Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Emeklilik fikrinde ve tatbikatında problemler
0:00 0:00
1x
a- | +A

Emeklilik hakkında toplumun çok büyük çoğunluğunda naif ve temelsiz görüşler ve bu görüşlere dayanan hayalci beklentiler var.

Her şeyden önce, emekliliğin klasik anlamda bir insan hakkı olmadığının altı bir kere daha çizilmeli. Herkes değil sadece emeklilik sistemine girenler ve yeterli emeklilik primi ödeyenler emekli olma hakkı talep edebilir. Yani emeklilik doğuştan gelen değil bir sözleşmeye taraf olmakla kazanılan bir “hak”. Bu sözleşmede çok uzun zamanlar söz konusu. Sözleşmeye taraf olan insanlar da birbirini tanımamakta. Aslında bu sözleşmede hiç yer almaması veya en fazla sadece bir aracı olması gereken devlet emeklilik sistemlerini bir anlamda devletleştirdiği için insanlardaki genel eğilim sanki emeklilik sözleşmesinin insanlarla-insanlar arasında değil insanlarla-devlet arasında yapıldığını kabul etme yönünde. Bu, çok şaşırtıcı değil ve üstelik aşağı yukarı bütün dünyada karşımıza çıkan bir durum...

İnsanlar çalışırken sosyal sigortalar kurumuna kayıtlarının yapılmasıyla ilgileniyor. Ancak, bu ilgi eksik ve yetersiz; mesela primlerinin ne kadar yüksekten ödendiğini pek merak etmiyorlar. Bilhassa özel sektörde çoğu insanın sigorta primleri asgari miktar üzerinden ödeniyor. Sonunda bu onların en düşük maaş ile emekliye sevk edilmesine yol açıyor. Ancak, insanlar düşük maaşın sorumluluğunu kendi dışlarında arıyor ve düşük maaşlar aldıkları için maaşı ödeyen güç olarak gördükleri devletten çok şikâyetçi ve talepkâr oluyor. Demokratik hak ve özgürlükler, özellikle seçim dönemlerinde, bu insanların yarışa katılan siyasi partilere baskı yapmasına ve az veya çok maaş yükselmeleri elde etmesine izin veriyor. Bu sene de olduğu gibi...

Ne var ki bu durum orta ve uzun vadede sosyal sigortalara bazı bakımlardan zarar verebiliyor. Her şeyden önce, 18 bin lira maaş alanlara 2 bin lira açıktan artış yapılması ama diyelim ki 25 bin lira almakta olanlara yapılmaması bir bakıma haksızlık anlamına geliyor. Bu, insanların ödediği prim miktarlarının en azından bir ölçüde konuyla ilgisiz kalmasına yol açıyor. İkincisi, insanların sigortalı olarak harcadığı zamanın önemini azaltıyor. Yüksekten ve daha uzun süre prim ödemek büyük ölçüde anlamsız ve yararsız hâle geliyor.

Bir diğer problem sigortalıların emekli maaşı alma süresinin çok uzayabilmesi. Sözleşme mantığına aykırı şekilde, bazı emekliler, prim ödediklerinden çok daha uzun zamanlar boyunca emekli maaşı alabiliyor. Yirmi beş sene prim ödeyen bir insana diyelim ki 35 sene maaş verilebiliyor. Evlenmemiş veya evlenmiş ama eşinden ayrılmış kız çocukları babaları üzerinden maaş almaya devam ediyor. Böylece bir emeklinin maaş hesabı yaklaşık 60 yıl boyunca aktif kalıyor. Bu, sahtekârlıkları da teşvik ediyor! Bazen tembel veya işsiz kocasından kâğıt üzerinde boşanmış gözüken kadınlar bir emekli maaşına sahip olan kayınpederleriyle "resmen" evleniyor ve on yılar boyunca aynı maaş ödemesinin devam etmesini sağlıyor! Başka bir sorun, çift maaş ödemesi biçiminde boy gösteriyor. Kendisi de zaten emekli olan bir kişi vefat eden eşinin emekli maaşını da alıyor. Böylece cebine iki emekli maaşı girmiş oluyor...

Bu problemler üzerinde düşünmeden devlet daha yüksek maaş versin diye atıp tutmak işe yaramıyor. SGK sistemi zorda. Bunun ana sebebi emekli maaşı alanlar ile bu maaşların ödenmesi için gereken kaynakları primleriyle oluşturan insanlar arasındaki dengenin bozulmuş olması. Emekli maaşı ödemeleri çok büyük miktarlara ulaşıyor. Ülkede hiç yatırım yapılmasaydı, KKM Sistemi uygulanmasaydı, yap-işlet-devret modeli hayat bulmasaydı bile emekli maaşlarının ödenmesi zordu. Bu yüzden, bu yıl, benim tahminlerime göre, 2 trilyon liraya yakın bir ek kaynak hazineden SGK’ya aktarılmak zorunda. Bu gerçek, maaşların düşük olmasını gerekli ve yeterli kaynakların SGK’ya aktarılmamasına bağlayanları da yalanlıyor…

Bana öyle geliyor ki, emeklilik sistemi ciddi biçimde gözden geçirilmeye, ıslah edilmeye ve önemli ölçüde değiştirilmeye muhtaç.

Atilla Yayla'nın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR