Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor!
0:00 0:00
1x
a- | +A

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in TBMM’deki yemini olaylı oldu. CHP’lilerin engellemesi yüzünden Genel Kurul savaş alanına döndü. Yumruklu, tekme tokatlı, milletvekillerinin birbirine girdiği bir atmosferde….

Akın Gürlek, AK Partililerin kürsüyü kuşatmasıyla yemin edebildi.

CHP neden böyle yaptı, onu da izah edelim.

Kendi belediyelerinde dönen dolapları, pislikleri ortaya çıkardığı için…

Bakan olmadan önce Akın Bey, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıydı.

CHP’lilerin yaptığı eylem çok şık bir davranış değildi.

Gazi Meclis’in itibarını zedeledi, millî iradeyi çok üzdü.

Atatürk’ün kurduğu partiye yakışmayan bir görüntü sergilendi.

Siyasi hafızalarda her daim yerini koruyacak.

Kavga sırasında (ismini burada anmaya gerek yok) bir CHP Milletvekili Anayasa kitapçığını fırlattı kürsüye…

Bizim üzerinde durmak istediğimiz asıl konu da bu…

Hatırlamakta yarar var… Geçmişe kısa bir yolculuk yapalım.

Tarih 19 Şubat 2001, yer Cumhurbaşkanlığı Köşkü, MGK toplantısı…

Ahmet Necdet Sezer ile Bülent Ecevit arasında yaşanan gerginlik…

Tartışmanın nedeni Cumhurbaşkanı Sezer’in DDK’yı devreye sokmasıydı.

Bankacılık sektöründe denetim yapmak istiyordu.

Kamu bankalarında halkın 12 milyar dolarının "iç edildiğini" iddia ediyordu.

Ecevit de, bir süre önce “denetimin denetimi olmaz" diye karşı çıkmıştı.

Sezer buna çok içerlemişti ki, konuyu masaya getirdi:

"Beni yıpratmak mı istiyorsunuz? Beni kamuoyu önünde küçük düşürmek mi istiyorsunuz…"

Ardından da Anayasa kitapçığını Ecevit’in önüne fırlattı.

İşte olan bundan sonra oldu. Ecevit toplantıyı terk etti…

Köşk önünde açıklama yaptı, gerekçelerini anlattı.

Sezer’in, “terbiye dışı bir üslupla’’ ağır ithamlarda bulunduğunu söyledi...

***

Anayasa kitapçığını fırlatmakta ne var ki denilebilir? Ama detaylı düşündüğünüzde olayın vahameti anlaşılır.

Siyasi tarihimizin en ağır krizi ile karşılaştık.

Ekonomi tepetaklak gitti, yüzde 25 değer kaybına uğradı. Borsa düştü, repo faizleri uçtu gitti. Döviz kurları ve faizler tırmanışa geçti. İstihdamda da beklenmeyen bir durum zuhur etti.

Krizin faturasını da halkımız ödemek zorunda kaldı.

Ama şimdi…

Ekonomik programın tavizsiz uygulanması…

Krizlere yol açılmasına set çektiği için çok şükür öyle bir şey yaşanmadı.

Tetikte bekleyenler de avucunu yaladı…

Konuyu bağlayacak olursak:

Bakın Sultan Abdülhamid Han ne diyor:

"Tarih değil, hatalar tekerrür eder."

Çok sevdiğim bir söz daha var:

“Tarih tekerrür etmez ama kafiyelidir.”

İşte Meclis’te şahit olduklarımız tam buydu…

OLMAZ DEMEYİN!..

Meyhane havaları, meyhane pilavı, meyhane tavuğu, koltuk meyhanesi, ayaklı meyhane, meyhane kültürü derken… Bir bu eksikti şimdi de;

"Meyhane jargonu"yla konuşan siyasetçimiz oldu, ne mutlu bize!

Peki bu siyasetçi kim derseniz...

CHP Genel Başkanı Özgür Özel…

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tanımlamasıyla:

"Hakaret etmeden, küfretmeden, tehdit etmeden, mikrofonu yumruklamadan, önüne gelene sataşmadan da bu ülkede siyaset yapılabileceğini öğrensin. Affınıza sığınarak söylüyorum, 'meyhane jargonu'yla siyasetçilik oynamaktan artık vazgeçsin!”

BAŞARI ENGELLERİ AŞMAKTA…

Geçen haftaki yazımız dezenformasyonla mücadeleydi… Bugün de bu konuya devam edeceğiz, önemine binaen… Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığının düzenlediği; 11 ilimizdeki depremin yaralarını sarma vesilesiyle…

Asrın İnşası: Güçlü Türkiye’nin İhya Vizyonu” paneli üzerinden.

Panelin ağırlık noktasında yine dezenformasyon vardı. Çevre Bakanı Murat Kurum’un da, İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran’ın da konuşmasında…

Bakan Kurum deprem, deprem sonrası ve inşa aşamasında yaşadıkları dezenformasyonu örnekleri ile anlattı…

Hem de CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den yola çıkarak…

"Tek bir canımızın daha hayatını nasıl kurtarabiliriz diye çalışırken yalan haberler yaymaya başladılar. Hükûmet bu enkazın altında kalır diye ellerini ovuşturanlar, yalanlarla korku pompaladılar, yanlış bilgiler yayarak. Çalışmalarımızı oradaki emeklerimizi sabote ettiler. Acıyı kaosa dönüştürüp toplumsal fay hatlarını harekete geçirmeye çalıştılar. Maalesef asrın felaketi gibi doğal bir depremi yıkılmış dizleri üstüne çökmüş bir Türkiye felaketine, bir toplumsal felakete de dönüştürmek istediler. Bu yalanlara, iftiralara 455 bin konut, meydan, çarşı yaparak, tarihî eserlerimizi restorasyon ederek cevap verdik...”

Bakan Bey konuşmasında "şehir, insan, geçmiş-gelecek” ilişkisini de çok güzel sosyolojik bir bakışla tasvir etti:

“Şehir sadece insanın inşa ettiği bir mekân değildir, şehir aynı zamanda insanı da inşa eden bir yapıdır. Geçmişimizi taşır, bugünümüzü şekillendirir, yarınımıza da istikamet verir. Bizim şehir anlayışımızda insan vardır, ahlak vardır, komşuluk vardır, merhamet vardır. Bizim şehirlerimiz, insanın ruhunu yormayan, hayatını kolaylaştıran dayanışmayı büyüten bir hayat alanıdır. Camisiyle, çarşısıyla, okulu ve meydanıyla insanı merkeze alan bir hayatın adıdır. 11 ilimizde, konutları inşa ederken bu özellikleri ön planda tuttuk...”

Tekrar dezenformasyon meselesine dönelim isterseniz…

Burhanettin Hoca’nın dediklerine de kısaca göz atarak:

“Bu zorlu dönemde bir yandan depremzede vatandaşlarımızın yardımına koşarken diğer yandan arama-kurtarma çalışmalarını sekteye uğratmayı ve toplumsal huzuru zedelemeyi amaçlayan yoğun bir dezenformasyon kampanyasıyla da mücadele etmek zorunda kaldık. Yalanların, kurgulanmış içeriklerin ve çarpıtılmış bilgilerin kriz anlarında ne kadar hızlı yayılabildiğini hep birlikte tecrübe ettik. Bu nedenle kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi büyük önem taşımaktaydı. Bu çerçevede İletişim Başkanlığı olarak iki yüze yakın dezenformasyon içeriğini tespit ederek doğrularını milletimizle paylaştık. Devletimizin ilgili kurumlarıyla koordineli biçimde kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi için yoğun çaba gösterdik.

Doğru ile yanlışı, gerçek ile sanalı, iyi ile kötüyü ayırmazsak…

Vay hâlimize demektir, uyanık olmak mecburiyetindeyiz…

Akif Bülbül'ün önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR