Kaydet
a- | +A

ABD Başkanı Trump hem “en güçlü ordu bizde” diye şişiniyor, hem de terör örgütü PJAK’tan medet umuyor!.. "Kürtler İran’a saldırırsa harika olur" diyor. Trump’ın bu konudaki faaliyetleri beklenen tesiri göstermedi!

ABD, İsrail-İran savaşı bir haftayı geride bıraktı… Donald Trump’ın üç dört gün gibi kısa bir süre biçtiği savaşın öyle çabuk sona ermeyeceği giderek daha net görülüyor. Amerikan Merkez Komutanlığı, savaşın eylüle kadar sürebileceğini açıkladı. Beri tarafta İran Devrim Muhafızları Komutanlığı uzun süreli bir savaşa hazır olduklarını ifade ediyor. Bir de sahadaki gelişmeler var tabii. Her ne kadar mühimmat sıkıntımız yok diye iddia ediyorsa da ABD’nin füze stoklarının öyle söylendiği üzere pek bol olmadığı, hatta miktarın epeyce zayıfladığı diplomatik ve askerî koridorlarda konuşuluyor. Bu arada Trump sık sık en güçlü ordunun kendilerinde olduğunu tekrarlayarak esasen büyük güçlere gözdağı vermeye çalışıyor. Trump hem İran yıkılmış durumda diyor hem de daha büyük saldırıların yolda olduğunu dillendirip İran’ı pes ettirmeye çalışıyor. ABD Savunma Bakanı da “daha bir şey görmediniz…” diye etrafa korku salmaya yelteniyor. ABD-İsrail bombardımanının İran’da büyük yıkım yaptığı maalesef acı bir gerçek. Saldırgan ikili, savaş kurallarını asla dikkate almadan vahşi bombardıman yapıyor ve doğrudan sivil hedefleri vuruyorlar. Daha savaşın ilk gününde, İran’ın güney bölgesindeki Minab şehrinde, bir kız ilkokulunu hedef alması neticesinde 168 öğrenci öldürüldü. Böyle bir hadise ABD-İsrail değil de İran tarafından yapılmış olsaydı acaba tepkiler nasıl olurdu? Ama Gazze’de üç seneden beri devam eden Siyonist barbarlık ve soykırım açıkça gösterdi ki, Batı’nın öyle iddia edildiği gibi bir insani değer ahlak anlayışı yok. Onun için tek ölçü menfaat ve bu yolda emperyalist politikalarını devam ettirecek her türlü kalleşlik önde gelir. Günlerdir, İran’da hunharca katledilen (Bahse konu okula çift saldırı yapılmış…) 168 kız çocuğunun öldürülmesiyle ilgili soruları, ABD Savunma Bakanı ve diğer yetkililer savuşturup cevapsız bırakıyor. Soruşturuluyor diye topu taca atıyorlar. Şüphesiz bu olay ABD’nin geçmişte yüzlercesini ika ettiği insanlık suçlarından biri. Ve ne yazık ki, geçmişte işlenen savaş suçlarının hesabı sorulmadığı gibi bunun da ortada kalma ihtimali çok yüksek. Birleşmiş Milletler Adalet Divanı tarafından İsrail’in soykırım suçu işlediğine dair alınan karar orta yerde duruyor!.. Aynı şekilde Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından "insan kasabı" Netanyahu aleyhinde verilen tutuklama kararı da sadece kâğıt üstünde kalmış vaziyette…

Amerika ve İsrail, öteden beri giriştikleri savaşlarda yasaklanmış silah ve mühimmat kullanıyor. Bu mesele Körfez Savaşı sırasında ve daha sonra Irak işgali dolayısıyla yüzlerce defa gündeme geldi, ama arkası bir türlü gelmedi. Tıpkı Siyonist İsrail’in on yıllardır Filistinlilere karşı kimyasal silah kullanması gibi. Kısacası güçlünün borusunun öttüğü bir dünyada, insanlığa karşı işlenen suçların maalesef hesabı kesinlikle sorulmuyor, sorulamıyor. Bunun en son örneği İran’ın Minab şehrindeki kız okulunda işlenen 168 cinayettir… ABD ve İsrail için hâlihazırda hiçbir sınır ve tahdit bulunmuyor maalesef. Venezuela devlet başkanı Maduro’yu gece yarısı yatağından kaldırıp derdest eden, aynı şekilde İran’ın dinî lideri Ali Hamaney’i, evinde aile efradıyla birlikte öldüren ABD’nin nerede duracağı belli değil. Dün de Hamaney’in yer altındaki karargâhına elli uçakla tam yüz bomba atıp imha ettiklerini büyük bir kibirle duyurdular. Traump’ın ve savunma bakanının yüzündeki kibir, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun suratındaki küstahlıkla yarışıyor. Kendisini fazlasıyla putlaştıran Trump, dün de Evanjelik papazları Beyaz Saray’da toplayarak, siyasi şovla onlara dua ettirdi… Lakin Epstein dosyaları uç verdikçe, Trump’ı böyle toplu dua seanslarının kurtaramayacağı tehlikesi daha da büyüyor. Amerikan toplumunun yüzde altmışının karşı çıktığı İran savaşının sonuçları, Trump hesabına pek de olumlu bir sonuca gitmeyecek gibi görünüyor…

Bunu herkesten daha çok gören Trump, İsrail’in baskısıyla giriştiği savaşı sona erdirmenin yollarını arıyor. Ancak bataklığa bir kere saplanmış oldu. Bu konuda bile kafalar karışık. Trump İsrail’i ben saldırmaya ikna ettim diyor. Ama Dışişleri Bakanı Marco Rubiu ise İsrail bizi ikna etti diye başka bir itirafta bulunuyor. Bu arada başka kirli oyunlar da oynanmaya devam ediyor. ABD kendi cephesini takviye etmek için her yolu deniyor. İran’daki terör örgütleriyle ve Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin yetkilileriyle görüşmeler yapıyor. Ancak şu ana kadarki temaslar, beklenen etkiyi göstermedi. Özellikle Barzani ailesi cenahından gelen cevap çok dikkat çekici. Mesut Barzani’nin, Kürtlerin bu çatışmalarda taraf olmaması gerektiği yolundaki beyanı, geçmişten önemli dersler çıkarıldığının bir işareti gibi… Diğer taraftan İngiltere tarafından yapılan bir başka açıklama kafaları karıştırdı. İngiltere Güney Kıbrıs’taki askerî üslerini hedef alan drone'un İran tarafından atılmadığını resmen duyurdu. Suudi Arabistan’daki bir rafineriye atılan füze de aynı şekilde ciddi birçok soru işaretlerini beraberinde getirdi. Bununla ilgili tartışmalar devam ederken, Nahçıvan havaalanına düşen bir başka drone da yine kafa karışıklığına yol açtı. İran’ın sahiplenmediği bu saldırılar kim tarafından yapılıyordu acaba? Burada parmaklar ilk andan itibaren bir adresi gösteriyor: İsrail… İran’ı Arap ülkeleri başta olmak üzere, bölgedeki diğer devletlerle husumet içine sokmak, İsrail’in öteden beri üzerinde çalıştığı kirli oyun… Ve İran batağına saplanan ABD de İsrail’le birlikte bu kirli oyuna sarılmış vaziyette!

İsmail Kapan'ın önceki yazıları...