Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
'Destansı Öfke’nin maliyeti!
0:00 0:00
1x
a- | +A

The Economist’in son kapağı, dünya düzeninin kırılganlığını gözler önüne seriyor: Simsiyah bir patlama bulutu, içinden savrulan dolar ve sterlin simgeleri, altında soğuk bir başlık: “Dünya Ekonomisine Saldırı.” Sağ üst köşede ise küçük bir not dikkat çekiyor: “Çin’in Yeni Hanedanlıkları: Büyük bir servet transferi yaşanıyor.”

Washington’ın 28 Şubat’ta başlattığı, 'Destansı Öfke' operasyonu, 18. gününde sadece Hürmüz sularında çelikten gövdelerin yanmasına değil; soğuk savaş sonrası Batı’nın kurallarıyla şekillenen küresel düzenin de enkazına dönüşmüş durumda.

Operasyonun ilk saatlerinde Washington ve Tel Aviv’in vaadi netti; hızlı, kesin ve yıkıcı bir darbe...

Rejim devrilecek, nükleer program tarihe gömülecek ve bölgesel dengeler yeniden yazılacaktı.

Bugün savaşın 18. günündeyiz. Bilanço ise bu vaatlerin tam zıddını söylüyor.

Sahada artık klasik bir savaş değil, bir maliyet savaşı izleniyor. Bir tarafta milyonlarca dolar değerindeki Patriot ve füzeler; diğer tarafta seri üretim, ucuz ve sayısı bitmeyen drone sürüleri.

Bu tablo askerî olmaktan çok ekonomik bir savaşın fotoğrafını sunuyor.

Pentagon’un onayladığı günlük operasyon maliyetinin 900 milyon doları aştığı konuşuluyor. Sadece 18 gün içinde toplam fatura 16 milyar doların üzerine çıktı.

Ama sonuç ortada; ne Tahran’da rejim değişti ne de İran’ın yer altındaki nükleer tesisleri sustu.

Burada asıl mesele füzelerin menzili değildir.

Mesele paranın ve kuralların kimin elinde olduğudur.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Batı merkezli küresel ekonomik düzen sistemi yalnızca bir para düzeni değildi. Aynı zamanda Batı’nın kuralları koyduğu küresel bir hiyerarşiydi. Bu sistemde dolar yasak diyorsa o mal taşınamazdı. Bir ülke yaptırım listesine girdiğinde küresel ticaretten silinirdi.

Fakat Hürmüz’de yaşananlar başka bir gerçeği gösteriyor.

Batı ablukasına rağmen İran petrolü akmaya devam ediyor. Üstelik bunu yeni bir yöntemle yapıyor: Uydu takip sistemlerini kapatan, bayraksız ve karanlıkta seyreden hayalet tanker filosuyla!..

Bu tankerler petrolü sessizce Asya limanlarına taşıyor. En büyük alıcı ise hiç şüphesiz Çin Halk Cumhuriyeti.

İran'dan günlük sevkiyatın 2 milyon varilin üzerine çıktığı konuşuluyor.

Bu tablo modern çağın en büyük "bypass" operasyonlarından biridir.

Doların hayır dediğine tankerlerin evet dediği bir dünyada küresel ekonomik düzen artık formalitelerden ibarettir.

The Economist’in işaret ettiği büyük servet transferi tam olarak burada gerçekleşiyor.

Batı mühimmat stoklarını tüketirken ve borsalarından trilyonlar silinirken, Doğu farklı bir oyun oynuyor.

Ucuz enerji, alternatif ticaret ağları ve sabırlı jeopolitik strateji.

Çin’in uzun vadeli politikası tam olarak bu üç ayak üzerine kurulu.

Washington’ın hızlı güç gösterisi ile Pekin’in stratejik sabrı arasındaki fark, bugün Hürmüz’de daha net görülüyor.

Jeopolitikte güç bağırmaz, stratejik sabırla sessizce inşa edilir.

Şimdi tüm dünyanın nefesini tutup beklediği o kritik eşiğe yaklaşıyoruz: Nisan ayının ilk haftasında gerçekleşmesi beklenen Donald Trump ile Xi Jinping zirvesi.

Uluslararası analistlerin dünya düzeni için son çıkış olarak gördüğü bu görüşme aslında bir askerî zafer toplantısı olmayacak.

Daha çok yeni güç dengelerinin kabul edildiği bir diplomatik muhasebe olacak.

Trump masaya askerî operasyonun ağırlığıyla gidecek.

Xi Jinping ise enerji kartı, ticaret ağları ve nadir toprak elementleri gibi stratejik kozlarla oturacak.

Masadaki gerçek soru şu olacak: Dünya tek kutuplu düzenin sonuna resmen giriyor mu?

Bu gelişmeler ışığında savaşın 18. günü bize basit ama acı bir gerçeği hatırlattı.

Modern dünyada egemenlik, en büyük donanmaya sahip olmak değildir.

Egemenlik; o donanmanın yakıtını, finansını ve stratejik sabrını sürdürebilmektir.

Destansı Öfke” bir aslan kükremesi olarak başladı.

Bugün Hürmüz sularında yankılanan ses, eski dünyanın çürüyen güç hiyerarşisinin çöken düzeninin sesidir.

Ve görünen o ki jeopolitik öngörülemezliğin yeni normal olduğu bu çağda haritalar artık savaş meydanlarında değil, enerji hatlarında ve finans ağlarında yeniden çiziliyor...

Nisan zirvesini beklemeye bile gerek yok.

Dünya düzeni sahada çoktan değişmeye başladı...

Nur Tuğba Aktay'ın önceki yazıları...