Siyonist Netanyahu’nun eşeğine binip İran bataklığına giren ABD Başkanı Trump, günbegün daha fazla batıyor… Öyle beklediği türden çabuk ve ucuz bir zafer hayal eden Trump fena tuzağa düştü!..
Evet, artık açıkça görülüyor ki, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yaptığı ortak saldırılar beklenen sonucu hemen vermeyecek… Yani Netanyahu ve Trump’ın düşündüğü gibi, çabuk, net ve ucuz bir zafer mümkün değil. Çoğu uzman kalem, şimdiden ABD’nin bu savaşı kaybettiğini yazıyor...
Bu savaş Amerika için gerekli miydi? Hayır. Hatta savaşın başlamasından kısa bir müddet önce, Trump’a verilen raporda, hâlihazırda İran’ın ABD için yakın tehdit ve tehlike arz etmediği bildirilmiş… Gelgelelim ABD menfaatlerinden ziyade, Siyonist İsrail’in hedefleri için Amerikan savaş makinesini seferber eden Trump’ın hangi sebep ve saiklerle bu işe giriştiği de artık bir mana ifade etmiyor. Zira dananın kuyruğu koptu bir kere! Bu saatten sonra hem Trump’ın kalan iktidar müddeti ve hem de büyük bir yük altına giren ABD’nin ödeyeceği fatura esastır. Fatura demişken, sekiz ay öncesine göre bu savaşa daha hazırlıklı olduğu görülen İran’ın birkaç bin dolarlık drone'larını milyon dolarlık füzelerle imha etmeye çalışan Amerika’nın, borca batık ekonomisi buna ne kadar dayanabilecek? İran asimetrik güç dengesine göre, karşı taraf için daha fazla maliyet üretme stratejisini şimdiye kadar çok iyi uyguladı… Dünyanın bir numaralı askerî gücü, on yıllardır kendisine güvenlik şemsiyesi için bel bağlayan ve bu uğurda yüz milyarlarca dolar ödeyip ABD üslerine de ev sahipliği yapan müttefiklerini hiçbir şekilde koruyamıyor!.. Âdeta her şeyini İsrail’e tahsis eden ABD, Körfez ülkelerinin ekonomik, finansal ve teknolojik merkezleri şiddetli şekilde vurulurken seyretmekten öteye bir şey yapamıyor...
Trump günde üç öğün İran’ı fena hâlde yendiklerini, artık bombalanacak yer bırakmadıklarını vs. söylüyor. Trump böyle hamasi konuştukça İran daha sıkı şekilde direniyor. İran sadece Körfez ülkelerinin petrol tesislerini vurmuyor. Keza Hürmüz Boğazı'nı kapatmakla yalnızca enerji tedarik yollarını kesmiş olmuyor. İki buçuk hafta içinde dünya petrol fiyatları yüzde 25 oranında atarken, dünya gıda fiyatlarında da ciddi bir krizin uç vermesi çok yakın görünüyor. Tutarsız konuşmalarıyla şöhret bulmuş Trump çift taraflı baskı ile yüz yüze. Bir taraftan petrol ve doğalgaz diğer yandan gıda piyasalarında her an patlak verecek yeni bir kriz… Trump’ın tehditleri, askerî operasyonları şu ana kadar Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından kapatılmasına mâni olamadı. Trump’ın öğündüğü füzeler, uçak gemileri vs. etkili olamadı. Son çare olarak başvurmak zorunda kalınan kara harekâtı için yeni birlikler sevk edilirken, Trump, NATO üyelerini ve diğer üçüncü dünya ülkelerini Hürmüz Boğazı konusunda yardıma çağırıyor… Nereden nereye!..
Fakat bu yeni hamlede de Trump aradığını bulamadı. Almanya, Japonya ve Avustralya gibi ülkeler, Hürmüz Boğazı'na askerî gemi göndermeyi düşünmediklerini açıkladı… Velhasıl Trump nereye el atsa elinde kalıyor! ABD, NATO’yu tanımlanmış görev alanı dışında yirmi yıl boyunca Afganistan’da çatıştırdı. Sonuç tam bir fiyasko oldu. İran ne Afganistan’a benzer ne de Vietnam’a. ABD’nin 20 yıllık (1955-1975) Vietnam serüveni, tarihinin en büyük yenilgisiyle neticelendi. Şayet bir an evvel İsrail’in tasallutundan sıyrılıp bu savaşı sona erdirmezse (Ki, bu o kadar kolay değil…) ABD için yeni ve çok daha büyük bir hezimet kaçınılmaz olabilir… Trump ve ekibi acaba bunun ne kadar farkında? Vaziyete bakılırsa işin başında ciddi bir değerlendirme yapmayan ABD, kervanı yolda düzeltemez. Bakar mısınız, İran savaşını kimin başlattığı bile belli değil! Trump diyor ki: "İsrail’i saldırıya ben ikna ettim." Ama Dışişleri Bakanı Marco Rubio "bizi İsrail ikna etti" diyor!.. Hangisi doğru olabilir sizce? Tabii ki Bakanın dediği. İsrail için her hâlükârda avantaj söz konusu. ABD’nin süper askerî gücünü kendi stratejik hedefleri uğrunda savaştırmanın yanında, kendi faturasını da ABD’ye yüklüyor. Bu yüzden de herhangi bir sınırlama ihtiyacı hissetmiyor. Bir taraftan İran’a bir taraftan Lübnan’a saldırdıkça saldırıyor… Ve savaşı bitirme noktasında herhangi bir sıkıntı duymuyor. Amerika’yı bu kadar angaje etmişken neden durdursun ki? Bu arada İsrail için de bu defa pabuç pahalı! Zira İran sekiz ay öncesine nazaran, İsrail’e karşı çok daha etkili ve yıkıcı saldırılar yapıyor. Son günlerde analistlerin çokça işaret ettiği Rusya ve Çin’in İran’a muhtemel istihbarat ve teknoloji yardımlarının, oldukça anlamlı sonuçlar verdiği değerlendiriliyor… Elbette bu yardımların kesinliği ve boyutu tartışılabilir. Ancak sahada görülen yansımalar, şüpheleri pek fazla güçlendiriyor. Başlangıçta Rusya ve Çin’in İran’ı yüzüstü bıraktığı dillendirildi. Sahi Ukrayna savaşında Rusya aleyhine açık tavır takınan ABD’ye Kremlin niçin karşılık vermesin ki? Aynı şekilde kendisinin enerji tedarik ve ticaret yollarını korsanca kesen Washington’un yaptıklarına, Pekin tamamen sessiz ve tepkisiz kalır mıydı? Uydular üzerinden Tahran rejimine bir navigasyon desteği vermek, daha önce imzalanan 400 milyar dolarlık anlaşmanın ruhuna aykırı bir unsur taşımaz pekâlâ… Tam aksine amansız rekabet yolunda hazır fırsatı yakalamışken, ABD gibi alenen ve kabadayı üslubuyla değil, Çin geleneğindeki sessiz ve derinden ve dahi son derece esnek biçimde hareket etmek, yükselen gücün ihmal edeceği bir şey değil...
Ne hava harekâtı ne de kara harekâtı, bazen “işin felsefesine dalmak” daha kati netice getirebilir…

