Dinle
Kaydet
Türkiye Gazetesi
Yunan gazetesinden al haberi!
0:00 0:00
1x
a- | +A

Dost düşman herkesin kabul ettiği bir gerçek var. Türkiye'nin en güçlü olduğu sahalardan biri diplomasi.
Bütün ülkelerin birbirine diş bilediği ve arkalarındaki sopaları artık saklama ihtiyacı duymadığı böylesi bir ortamda Türk hükûmeti ve diplomatları büyük iş yapıyor.
Ara buluculuk denilince Erdoğan ilk akla gelen isim, Ankara ilk başvurulan adres.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, dünyadaki krizler için "Eğer biri bu çökmekte olan yapıyı kurtarabilecekse, bu, yetenekli Türk diplomatlarıdır" dedi. Önceki hafta manşetimize taşıdık.
Elbette bütün bunlar, ilişkileri diplomatik dilin ötesine taşıyan samimi diyaloglarla gerçekleşiyor.
Yakın dönemde eski NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in hatıraları dünyada gündem oldu. Stoltenberg, bir Ankara ziyaretinde Erdoğan ile çay içtiklerini, Cumhurbaşkanının kendisine haşlanmış taze mısır ve kestane ikram ettiğini anlattı. İkramları neşeyle yediklerini bu samimi havanın ortamı yumuşattığını belirtti.

Herkesin “İşte Reis farkı” deyip, gülümseyerek okuduğu bu müthiş anıyı, yıllar sonra ancak Stoltenberg yazınca öğrenebildik. Kim bilir Ankara'da bu tür ne hikâyeler dönüyor da haberlere konu olamıyor.
Geçen hafta Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, on bakanıyla birlikte Ankara'yı ziyaret etti. Konuk Başbakan, Erdoğan tarafından çok sıcak karşılandı. Bakanlar ortak mutabakat zaptına imza attı. Miçotakis memnun ayrıldı...
Ziyarette, Erdoğan konuğuna fotoğraf albümü ve kehribar tesbih hediye etmiş. Görüşmeye Fener Rum Patriği Bartholomeos da davetliymiş. Yunan Başbakan'ın elindeki tesbih çok hoşuna giden Patrik, "Mart ayında Külliye’deki iftara geldiğimde, ben de bir tane isterim” diye takılmış...

Bunları Yunan gazetelerinden öğrendik. Kathimerini ve Proto Thema gibi yayın organları tesbih diplomasisini öne çıkardı. Bizim basın da onları kaynak göstererek yazdı. Daha doğrusu haberdar oldu.

Bu Türk gazeteciliğinin vaziyetini yansıtan ilginç bir örnek.

Bunun kanaatimce üç sebebi var.

Birincisi, bu işleri dert eden muhabirlerin kalmaması.

İkincisi, ‘yazarsam tepki alırım, çizik yerim’ endişesi.

Üçüncüsü, Külliye'yi muhalefet medyasının fazla manipülasyon konusu yapmasından dolayı oluşan temkin ve güvensizlik hissinin getirdiği bariyer.
Günün sonunda aynı zamanda bir tarih yazıcılığı olan gazeteciliğin, mühim zirvelerdeki nüansları kaçırması büyük eksiklik...

Faşist kim?

Gazeteci Ruşen Çakır, AK Parti grup toplantısını takip ediyor. Bu vesileyle fırsatını yakalayıp Cumhurbaşkanı Erdoğan ile tokalaşıyor. Vay sen misin Erdoğan'a el uzatan. Günlerce linç ettiler adamı. Seversiniz sevmezsiniz. Ruşen Çakır kendi mecrasında mesleğini yapmaya çalışıyor. Ben kendisini AK Parti'nin birçok tanıtım ve miting gibi organizasyonunda görüyorum. Çakır, katı ve marjinal değil. Bu yüzden davet ediliyor ve saygı da görüyor.

Hakikaten bu hıncı anlamak mümkün değil.

Hafazanallah iktidara gelseler doğrayıp geçecekler!..

Küfre sansür!

Şimdiye kadar hiçbir genel başkan, Özgür Özel gibi kendi belediye başkanına galiz küfretme ve p.ç deme seviyesine düşmedi.

CHP gazetecileri, hükûmetin aleyhine olan meseleleri yazmıyorlar diye iktidar medyasına salvolar yapıyordu.

Biri bile Özel'in küfrünü yazmadı, yazamadı!

Fatih Selek'in önceki yazıları...

ÖNE ÇIKANLAR