Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Türkiye-İran karşılaştırması nasıl yapılmalı?
0:00 0:00
1x
a- | +A

İran’da olup bitenler, klasikleşmiş bir ezberin tekrar gündeme getirilmesine yol açtı. Bu ezbere göre, İran’ın, Türkiye’ye nazaran, hem demokratik sistem hem de insan hak ve hürriyetleri açısından daha geride olmasının ana sebebi, İran’ın bir M. Kemal’inin olmamasıymış. Eğer İran’ın bir M. Kemal’i olsaymış, bugünkü İran bugünkü Türkiye gibi olurmuş…

Bu kanaatin-inancın-peşin hükmün-ezberin doğru olup olmadığını anlamak, Türkiye ile İran’ın demokrasi ve insan hakları açısından karşılaştırılmasını gerektirir. Ancak, iki ülke arasında doğru ve anlamlı bir mukayese yapılabilmesi için bugünkü Türkiye ile bugünkü İran’ı değil, tek parti Türkiye’si ile bugünkü İran’ı karşılaştırmak lazım. Zira, Türkiye’deki tek parti diktatörlüğü rejimi ile hâlihazırdaki İran rejimi arasında büyük benzerlikler var. İki ülkenin, söz konusu dönemleri açısından, birbirlerine taban tabana zıt olmaktan ziyade, birçok ortak noktası bulunan rejimlere sahip oldukları kolayca tespit edilebilir.

İran’da kısıtlı bir siyasi çoğulluk var. Muhalifler, çok az sayıda da olsa, meclise girebiliyor. Ancak, İran rejiminde asıl güç, meclise girenlerin ve sınırlı çoğulculuk ortamında seçilen cumhurbaşkanının elinde olmaktan ziyade, bir din adamının elinde. Ülkenin fiilî liderliğini yapan bu kişi halk tarafından değil, bir din adamları sınıfı tarafından seçiliyor. Seçimlerde kimlerin aday olabileceği de bu dinî liderlik tarafından doğrudan veya dolaylı olarak sıkı kontrol altında tutuluyor. Seçilen cumhurbaşkanı daha ziyade günlük işlerin çekilip çevrilmesiyle meşgul olan bir kişi. İran’da siyasi partilere izin verilmiyor; partilerin siyasi bölünmeye ve toplumsal ihtilaflara yol açacağından korkuluyor. Buna karşılık, tek parti Türkiye’sinde siyasi rekabet imkânsızdı. Seçimler İran’dakinden daha kötüydü, tamamen göstermelikti. Sadece tek partinin adayları halka sunulmaktaydı. Bütün adayları tek adam belirliyordu. Yani egemenlik, Rousseau’dan aşırılan bir sözle halka ait olduğu devamlı söylenirken, gerçekte, tek kişinin elindeydi. Seçmenlerin, bırakın partileri, adaylar arasında bile bir tercih yapma imkânı yoktu. Sonuç olarak, mevcut hâliyle İran rejiminin tek parti Türkiye’sine, yani o dönemin mutlak ve despotik egemenlik devirlerine nispetle bir nebze daha ileri olduğu söylenebilir.

Tek parti diktatörlüğü Türkiye’sinde İnsan hak ve özgürlüklerinin durumu hiç parlak değildi. Tek parti Türkiye’si de İran gibi totaliter eğilimlere sahipti. İran bir dinî öğreti istikametinde totaliterizm yolunda yürümeye çalışıyorsa, Türkiye de sözde “akıl”, “bilim” ve din özgürlüğünü tanımayan, hatta kendisi bir çeşit dine dönüşen bir “laiklik” adına totaliter uygulamalar yapıyordu. İnsanlar ve toplum beğenilmiyor, yeni bir insan ve yeni bir toplum var etme sevdası peşinde koşuluyordu. İran muhtemelen bu bakımdan da tek parti Türkiye’sinden daha iyi, çünkü İran’da asıl önemli olan şey, yeni bir insan veya toplum ortaya çıkarmaktan çok insanların ne iseler o olarak siyasi otoriteye itaat etmesini sağlamak.

Bu karşılaştırma daha detaylı akademik çalışmalara konu yapılabilir. Ancak, açık bir gerçek ortada: İran’ı demokratik Türkiye ile kıyaslamak ve buradan bir sonuç ve hüküm çıkarmaya çalışmak çok yanlış. Bugünkü İran’ın bugünkü demokratik Türkiye ile değil tek parti diktatörlüğü Türkiye’si ile karşılaştırılması anlamlı. Bu yapıldığında görülmektedir ki M. Kemal’in ortaya çıkmasına yol açtığı siyasi rejim bugünkü İran ile birçok bakımdan ortak özelliklere sahipti. Türkiye, bazılarının temelsiz şekilde öne sürdüğü, daha doğrusu uydurduğu gibi değil, tek parti çizgisinden uzaklaşmaya çalışması sayesinde demokratikleşmiştir. Bundan dolayı, İran’da bir M. Kemal’in varlığı sistemin genel özelliklerini değiştirmezdi, sadece, dinî temelli olma iddiasındaki bir diktatörlüğü kurucu rasyonalist çizgideki bir diktatörlüğe dönüştürürdü.

Atilla Yayla'nın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR