Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Nimet, felaket ve dezenformasyon...
0:00 0:00
1x
a- | +A

Merhum devlet adamı Turgut Özal, hep söylerdi:

"Önümüzdeki asra hizmet sektörü damgasını vuracak, teknoloji ekonominin ana unsuru hâline gelecek…’’

Bilişim, iletişim alanındaki yenilikleri kastederek.

Dediği de oldu… Bugün tüm dünya bağımlı hâle geldik. Kamu, özel sektör, genç, ihtiyar, çoluk çocuk… Herkes. Bilgisayarlar, cep telefonları, dijital platformlar… Sosyal mecra kanalları, yapay zekâ uygulamaları…

Sanal âlem her yanımızı kuşattı, âdeta kölesi olduk. "Stockholm sendromu" misali bağımlılık hücrelerimize işledi.

Daha önce söylemiştik teknoloji ilgili görüşümüzü:

"İyi kullanılması hâlinde büyük bir nimet,

Kötü kullanılması hâlinde büyük felaket" diye…

İşte tam da bu noktadayız biz de toplum olarak.

Nimeti felakete çevirmede ustalaştık.

Mesele çok boyutlu ama teferruata boğulmadan, sadece sosyal mecralar üzerinden gidelim…

Örnekler vererek vahameti gözler önüne serelim:

Yalanlar, iftiralar, hakaretler, yaftalamalar, ithamlar, kurgu senaryolarla gerçekleri çarpıtmalar, olmayanı olmuş gibi göstererek meydan okumalar, düşmanlıklar, kin kusmalar, alavereler dalavereler... Say say bitmeyen, tükenmeyen oyunlar, tuzaklar...

Hedeftekiler kim derseniz hepsi belli:

Devlet adamları, bürokratlar, siyasiler… Sıradan insanlar… Ve de güvenlik güçlerimiz… Yani askerimiz, jandarmamız, polisimiz…

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı bünyesinde Dezenformasyonla Mücadele Koordinatörlüğü var… 7/24çalışarak algı operasyonlarını çürütüyorlar. Sorumlulukları çok ağır ama üstesinden geliyorlar.

Onların tespit ettiği son günlerdeki dezenformasyonlardan bazıları:

Küçük bir çocuk Suriye ordusunun operasyonları sonrası yapayalnız bırakıldı... YPG’li teröristler, çocuklu bir kişiyi gördükten sonra İHA’nın rotasını değiştirdi... Deniz Kuvvetlerimiziz için planlanan gemiler satıldı... Türk Telekom hizmetleri özel sektöre devrilecek... Suriye ordusuna Türkçe komutlarla talimat veriliyor... Sivas’ta Mardin plakalı araca linç girişiminde bulunuldu... Cumhurbaşkanı Erdoğan; Ermenistan’da ölen askerler ailelerine maddi yardım yapılması için kararname imzaladı...

Bu iddiaların hepsi Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak için…

İç ve dış odakların uydurduğu algı operasyonları…

Dezenformasyona karşı;

Güvenlik birimlerimiz de aralıksız mücadele içinde. Mesailerinin bir bölümünü bu işe ayırmak zorunda kalıyorlar. Zaman zaman yargıya başvurduklarını; ama mahkemelerin bazen bütün gerçekler ortada iken “Kovuşturmaya yer yoktur” kararı verdiğini söylüyorlar! Yalan söylemenin bir bedeli olmalı düşüncesindeler. Yalana prim vermenin çoğaldığına da dikkat çekiyorlar...

Siyasi kulvarda da dezenformasyon yok mu?

Var… Hem de aldı başını doludizgin gidiyor. Bu işin katalizörlüğünü yapan isimlerden biri de CHP Genel Başkanı Özgür Özel… Asrın depreminin 3. yılında neler söyledi neler...

450 bin konutun inşa edildiği 11 ilimizde hiçbir şey yapılmadığını göğsünü gere gere anlattı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP lideri Devlet Bahçeli’nin geçen hafta sonu yaptığı geziden önce koşa koşa Osmaniye’ye gitti, sohbet etti. Görüntüler servis edildi, haberler yapıldı. Konteyner kentte depremzede bir kadınla konuştu. Söz konusu kadın, eşinin iş bulamadığını, maddi sıkıntı içinde olduklarını dile getirdi…

Ama daha sonra gerçekler ortaya çıktı. Eşi sigortalı çalışıyordu ve 3 adet araçları vardı. Depremden önce de kirada oturuyorlardı! Kurgu senaryo ters tepti, büyü bozuldu...

Algı operasyonu akamete uğradı.

Özgür Beye yönelik başka örnekler de çok… Derdimizi anlatmak için bu örnek yeterli.

Sözün özü;

6 Şubat depremi asrımızın en büyük felaketiydi... 53 binden fazla insanımız can verdi. 100 binden fazla insanımız yaralandı. Ekonomiye direkt maliyeti 104 milyar doları; dolaylı olarak maliyeti ise 150 milyar doları buldu.

Sakın yanlış anlaşılmasın bir karşılaştırma söz konusu değil…

Ama… Algılar, kurgular, üzerinden operasyon yapan Özgür Beyin başını çektiği muhalefetin durumu da siyasi açıdan başka bir felaket!

Milletimize düşen görev ise:

Yalanlara dolanlara, kanmamak. Birlik ve beraberliğimize halel getirmemek… Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözleriyle konuyu noktalayalım.

Osmaniye’de yaptığı konuşmasından alıntılayarak:

“Ne yazık ki ana muhalefet başındaki zat, dört gündür akla, vicdana, ahlaka sığmayan çirkin bir üslupla bizi hedef alıyor. Laf ola beri gele misali boş atıp, dolu tutturmanın derdinde. Madem Türkiye'ye hiçbir faydan yok bari faydası olana engel çıkarma!"

“EŞREF TEK” KÖTÜ ÖRNEK

Bir televizyon kanalında yayınlanıyor. Mafyayı anlatan Eşref Rüya dizisi… Başrol oyuncusu da Çağatay Ulusoy… Reytingi de iyi ama… Daha fazlası için…

Akla ziyan bir fikir üretmişler.

Gece yarısı lazerle Boğaz Köprüsüne yansıtılmış.

“Siz hepiniz Eşref Tek" repliği…

Bu etkileyici manzara da kısa sürede büyük bir yankı uyandırmış, nasıl olduysa…

Araştırmadık ama:

Mafyayı bu kadar öven başka ülke var mıdır?

Yapılan iş resmen… Mafyalara prim vermek

2025 yılının rakamlarına şöyle bir göz atalım. İçişleri Bakanlığının verilerine göre:

552 organize suç örgütü çökertilmiş... 6 bin 788 örgüt üyesi tutuklanmış... 76 milyar lira değerinde mal varlığına el konulmuş... Her geçen gün mantar gibi türeyen suç örgütlerine İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya göz açtırmıyor.

Güvenlik güçlerimizin başarısını tebrik ediyorum.

Bu rakamların dili, bizim söylemek istediğimizi çok güzel şekilde ortaya koyuyor...

TEBDİL-İ MEKÂNDA FERAHLIK…

Ekrem İmamoğlu, Silivri günlerini boş geçirmiyor. Mitinglere mesajlar gönderiyor, savunmalara hazırlanıyor. Medya için makaleler yazıyor, röportajlar veriyor. Sözcü Gazetesi’ne yazdığı son makalede İktidarı eleştirirken içinden gelenleri döktürmüş:

“Bir beton düzeni kurdular ve sadece şehirleri betonlaştırmadılar. Zihinleri de betonlaştırdılar. Bu ülkeyi 'büyük binalarla' yönetebileceklerini sandılar. Oysa devlet; bina değildir. Devlet; adalettir, liyakattir, ahlaktır, akıldır.”

Ama şunu da aklından geçirmeyi unutmuş.

İstanbul Büyükşehir belediyesi de binalardan yönetiliyor.

Lakin içinde dönen fırıldakların haddi hesabı yok! Rüşvet, irtikap, yolsuzluk, adam kayırma, adrese ihaleler… Âlemler, uyuşturucu seansları, kumar iddiaları…

Anlayacağınız devletin; adaleti, liyakati, ahlakı, aklı çok iyi işletilmiş!

İyi ki o bina vakti zamanında yapılmış... Yoksa bu olup bitenlerden nasıl haberdar olacaktık!

Bir atasözümüzle tamamlayalım bu meseleyi de:

"Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur…’’

Anlamını anlatmaya hacet var mı?!.

Akif Bülbül'ün önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR