Kaydet
a- | +A

"Ey ahali! Ey insanlar! Hepinizin yakinen tanıdığı, bildiği; şehrimizin en zengini, en itibarlısı Veli Ağa vefat etti!.."

Şark tarafında zengin ve varlıklı bir ağa ölmüş. Haberciler ve tellallar şehrin sokaklarına yayılıp elleri kulaklarında:

“Ey ahali! Ey nas! Ey insanlar! Ey halk!"

Sesi duyan olduğu yere çakılıp kalıyor.

"Hepinizin yakinen tanıdığı, bildiği; şehrimizin en zengini, en itibarlısı Veli Ağa vefat etti! Ey Ümmet-i Muhammed! Kabirden pek korkan ağamızın mühim bir vasiyeti var! Ey nas! Ahiret hayatına alışabilmesi için, vasiyeti üzere, yardımcı aranıyor. Kim gönüllü olarak mezarda geçireceği ilk gecede ona eşlik ederse, Veli Ağa’nın servetinin yarısı ona verilecek. Duyduk duymadık demeyin!”

Tellalların onca bağırıp çağırmalarına rağmen kimse bu enteresan teklife talip olmaya cesaret edemiyor. Yorgun ve dertli hamal, kir pas içindeki üstüne-başına, yer yer kopmuş küfesine ve yıpranmış ipine baktı. Bütün serveti işte gözünün önünde duruyordu. Elinde dünyalık mal olarak bir küfe ve ipten başkası yoktu. Kısa bir hesap yaptı. “Bir geceden ne çıkar? Hamal olarak yatar, ağa olarak kalkarım” diyerek koştu ve diri diri mezarda gecelemeye talip oldu.

Oradakiler hiç bekletmeden onu kabristana götürdüler. Genişçe bir mezar kazılmıştı. Bir tarafına; iyice kefenlenen Veli Ağa’yı koymuşlar, diğer tarafına da yoldaş olacak şahsı koyacaklardı.

“Hazır mısın?” bile demeden kendi için ayrılan yeri işaret ederek; “Madem geldin, hadi gir, uzan...” deyip hamalı yatırdılar. Hava alabileceği bir baca da koyarak, mezarı kapatıp uzaklaştılar.

Bırak yaram kanasın!

Sen kimlerden yanasın?

Hakk’a öyle bağlan ki,

O aşkla hep yanasın?

Toprak ve rutubet kokan zifirî karanlıkta tir tir titrerken suâl melekleri çıkıp gelmez mi? Olduğu yerde ecel terleri dökmeye başlar. Meleklerden biri: “İkisi de artık bize emanet” diye söze başlayınca diğeri:

“Öyle de… Zengin olan zaten burada kalıcı, önce şu hamaldan başlayalım...”

Öteki melek bu teklifi makul gördü ve hamalın baş ucuna gidip hesaba çekmeye, sorular sormaya başladı:

“Dünyada malın mülkün var mıydı?”

“Alay etmeyin!” dedi hamal. “Sırtımdaki küfeden ve ipten başka bir şeyim hiç olmadı benim!”

“Öyleyse söyle bakalım” dedi melek. “O küfe ile ipi hangi kazançla, nasıl aldın?”

Hamal başladı anlatmaya:

“Beş kişinin malını on kuruşa taşıdım. İkisini yedim sekizini sakladım. Ertesi gün de aynı işi yaptım. Böyle böyle para biriktirdim. Yani yemedim içmedim, ucuza taşıdım ve bunları aldım.”

Melek:

“Olmadı” dedi. “Olmadı hamal efendi! Falancadan aldığın para hak ettiğinden çok azdı! Biz bunun hesabını ondan soracağız! Filancaya da çok ucuza taşımışsın, bunun da hesabını ondan soracağız!”

“İyi ama…” dedi hamal… “hak ettiğim parayı isteseydim, bana taşıtmazlardı ki…”

“Sen merak etme” dedi melek. “Nasıl olsa ikisi de buraya gelecek, o zaman biz sorarız bunların hesabını!” DEVAMI YARIN

Ragıp Karadayı'nın önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR