Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
İsrail’in içine düştüğü çukur
0:00 0:00
1x
a- | +A

İsrail Gazze’de yaptığı soykırımı ve bölgedeki varlığını dinî bir iddiaya dayandırıyor. İsrail’in Siyonist devleti ve İsrail toplumundaki oranları yüzde 80’lere ulaşan Yahudiler işgal altında tuttukları toprakların tarihte kendilerinin yaşadığı ve kutsal kitaplarında onlara Yaratıcı tarafında "vadedilmiş topraklar" olduğuna inanıyor. Irkçı bir bakışla tüm insanlar arasında sadece kendilerinin seçilmiş halk olduğuna inanıyor. Bu teolojik bakışa göre söz konusu alanda varlığı meşru olan tek toplum Yahudi toplumudur. Yahudiler dışındaki herkes yabancıdır, işgalcidir! İşgalciler Müslümanlar kadar Hristiyanları da kapsar. Bu işgalcilerin ellerinden Yahudilere ait olan toprakların alınması Yahudi halkının hakkıdır, hatta görevidir. Bu amaçla her yol ve yöntem kullanılabilir!..

İsrail zaman zaman şu sıralarda Hristiyan dünya ile ittifak içinde olduğu düşüncesiyle işgal ettiği topraklarda “verdiği mücadelenin” aynı zamanda uygarlığı koruma mücadelesi olduğunu öne sürüyor. Buna göre, İsrail Batı uygarlığını temsil ediyor ve onun adına savaşıyor. Karşısındakiler ise barbar ve uygarlık düşmanı. Bu yüzden, onların varlıklarının tasfiye edilmesi uygarlığın korunması anlamına geliyor.

Ne kadar kuvvetle inanılıyor olursa olsun bütün bu yaklaşımlar yanlış. Bir defa İsrail’in kutsal kitabının ne vadettiği sadece ona inananları bağlar; diğer insanlar ve toplumlar bu vaade dayanarak hayat kuramaz. Söylenenler, doğru olsa bile, geçmişte kalmış. Aradan yaklaşık üç bin yıl geçmiş, o topraklarda başka insanlar hayatlar yaşamış. Bölgedeki durumun üç bin yıl öncesine döndürülmesini istemek hem akla hem de adalete aykırı. Geçmişe dönmek o insanlara ve soylarına haksızlık yapmak anlamına gelir. Aynı zihniyet ile hareket edilirse dünyanın çivisi yerinden çıkar. Hiçbir toplum bugün oturduğu toprakların kendisine ait olduğunu iddia edemez. Mesela Kuzey Amerika ve Latin Amerika’nın orijinal sahipleri olan yerli halklara devredilmesi istenebilir. Aynı şey Avustralya için de öne sürülebilir. Dolayısıyla, tamamen geçmişe dönmek hem imkânsızdır hem de gereksiz. Geçmişe yönelik iddiaları en fazla üç, dört nesille sınırlamak ve bu süreyi aşan toprak sahipliği değişikliklerini normal karşılamak gerekir.

İsrail şu anda elindeki savaş gücüyle ve başta ABD olmak üzere bazı Batı ülkelerinin desteğine dayanarak mazlum insanları katlediyor. Açıkça soykırım yapıyor; 1948 tarihli BM Soykırım Sözleşmesi’nin bütün maddelerini ihlal ediyor. İşgal ettiği toprakları kaba güçle genişletmeye çalışıyor. Uluslararası hukuku ve savaş hukukunu görmezden geliyor. Ölçüsüz ve orantısız şiddet kullanıyor. İnsanları masum-suçlu ayırmadan katlediyor. Çocukları ve çocuk doğurma kapasitesine sahip kadınları bilhassa hedef alıyor.

Ancak, meseleye daha geniş bir perspektiften ve daha uzun vadeli bakıldığında İsrail’in bir çukura düştüğü ve çukurda daha derinlere inmek için elinden geleni yaptığı anlaşılıyor. İsrail, her şeyden önce, yaptığı soykırımla bölgedeki varlığının ve toprak işgalinin sorgulanmasının ömrünü en az yüzyıl daha uzattı. Gelecek nesiller de bu sorgulamayı yapmaya devam edecek. İsrail bütün dünyada ilk defa bu kadar yoğun tepki görmekte. Destekçisi Batı ülkelerinin siyasi yönetimleri ona sahip çıkıyor olsa da aynı ülkelerin halkları İsrail’e karşı çok büyük bir tepki içinde. İsrail Siyonizminin yaptıkları bütün dünyadaki antisemitizmi körüklüyor. İsrail’in bölgedeki saldırıları sadece bölge ülkelerini değil, Batı dâhil, bütün dünyayı irrite ediyor. Örneğin, Hollanda Güvenlik ve Terörle Mücadele Kurumu resmen İsrail’i tehdit oluşturan ülkeler listesine aldı. İsrail’in medeniyeti koruduğu argümanı da manasız. Tam da tersine, İsrail medeniyete bir taraftan bizzat bir taraftan da etkilediği ve yedeğine aldığı Batı ülkeleri hükûmetleri eliyle zarar veriyor. İsrail aslında medeniyeti korumaya değil yıkmaya çalışıyor.

İsrail içine yuvarlandığı çukurda çok daha derinlere düşebilir ve bu çukurdan bir daha asla çıkamayabilir.

Atilla Yayla'nın önceki yazıları...