Kaydet
a- | +A

Gece boyunca; gözü açık uyuyan, Kafdağı'ndaki dev misali, o mor binalar, gittikçe somaki mermerden birer saray şekline giriyordu.

Fâni dünya haraptır,

Nimetleri seraptır,

Heves etme malına!

Her şeyi ıstıraptır.

Sevgisi keder olur,

Varlığı heder olur,

Gönlünü kaptıranlar,

Elbet derbeder olur.

İblis onun babası,

Küfre sokmak çabası,

Her hayra mâni olur,

Sıkıntılar cabası.

Üzüntüsü pek çoktur,

Ondan vefasız yoktur,

HOCA, dünya nimeti,

Zehirli birer oktur.

***

4 X 4

Uzun, soğuk kış günleri yerini hasreti beklenen bahara bırakmıştı. Sessiz sedasız her tarafa can geliyor, hayat buluyor, neşe doluyordu.

Artık her sabah kan kırmızısı tepsi biçiminde bir külçe, gökdelenlerin üstüne doğru yavaş yavaş doğuyor, altın hüzmeleri, ılık ılık insanın içini ısıtıyor, yekpare billur parçası hâlinde metropolün üstüne üstüne, misli görülmemiş bir renk ve ışık yağmuru olup boşanıyordu. Bütün gün ışıltılı vitrinleri, sanat eseri câmileri, araba ve insan selinden geçilmeyen caddeleri, eşsiz tarihî eserleri, sıra sıra palmiyeleri ve çınar ağaçlarıyla, esrarlı bir aydınlık içinde uyanmış şehrin görünmeyen gövdesi, rengârenk çiçeklerle, lalelerle, en halis erguvanlara bürünmüş olarak silkinip doğruluyordu.

Gece boyunca; gözü açık uyuyan, Kafdağı'ndaki dev misali, o mor binalar, gittikçe somaki mermerden birer saray şekline giriyordu. Caddeler, sokaklar bir bayram sabahının pırıltılarıyla dolup taşıyor, arabalar yolları, vapurlar denizleri, uçaklar mavi semalarımızı süslüyor, vitrinler yanar-döner hâlelerle süslenip bezeniyordu âdeta. Tomurcuğa durmuş ağaçlar, serilip serpilen gölgeleriyle insana yıllanmış çınarlar gibi heybetli görünüyor ve çepeçevre tarihî surlar, öbek öbek mor salkımlarla örtülüyordu...

Baharın güzellikleri saymakla tükenmezdi ki... Mart güneşi, büyük küçük herkesi derin uykusundan uyandırıyor. Toprağın yeniden gençliğe kavuştuğu bu mevsimde hava, kuş cıvıltıları ile beraber çocuk sesleriyle çınlıyordu.

Cahillik geldi başa,

Oturduk mermer taşa,

Konuştukça konuştuk,

Dedi bana çok yaşa.

"Bugün, cıvıl cıvıl bu park köşesinde; baharın iki zıt tablosunu yan yana görüyorum: Bir tarafta gençler koşuşuyor, kediler, köpekler oynaşıyor, kuşlar uçuyor; diğer tarafta ise ihtiyar hastalar, bir deri, bir iskelet kalmış yorgun bedenlerini güneşte ısıtmakla meşguller. Bahar, bir neşe mütehassısı sanki, hayata merhaba diyenlerin ümidi olmuş" dedi Abdullah Osman.

"Derdim dağlar kadar! Benim derdimi kim anlayacak ki? Çok bilmiş annem mi, yoksa herkese fikir ihraç eden alleme babam mı? Böyle ana-baba olmaz olsun! hele aldıkları arabaya bak! Ben bunun için mi o kadar ders çalıştım! Ne bekliyordum, ne buldum! Ah! Ah! Güya zengin evladıyım! Sizin zenginliğiniz yerin dibine batsın!"

Kafası zonkluyor, göğsü daralıyor, kalbi sıkışıyor... hisleri darmadağınıktı. Hırsından burnundan soluyordu. Alelacele marka montunu aldı. Oldukça kızgın, sert adımlarla kapıyı kıracakmış gibi çarparak dışarı fırladı.

Niçin gidiyordu? Neden sokaktaydı? Bir işi mi vardı? Yoksa pek mühim birini mi görecekti?

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR