Takvimler 1 Ocak 2026’yı gösterdiğinde Ankara, bölgeyi bekleyen puslu havayı çoktan sezmişti. Sayın Cumhurbaşkanı’mız ve Dışişleri Bakanı’mız Sayın Hakan Fidan’ın İstanbul merkezli kurmaya çalıştığı rasyonel barış köprüsü, aslında coğrafyamızı bekleyen kaotik denklemi, istikrarlı bir mimariye tahvil edecek yegâne stratejik akıldı. Bu akıl, yalnızca diplomasinin saklı yollarını değil, sahadaki gerçeklerin sert ve acımasız dokusunu da hesaba katıyordu.
Dün sabah saat 09.30’da Tahran’da patlayan bombalar, sadece binaları yıkmakla kalmadı; Cenevre’de “süreç çok olumlu geçiyor” diyerek dünyaya servis edilen sahte iyimserliği de yerle bir etti. Önceki gün Cenevre’de verilen olumlu mesajlar, dün sabah füzelerin ateşlenmesiyle diplomasinin bir barış aracı değil, sahada kurgulanan emrivakileri gizlemek için bir zaman kazanma manevrası olduğunu ifşa etti. Ankara’nın 1 Ocak’tan bu yana ilmek ilmek işlediği diplomasi trafiği, yalnızca müzakere arayışı değil; bölge halklarının huzurunu ve enerji koridorlarının güvenliğini merkeze alan kalıcı bir Bölgesel İstikrar ve Refah Havzası beyanıydı.
Washington ve Tel Aviv, Tahran’ı diplomasi masasında ve Umman’ın nötr zemininde uyuturken, hedef kilitlerini Jomhouri Meydanı’ndan Liderlik Konutuna kadar çoktan tamamlamıştı. Trump’ın devasa olarak tanımladığı bu harekâtın, tam da Cenevre görüşmeleri pozitif ilerlerken başlaması, diplomasinin artık bir çözüm aracı değil, füzelerin koordinatlarını gizleyen bir sis perdesi olarak kullanıldığının en net göstergesiydi.
Vekâletten doğrudan hesaplaşmaya
Trump’ın Truth Social üzerinden paylaştığı “Bitirdiğimizde hükûmetinizi alın” çağrısı ve Pentagon’un Epik Öfke Operasyonu (Operation Epic Fury) isimlendirmesi, sahadaki gerilimin yalnızca bir nükleer mesele olmadığını, açık bir rejim tasfiyesi ajandasının devrede olduğunu gösteriyor. Masada müzakere konuşulurken, sahada marketlerin, okulların, hayat alanlarının üzerinde yükselen simsiyah dumanlar, diplomasinin sahadaki acı gerçekleri gizleyen bir perdeye dönüştüğünü gösteriyor.
Kapanan hava sahaları, Bahreyn’deki 5. Filo’ya düşen füzeler ve Al Udeid Üssünde çalan sirenler… sözün bittiği yerde sahadaki gerçekler konuşuyor.
İran’ın misilleme olarak BAE, Katar ve Bahreyn’deki ABD üslerini hedef alması, krizin artık vekâlet konforundan çıktığını gözler önüne seriyor. Kontrollü gerilim dönemi sona erdi; yerine İsrail’in daimî olağanüstü hâl ilan ettiği ve kimsenin kazanamayacağı bir bölgesel yıkım geldi.
Türkiye’nin ısrarla vurguladığı “Bölgesel sahiplenme” çağrısı bu noktada anlam kazanıyor; bölge dışı aktörlerin her füzesi, coğrafyamızda 50 yıllık bir kaosun fitilini ateşliyor. Artık bu, teorik bir risk değil; sahada fiilen yaşanan bir krizdir.
Bugün gelinen noktada, küresel sistem âdeta küresel sistemin çöküş noktasına geldi.
Diplomasinin tozlu masalarından çıkan raporlar ve steril salonlarda servis edilen olumlu mesajlar artık sahada geçerliliğini yitirdi. Gerçek, füzelerin ve sirenlerin altında beliriyor: Barış, yalnızca sahaya hâkim olan ve geleceği öngörebilen devlet aklının inisiyatifinde mümkündür.
Kelimeler yetersiz, sahadaki gerçekler acımasız. Türkiye, bu tarihî eşikte hem kendi iç kalesini koruyacak hem de bölgeyi kaostan çıkaracak kudretiyle öne çıkıyor. Devlet aklı, mühür vuran irade ve İstanbul Ruhu, bugün sahada barışın ve düzenin en güçlü garantisidir.
Nitekim Dışişleri Bakanlığımızdan gelen açıklama, Ankara’nın bu ateş çemberindeki net duruşunu ve ciddiyetini bir kez daha ilan etti. Bakanlık; İsrail ve ABD’nin saldırılarıyla başlayan, İran’ın üçüncü ülkeleri hedef almasıyla genişleyen bu süreci küresel istikrarı riske atacak nitelikte olarak tanımladı.
Ankara, uluslararası hukuka aykırı eylemlerden duyduğu derin kaygıyı ifade ederken, şiddeti tırmandıran kışkırtmaları en sert şekilde kınadı. Bakanlığın mesajındaki en kritik eşik ise Türkiye’nin pasif bir gözlemci değil, aktif bir aktör olduğu vurgusudur: "Türkiye, ara buluculuk konusunda gerekli desteği vermeye hazırdır."
Açıklamadaki "Türkiye ara buluculuk için her türlü desteğe hazırdır" vurgusu, füzelerin çizdiği karanlık haritaya karşı rasyonel devlet aklının son çağrısıdır. Ankara için öncelik nettir: Bölgesel barış ve vatandaşlarımızın güvenliği. Şimdi tüm gözler, dumanlar arasından yükselen bu tarihi Türkiye hamlesindedir.

