Haftalardır, hatta aylardır ülke televizyonları her akşam canlı yayınlarla etrafı velveleye veriyor!.. Ekrandaki değişmez soru da şöyle: ABD bu gece İran’a saldıracak mı? ABD galiba bir gece saldıracak...
Türk ve dünya medyası, ABD’nin Basra Körfezi ve çevresine yaptığı devasa askerî yığınağı konuşuyor… Saldırı gruplarında yer alan uçak gemileri ve onlara eşlik eden hava savunma muhripleri, denizaltılar vs. tek tek anlatılıyor. Ama en çok da uçak gemileri üzerinde konuşlu olan savaş uçaklarının sayısı, çeşitleri, özellikleri uzun uzun anlatılıyor. F-15’ler, 16’lar, F-18’ler, F-22’ler, F-35’ler vs... Bir de tanker uçakları var. Çok nitelikli. ABD’nin askerî gücü malum. Dünyadaki en büyük kara kuvvetlerine, en büyük deniz kuvvetlerine, en büyük hava kuvvetlerine sahip… ABD’nin faal hâlde bulunan on iki tane uçak gemisi var. Her birinin üzerine 60 ila 90 uçak konuşlanabiliyor. Mukayese için belirtmek gerekirse Rusya’nın envanterinde bir tane uçak gemisi var. O da hizmet dışı!.. ABD’den sonraki en büyük silahlı güce sahip olan Çin’in dört beş tane uçak gemisi var… Yani ABD açık ara önde. Dünya savunma harcamalarının tek başına yüzde kırkını yapıyor. 2025 savunma bütçesinin büyüklüğü bir trilyon doları aşmıştı… Bu hususta her şey açık. ABD’nin silah üstünlüğü tartışmasız. O silahlı gücü ayakta tutan ekonomik güç bakımından da hâlâ bir numara. 31 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe sahip. Gerçi 38 trilyon dolar da borcu var… Zaten Trump’ın bütün çökme politikaları da, bu borcu tasfiye etmeye yönelik...
Konuyu daha fazla dağıtmadan esasa gelelim. ABD ilk defa İran’ın çevresinde olduğu gibi büyük yığınak yapmıyor… Amerika mesela Vietnam’a beş yüz bin asker göndermişti. Bunun yanında yedi bin adet uçak ve helikopter de işbaşında idi. ABD’nin o dönemdeki en başarılı generali olan William Westmoreland bu devasa güce komuta ediyordu. Peki netice ne oldu? Amerika yedi-sekiz senelik serüvenin sonunda çok aşağılayıcı biçimde bir mağlubiyetle yüz yüze geldi. On binlerce ölü bırakarak telaşlı ve darmadağın bir şekilde geri çekildi. O günlere ait ibret verici görüntüler arşivlerde mevcut…
Amerikan askerî saldırısına maruz kalan ülkelerin yaşadığı şey yıkımdır. Çünkü ABD’nin savaş üslubu böyledir. En vahşi bombardımanları yapar, fakat beklediği sonucu da bir türlü alamaz. Napalm bombalarıyla bütün Vietnam ormanlarını yakıp kül etmişti mesela... En az iki milyon Vietnamlı hayatını kaybetti. Ama neticede ABD, elli seneden beri hâlâ sendromunu yaşadığı Vietnam yenilgisini unutamadı. 1991’deki Birinci Körfez savaşında da Irak’a yönelik olarak, bütün Körfez ülkelerini garnizona çevirmişti. Sadece Amerika değil, 36 ayrı ülkeden teşekkül eden koalisyon güçlerinin iştirakiyle, o tarihe kadar görülmemiş cesamette askerî yığınak yapmıştı. Hâlbuki, Irak Ordusundaki askerlerin postalları bile yırtıktı. Evet, buna dair görüntüler dünya televizyonlarında yayınlandı!.. Sekiz senelik İran savaşında, zaten bitap düşmüş olan Irak ordusunun bırakın savaşmayı, tatbikat yapacak mecali yoktu. Lakin ABD’nin o dönemdeki başkanı Baba Bush, ıskartaya çıkaracağı silahların parasını Körfez ülkelerinden ve özellikle Kuveyt’ten çıkarmak için büyük bir savaş tiyatrosu sahneledi!.. Kuveytlilerin ateşkesten sonra verdikleri brifingde, savaşın yalnızca bu ülkeye maliyeti 65 milyar dolar olarak açıklanmıştı. Körfez Savaşında ABD ve koalisyon güçlerine komuta eden “Çöl Ayısı” lakaplı General Norman Schwarzkopf, “Bağdat’ı bana işgal ettirip Saddam’ı devirmeme izin vermediler” dediği için erken emekli edilmişti… ABD için esas hedef başka ülkelerin zengin kaynaklarına çökmenin yolunu bulmak. O yüzden de her zaman sağ gösterip sol vurması meşhurdur. Körfez Savaşındaki anormal yığınağın, pili bitmiş Irak ordusuna karşı gerekli bir hazırlık olmadığı gayet açıktı. Ama dünyanın o günkü hâli (Sovyetler Birliğinin çöküş dönemi…) ABD’ye istediği gibi manevra yapma imkânı veriyordu.
2001 yılında, ABD 11 Eylül saldırılarını gerekçe göstererek, NATO’yu da tanımlanmış görev alanı dışında yanına alıp savaştırarak, Afganistan’ı yirmi yıl boyunca dağ taş demeden bombaladı… Afganistan’da en az yarım milyon sivil insan hayatını kaybetti bu vahşi bombardımanlarda… Bölünmüş, parçalanmış, içeride etnik çatışmalar dolayısıyla birbirinin gırtlağına sarılmış Afganistan halkına bir türlü baş eğdiremediler. Ve yirmi yıl sonra tıpkı Vietnam’da olduğu gibi, yine utanç verici bir şekilde geri çekilmek zorunda kaldı…
Dememiz o ki, ABD istediği kadar devasa askerî yığınaklar yapsın, istediği kadar savaş suçları da işleyerek ülkeleri tahrip etsin. Asla beklediği sonucu alamaz!.. Bakınız 2003 yılında yine başta İngiltere olmak üzere, bazı ülkelerin koalisyon güçleriyle Irak’ı yakıp yıktı ve işgal etti. Hesabı ve hedefi Irak’ın zengin petrol kaynaklarına çökmek idi. Gelgelelim sahte belgelerle Saddam’ın kitle imha silahları imal ettiğini ispatlıyordu. Netice olarak Irak yakılıp yıkıldı. En az bir milyon Iraklı sivil katledildi. Velakin bugün Irak’ta, ABD’den daha ziyade İran’ın nüfuzu geçerli!..
Şimdi Trump Yönetimi, bu defa yaptığı korkunç yığınakla İran’ı vurup, bütün bir bölgeyi kaosa sürükleyecek! Ama bundan en büyük çıkarı ABD değil, İsrail elde edecek. Amerika bir kere daha Siyonizm’in hizmetinde Orta Doğu’da etkileri çok derin olacak bir bela çıkarıyor… Fakat şunu unutmayalım; bu macera ABD’ye çok pahalıya patlayacak!..

