Kaydet
a- | +A

"Sen istediğin gibi gezip tozarken yatağa mahkûm yaşayanlar var. Sen istediğini seyrederken, bütün manzarası tavan olanlar var!.."

Kuduranlar, azanlar,

Ele kuyu kazanlar,

Belayı bulur elbet,

Ortalığı bozanlar.

Buraya kadar olup bitenleri göz ucuyla takip eden genç; fazla dayanamadı:

- O anahtarın ne suçu vardı?

- Sana ne?

- Kızma be birader sadece sordum!

- İyi o zaman söyleyeyim!

- !!!

- Çok! Çook suçu vardı!

- İlk defa görüyorum, ilk defa duyuyorum basit bir eşyanın suçlu olabileceğini!

- Git be kardeşim! Sabah sabah! La havle...

- Doğru! Öyle ya bana ne! Gevezelik benimkisi, kusuruma bakma!

- Kusura bakmaymış!

- !!!

Ters ters baktığını gören genç; bakışlarını yere, oradan da karşı apartmanlara çevirdi.

- Şükret arkadaşım!

- Niyeymiş!

- Sen istediğin gibi gezip tozarken yatağa mahkûm yaşayanlar var. Sen istediğini seyrederken, bütün manzarası tavan olanlar var!.. Ne yap ne et şükret arkadaşım!

- !!!

- Ayakkabını giyebildiğin bir ayağın var. Hani senin kızıp beğenmediğin otomobile, iç geçirerek bakan, tekerlekli sandalyesi bile olmayanlar var.

- !!!

- Sen sekiz, on saat uyumana rağmen, orda burda hâlâ esnerken; geceyi çocuğunun başında hiç uyumadan bekleyen, gün ışırken de ilaç parası için işe giden babalar var!.."

- !!!

- Sen annenin önüne koyduğu yemeğe burun kıvırırken, pazar dağıldığında gizlenerek ve binbir defa utanarak ezik domatesleri toplayan, bağrı yanık nice anneler var! Ne olur isyan etme arkadaşım!

- !!!

- Annesiz babasız olanlar var, başlarını sokacak bir yuvaları olmayanlar var! Sahip olduklarının kıymetini bil! Sonra her nefsin tadacağı ölüm var! Şükret hâline ki; sen hâlâ yaşıyorken nefesini sokaklarda bırakanlar var. Hamd et! Şükret Arkadaşım!

- !!!

Abdullah Osman'ın sanki dili tutulmuştu. O kadar güçlü, kuvvetli hissettiği bir anda; parkta güneşlenen, adam yerine bile koymadığı biri tarafından bütün hakikatler, şamar gibi yüzüne yüzüne vuruluyordu. Ne yapacağını, ne diyeceğini düşünürken; eski-püskü giyimli, zayıfça, çelimsiz bir hanım çıkageldi. Şimdi daha çok şaşırmıştı!

- Canım evladım, bir tanem! Yeter, hadi gidelim! Bugünlük bu kadar, sonra üşürsün! Sonra ben ne yaparım bir tanem?!

- Peki anneciğim! Her şeyim benim! Canım anam!

- !!!

Abdullah Osman'a bakarak annesinin sırtına binmeye çalıştı birkaç dakikalık arkadaş olduğu genç.

4 X 4 meraklısı, zengin çocuğunun gözleri fal taşı gibi açılmıştı. "Bu da ne?" Biraz önce kendine nasihat eden, ismini bile öğrenmeye tenezzül etmediği gencin ayakları belden aşağı tutmuyordu. Buna rağmen ağzından hamd şükür düşmüyordu. Bir kendine, bir de zayıf kadına ve sırtında ayakları sallanan gence baktı. Utandı, mahcup oldu, yüzü kızardı...

"Bir şükrü dahi bilmeyenler var..." diyerek kalktı, yürüdü.

Biraz önce kırıp attığı anahtar parçalarını havuzun içinden aldı. Kolundan damlayan sulara aldırmadan, uzaklaşan annenin sırtındaki gence el salladı.

DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR