Emeklilik, yalnızca çalışanlar için değil, her bir vatandaşımız için hayati bir ehemmiyet taşır. Ancak ülkemizin emeklilik sistemi, son 80 yıldır yapılan sayısız müdahaleyle tam bir "çözümsüzlük yumağına" dönüşmüş durumdadır.
Özellikle seçim dönemlerinde, matematiksel gerçekler yerine siyasi vaatlerin ön plana çıkması, sistemin aktüeryal dengesini derinden sarsmıştır.
SİSTEMİ KİLİTLEYEN KIRILMA NOKTASI
Sosyal güvenlik sistemimizde düşük emekliliğe sebep olan kırılma noktaları 1999 yılında ve 2008 yılında yapılan sosyal güvenlik reformları.
Zira her iki reformda da Aylık Bağlama Oranlarının (ABO) düşürülmesi ve 2008 yılında ikinci reform zamanında emekli maaşı hesaplamasında millî gelir artışının sadece %30’unun dikkate alınması, maaşlarda ciddi bir erime başlattı. Bu durum, özellikle en düşük maaş alan kesimde bariz bir şekilde ortaya çıktı.
PALYATİF ÇÖZÜMLER VE "TAŞIMA SU" ETKİSİ!
Yüksek enflasyon, kira ve gıda fiyatlarındaki önlenemez artış, emekliyi nefes alamaz hâle getirdi. Sosyal sigorta tekniğine uygun köklü çözümler üretmek yerine, düşük kalan maaşlar Hazine destekleriyle "kamufle" edilmeye çalışıldı. Ancak bu yöntem, sistemin sürdürülebilirliğini tehlikeye atmaktan başka bir işe yaramadı.
2019-2026 Yılları Arası En Düşük Emekli Maaşı Tablosu
Aşağıdaki tablo, sistemin nasıl bir "sosyal yardım" mekanizmasına dönüştüğünü çarpıcı bir şekilde kanıtlamaktadır:
PROBLEM: "KÖK AYLIĞI" VE ADALETSİZ EŞİTLEME
2019'da 800 bin kişiyi kapsayan destekler, bugün 5 milyon kişiye ulaştı. Sisteme "kök aylık" gibi suni kavramlar dâhil edildi. Bugün gelinen noktada, asgari ücret üzerinden 3.600 gün prim ödeyen bir SSK'lı ile 9.000 gün prim ödeyen bir Bağ-Kur’lu aynı taban maaşı (20.000 TL) alıyor.
Bu adaletsizlik, şu sorunları tetikliyor:
- Çalışma İsteğinin Kırılması: Sistemde uzun süre kalmak ve yüksek prim ödemek artık anlamsızlaştı.
- Kayıt Dışı İstihdam: "Nasılsa aynı maaşı alacağım" algısı, sigortalı çalışmanın cazibesini yitirmesine sebep oluyor.
- Nimet-Külfet Dengesi: Çok primi olanla az primi olanın eşitlenmesi, sistemin adalet duygusunu infilak ettirmiştir.
ÇÖZÜM: KÖKLÜ REFORM VE SOSYAL ADALET
Sosyal güvenlik sisteminde 28 yılını harcamış, komisyonlarda görev almış ve bu alanlarda en çok eser üretmiş bir uzman olarak defalarca uyardım: Seçimsiz geçecek bu uzun dönem, sistemi masaya yatırmak için son fırsattır.
- Palyatif değil, kalıcı çözüm: Son kez vadedilen seyyanen zam sözünün ifasından sonra külfet-nimet dengesi gözetilmeden artık seyyanen zamlar ve geçici eşitlemelerden vazgeçilmelidir.
- Prim günü odaklı sistem: Sigortalıların ödediği prim gün sayısı ve SGK’ya bildirilen kazanç miktarıyla orantılı bir maaş düzenine dönülmelidir.
- Sürdürülebilirlik: Matematiksel temellere dayalı, siyasetten uzak bir aktüeryal denge kurulmalıdır.
- Millî gelir hesaba katılmalı: Emekli maaş hesaplarında ve güncellemelerinde millî gelir artışları oranında maaşlara yansıtılmalıdır.
Hasılıkelam; 5 milyona varan emekliyi kapsayan "en düşük maaş" uygulamasından vazgeçileceği ilan edildi. Oluşturulan yeni komisyonun gerçekçi çözümler üretip üretemeyeceğini hep birlikte göreceğiz. Unutulmamalıdır ki; adaletin olmadığı bir sistemde memnuniyet, taşıma suyla dönen bir değirmen gibidir; er ya da geç durur.
Ve tekrar üstüne basa basa hatırlatayım: "SGK Emeklilik Sistemi sosyal sigorta sistemidir. Bir sosyal yardım sandığı değil, ödenen emeğin ve alın terinin matematiksel karşılığı olmalıdır. Adaleti prim gününde değil, maktu artışlarda ararsak; sistemin geleceğini değil, sadece bugünü kurtarırız."
.....
Bu konudaki alternatif çözüm yollarını ve komisyon çalışmalarının detaylarını bir sonraki yazımda derinlemesine irdeleyeceğim.

