Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
ABD-Çin hesaplaşmasının jeopolitik sahası: İran
0:00 0:00
1x
a- | +A

İlk bakışta ABD ile İran arasında sert bir kriz görüntüsü var. Fakat bu tabloyu doğru yorumlayabilmek için İran rejimi meselesini birkaç başlık altında, daha geniş bir perspektifle değerlendirmek gerekir.
Öncelikle İran’da yönetim ile halk arasındaki ilişkileri, uygulanan baskıcı ve sert yöntemleri elbette unutmuyoruz; ne var ki bugünkü gelişmelerin arka planı, daha büyük ve çetrefil sorunların yaklaştığını hissettiriyor.

ABD ile Çin her alanda yoğun bir rekabet içinde ve bu rekabetin bir noktada büyük bir hesaplaşmaya evrilmesi kaçınılmaz görünüyor. Uzun zamandır yerel savaşların önemli bir bölümünü, ABD-Çin mücadelesinin parçaları olarak okuyorum. İran meselesi de bu çerçevede olağanüstü sorunları beraberinde masaya getiriyor.

Peki ABD neden bu kadar askerî ve stratejik yığınağı bölgeye topluyor? Bu yalnızca bir blöf mü, yoksa kaçınılmaz ve kanlı bir hesaplaşmanın habercisi mi? Sözde Orta Doğu’dan çekilen ABD geriye mi dönüyor? Başkan Donald Trump’ın “çekilme” stratejisini ilk günden gerçekçi bulmamamın nedeni de yine ABD-Çin hesaplaşmasıyla ilgilidir. Her iki güç de büyük hesaplaşma gününe kadar ikmal yollarını, cephe hatlarını ve özellikle enerji rezervlerinin kimin kontrolünde olacağını belirlemeye çalışıyor.

Peki, büyük savaş maliyetinden kaçınan Trump, maliyeti yüksek sonuçlar doğurabilecek İran hamlelerini nasıl bir yöntemle yapmak istiyor?

İran, Çin’i terk eder mi?

Hangi açıdan bakarsak bakalım, sisli ve muğlak bir süreçten söz ediyoruz. İran rejimi sürecin nereye evrildiğini görüyor. Bu yüzden dili zaman zaman yumuşatsa da geri adım atmıyor. Bu öz güven ve stratejik akıl, Çin faktörüne ilişkin tespitlerimizi de güçlendiriyor.

Çin, İran’a yönelik istihbari operasyonlara karşı ne ölçüde karşı hamle yapabilecek? Bunu sahada göreceğiz. Zira Çin konusunda hâlâ net hükümler vermek zor, sahadaki kabiliyetine şimdi tanıklık edeceğiz. Dolayısıyla İran hakkında kesin çıkarımlar yapmakta acele etmemek gerekiyor. Çünkü Çin’in gerçek hamlelerini henüz görmedik. Elbette işin bir de İsrail boyutu var. Ancak aynı Çin’in İsrail üzerinde de belirli ölçüde etkisi olduğu unutulmamalı. Bu süreç son derece ilginç ve çok katmanlıdır.

İran’da rejim değişir mi, ülke parçalanır mı, kaç parçaya bölünür? Bu sorular da yabana atılacak sorular değil. İsrail’in uzun vadeli hedeflerinden biri olarak bu senaryolar sıkça dillendiriliyor. Fakat asıl mesele; küresel büyük hesaplaşmanın konjonktürü içinde bu soruların ne ölçüde karşılık bulacağıdır!

İsrail’in İran’ı parçalamak istediği açık. ABD’nin Çin’le hesaplaşmasında İran’la yaşadığı krizin de kaçınılmaz olduğu görülüyor. Bu süreçte istihbarat aparatlarını devreye sokmuş bir İsrail gerçeği var karşımızda. Böyle bir tablonun özellikle Türkiye ve Azerbaycan açısından nasıl sonuçlar üreteceğine dikkatle bakmak gerekiyor...

İsrail’in stratejik tahayyülü, tıpkı İngilizlerin okyanuslara açılan devletler kurma modeline benzer biçimde, çevresinde yeni “İsrailler” oluşturmak üzerine kurulu görünüyor. Bu yapı için dostluklardan ziyade hedefler esastır; satılamayacak olan tek şey, kendi stratejik hedefleridir...

İran’ın sosyolojisi farklıdır!..

Şimdi İran’ın iç dinamiklerine bakalım... İran rejimine yönelik toplumsal yaklaşım homojen değil; destekleyen kesimler de var, karşı çıkanlar da. İsrail’in gözdesi sayılan Rıza Pehlevi bir kenara bırakıldığında, ülkede farklı grupların ve çeşitli bakış açılarının varlığı açıkça görülüyor. Bu nedenle küresel savaş ihtimali ile iç huzursuzluğu bire bir örtüştürerek okumak sağlıklı değildir. Ancak içerideki sorunların ortaya çıkardığı tabloyu da göz ardı edemeyiz. Bölgesel istikrarı değerlendirirken bu unsuru mutlaka hesaba katmak gerekir.

İran rejimi küresel baskılara alışık bir yapıdır. ABD de şunu gördü: Rejime sert muhalefet eden kesimler olsa bile, doğrudan ABD müdahalesi bu kesimleri otomatik olarak ABD yanlısı bir çizgiye taşımıyor. Trump’ın yöntemlerini Venezuela örneğinde gördük; fakat aynı yöntemin İran’da bire bir işlemesi mümkün değil. Çünkü İran’ın sosyolojisi, tarihi ve devlet yapısı farklıdır.

ABD’nin hesabı: Düşük maliyet!

ABD’nin en düşük maliyetle süreci kendi lehine nasıl çevirmeye çalışacağını göreceğiz. Ancak bir anlaşma arayışında olduğu da ortadadır. İran ise Çin faktörünü ve büyük hesaplaşmadaki payını almadan masaya oturmak istemediği için taviz vermiyor ve direnecek gibi görünüyor. Bu direnişin ABD açısından da olumsuz sonuçlar doğurması ihtimal dâhilindedir...

Hiç kuşkusuz bu ağır süreç sadece İran’ı değil, tüm coğrafyayı etkileyecektir. ABD için de ciddi bedelleri olacaktır. Fakat küresel nihai hedefler söz konusu olduğunda ABD bu zorluğu omuzlamayı göze alabilir. Çünkü ABD-Çin hesaplaşmasının sonucu, Washington açısından hayati önemdedir.

İran’ın geleceği yalnızca Orta Doğu’yu değil, Orta Asya’yı da etkileyecek. Bu nedenle Çin için de hayati anlam taşımaktadır...

Nasıl davranacağı, sabrı ve stratejik kabiliyetinin sınanacağı bir süreçten geçiyoruz...

Sonuç olarak İran meselesi, çok boyutlu ve katmanlı bir analiz gerektirir...

Sevil Nuriyeva’nın önceki yazıları…

ÖNE ÇIKANLAR