsrail lobisinin desteği gibi faktörler de bu hesaplamada rol oynuyor. Ancak küresel dizayn meselesi Trump açısından hayati önemdedir.
Türkiye ile İsrail arasındaki gerilimin sıcak çatışmaya evrilmesi, ABD için ciddi bir kriz anlamına gelir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde ABD-İsrail ittifakının çelişen yönleriyle daha sık karşılaşacağız.
İsrail yalnızca Orta Doğu’da değil, Afrika ve Türkistan hattında da Türkiye’nin hareket alanını daraltmayı hedefliyor. Türkiye ise hem bu stratejinin farkında hem de sahada karşı hamleler geliştirmekten geri durmuyor. İsrail, Trump dönemini maksimalist taleplerini gerçekleştirmek için bir fırsat penceresi olarak görüyor. Türkiye ise bu sürecin bilinciyle hareket ediyor.
Erdoğan’ın İsrail’e yönelik son yıllardaki açıklamalarına bu gözle bakmak gerekir. Bu söylemler iç siyasete dönük hamleler değil, Türkiye’nin doktrinsel bakış açısının yansımasıdır. Ankara, bölgesel ve küresel ittifak mimarisinde İsrail’in dayatmak istediği tabloyu dengelemek ve gerektiğinde bozmak için yoğun çaba içindedir.
Sonuç olarak, ABD ile İsrail arasındaki “Türkiye” merkezli çelişki, Türkiye’nin artan kapasitesi ve imkânlarıyla daha da derinleşecektir.
Asıl sorular şunlardır:
ABD, Türkiye-İsrail gerilimini nasıl yönetecek?
Trump bu dengeyi kurabilecek mi?
Bunu zaman gösterecek...

