Edebiyat profesörü… Divan edebiyatı uzmanı, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Kurulu Başkan Vekili…
Prof. Dr. İskender Pala, dildeki kargaşayı çok güzel özetledi.
Hem de can alıcı örnekler vererek.
Emine Erdoğan Hanımefendinin hitap ettiği Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Akif Ersoy, Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun konuştuğu…
İnsanın Özü Sağlık Kültür ve Sanat Sempozyumu’nda.
“Şifahanelerimiz hastaneye döndü.”
Bimarhanelerimiz tımarhaneye döndü" diye…
Aradaki anlam farklarını da dile getirdi.
Kelimelerin ruhunun erozyona uğradığını söyledi.
Kendi ağzından kısaca anlatalım daha iyi kavrayabilmek için:
“Elimiz incindiğinde hastaneye gidiyoruz; peki gönlümüz incindiğinde, ruhumuz daraldığında, zihnimiz yorulduğunda nereye gidiyoruz? Eskiden 'şifahane' vardı. Bugün 'hastane' diyoruz. Kelimeler değişti, anlamlar da değişti. Şifahanelerde ruh sağlığına yönelik bölümler 'bimarhane' olarak adlandırılırdı. 'Bimar' kelimesi şefkati, baş okşamayı, merhameti ifade ederdi. Ancak bu kelime zamanla yerini 'tımarhane'ye bıraktı ve anlam sertleşti. Kelimeleri değiştirdikçe zihniyetimiz de değişti. Daha sonra bu ifadeyi de yeterince modern bulmayıp 'Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi' dedik...”
***
Türkçemizin -kasıtlı- katledildiği dönemlerden geçtik.
Hâlâ da bunun sancılarını yaşayarak çekiyoruz.
70’li, 80’li yıllarda ana dilimize hâkim olmuştu.
Masabaşında uydurulan ücret karşılığı kelimeler...
Türkçenin inceliğine, nezaketine uymayan…
Hatta hatta yabancı dillerden çalınan…
Nice kuralsız kelimeler türetti aydınlarımız!
Tercüme kitapları anlayamaz duruma düştük.
Yaşayan Türkçeciler, Öztürkçeciler diye bölündük.
Türk Dil Kurumu da fazlasıyla teşvik etti bu kargaşayı!
Bu tehditleri daha bertaraf edemeden…
Şimdi de ‘Sosyal medya diliyle’ yeni bir aşamaya geçtik.
Kısaltmalarla, yarı Türkçe yarı yabancı sözcüklerle.
Çok edebî(!) yazışmalarımız ön plana çıktı.
Âdeta tercüman arar hâle geldik.
Son nesil tamamen sevdi bu yozlaştırıcı dil akımını…
Velhasıl… Nesiller arası uçurum gittikçe büyüyor.
Önümüzdeki yıllarda büyük tehlike bekliyor bizleri.
İletişim kopukluğu yüzünden anlaşamayacağız.
Meramımızı anlatamayacağız, içimizi dökemeyeceğiz.
Birbirimize yakın ama birbirinden uzak yabancılar olacağız.
Aynı havayı soluyan, aynı ama farklı dili konuşan…
Dilimizi korumak, bozmadan geliştirmek hepimizin görevi.
Devletin, eğitim camiamızın, STK’ların yanı sıra…
Bu bahsi bir beyitle kapatalım, Enderunlu Osman Vasfi’den.
Böyle bir atmosferde bu ruhu yansıtmak mümkün mü?
“O gül-endam bir al şale bürünsün yürüsün,
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün."
(Boyu bir gül fidanını andıran o güzel, bir kırmızı şala bürünüp yürüsün de, şalının ucu ardı sıra gönlüm gibi sürünsün...)
DERTLERİ "DERT" EDİNMEK!
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle…
Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın konuğuyduk.
Aynı zamanda Eğitim-Bir-Sen Başkanı da olan Ali Yalçın…
Bizleri sendikanın misafirhanesinde ağırladı.
Sohbetimizin ağırlıklı konusu ise;
Ekonomik meselelerin topluma, çalışma hayatına etkileriydi.
Ali Bey sıkıntıları anlatırken çözüm önerilerini de sıraladı.
Eğitimcilerle ve mevcut tablo ile ilgili:
Norm kadroya rağmen öğretmen açığının devam ettiğini,
Sözleşmeli veya ilk ataması yapılan öğretmenlerin…
Doğu illerine gönderilmesinin yanlışlığını vurguladı.
Tecrübeli öğretmenlerin büyükşehirlerde kalmasının, başarı grafiğini aşağılara çektiğine dikkat çekti.
Mahrumiyet ve zorunlu hizmet bölgelerdeki ödenek, ek hizmet tazminatı gibi imkânlar sağlanması,
Ek ders ücretleri ile beklentilerin giderilmesi,
Dezavantajlı bölgelerde tecrübeli çalışanların teşvik edilmesi,
Norm kadro dışında kalanların probleminin çözülmesi,
Atama ve yer değiştirme yönetmeliğinin yeniden düzenlenmesi,
Yönetici atama yönetmeliğinin yayımlanması,
Okullardaki yardımcı personel ihtiyacının karşılanması,
Akademisyen arasındaki özlük farklılıklarının kapatılması…
Toplu Sözleşme ile ilgili düzenlemelerin değiştirilmesi,
Eşit işe eşit ücret verilmesi talepleri arasındaydı.
Ali Bey, son zamları da yetersiz olarak niteledi;
Memur, işçi ve emeklilere yapılan zammı yetersiz bulurken…
Çalışanların enflasyona yenik düştüğünü,
Gelir vergisi sisteminin maaşları erittiğini söyledi.
Düzenleme yapılmasının kaçınılmazlığına işaret etti.
***
Göreve başladığından bu yana fedakârca çalışan….
Öğretmenlerin, öğrencilerin yakından tanıdığı…
Eğitim camiasının içinden gelen…
Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Yusuf Tekin…
Mutlaka bu sorunlara duyarsız değildir…
Birçok problemi kısa zamanda çözdüğü gibi.
Bu meselelerin de üstesinden gelecektir.
Bundan yana hiçbir şüphe taşımıyoruz.
Ali Yalçın Bey de gönlünü ferah tutsun…
Zamlarla ilgili konu da hükûmeti ilgilendiriyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hassasiyetini biliyoruz.
Bunu da burada hatırlatalım istedik...
SUYA NOT DÜŞMEK
Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş…
İddiaların dezenformasyondan kaynaklandığını,
Ankara’da su kesintisi olmadığını ileri sürdü.
Suçu da DSİ ile Eski Başkan Melih Gökçek’e yükledi.
Ben bu konuda Mansur Beye hak veriyorum?!
Halkın yüzde 60 oyu ile koltuğa oturan Başkan…
İşi gücü yok da ıvır zıvır işlerle mi uğraşacak.
Gereksiz şeylere kafa yoracak, Allah aşkına!
Melih Bey görevini devretmeden önce…
Şehrin su ve kanalizasyon altyapısını sil baştan yenilemeli, kusursuz şekilde teslim etmeliydi.
DSİ de yeni barajlar inşa etmeli, rezervde su tutmalıydı.
Mansur Bey bir de benzetmede bulundu:
"Kadı defterdar, eşek mühürdar olmuş.”
Bu sözlerin orijinali Ziya Paşa’ya ait ve şöyle:
“Ne günlere kaldık ey Gazi Hünkâr,
Katır mühürdar oldu, eşek defterdar.”
Neden ilk mısrayı söylemedi, bilemedik!
Eski Başkan Gökçek’e de bir çift sözümüz var:
Bir ayda 30 ton su tüketilir mi hiç?!
Sizin yüzünüzden susuz kaldı 6 milyona yakın başkentli?!.

