Meclis’te kurulan Terörsüz Türkiye Komisyonu raporunu tamamladı. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş tarafından da Komisyon üyeleriyle birlikte kamuoyuna açıklandı ve oylandı.
Raporun içeriği hakkında toplum epeyce bilgilendirildi. Kafalarda oluşan soru işaretleri de cevabını buldu. Kısa bir değerlendirme yapacak olursak…
"Bu rapor nedir?" sorusuna şöyle cevap verebiliriz:
Süreci dönemsel bir siyasi hamle olarak görmeyen, devamlılığı olan bir uygulamadır. Dünya literatüründe de önemli yerini aldı.
Bu nedenle: Bir "Devlet Politikası" ve "Türkiye Modeli"dir.
Sürecin meşru çözüm adresini gösteren,
Düzenlemelere rehberlik edecek bir mutabakat metnidir.
Bu nedenle: TBMM merkezli bir yol haritasıdır.
Sadece silahların susmasını değil;
Kamu düzeninin korunmasını, hak ve hürriyetlerin genişletilmesini, toplumsal bütünleşmenin sağlanmasını planlamıştır.
Bu nedenle: Güvenlik ve özgürlük dengesidir.
Sürece yönelik "Müstakil ve geçici" bir düzenlemeyi öngörüyor.
Bu nedenle: Hukuki bir hazırlıktır.
Huzur ortamını sağlayacak, bölgesel kalkınma farklarını giderecek, ekonomik refahı artıracak bir vizyon çizilmiştir.
Bu nedenle: Ekonomik ve sosyal kalkınma programıdır.
Siyasi partiler, şehit aileleri, akademisyenler, eski Meclis başkanları, STK ve sendikalar dâhil 137 kişi ve kurum görüşleriyle katkı vererek "Müşterek idrak" anlayışı sergilenmiştir.
Bu nedenle: Geniş katılımlı bir istişaredir.
Peki ne değildir?
"Cezasızlık" veya "genel af" algısına engel olduğu, suçlulara adli işlem yapılmasını öngördüğü için;
Bir "genel af" değildir!
Devlet, terör örgütüyle masaya oturmadığı, milletimizin kararlılığının yansıması olduğu için;
Bir "pazarlık" süreci değildir!
Süreç, yabancı bir "göz"ün hakemliğinde yürütülmediği, ithal yöntemlere tevessül edilmediği, özgün ve millî bir irade beyanı olduğu için;
Dış kaynaklı bir proje değildir!
Askerî, polisiye tedbirlerine indirgenmeyen, sosyolojik, ekonomik ve psikolojik bakışa sahip olduğu için;
Sadece güvenlik tedbiri değildir!
"Kürt’ün onurunu, Türk’ün gururunu" korumayı esas aldığı toplumun kesimlerini kucakladığı, farklılıkları "kardeşlik hukuku" zemininde buluşturduğu için;
Tek taraflı bir dayatma değildir!
Özetin özeti ezcümle ile:
Huzur, refah, birliktelik için çok büyük bir adımdır.
Ülkemize, devletimize, bölgemize hayırlı olsun.
SUYUN “YAVAŞ” AKANI,
İNSANIN YERE BAKANI…
Masallar hayal ürünüdür. Yeri ve zamanı belirsizdir. Olay ya da kahraman olağanüstüdür.
Bu kuralları ihlal ederek sizlere bir masal anlatacağız.
Yeri ve zamanı belirli bir olayla, kahramanıyla…
2000'li yıllarda olayın geçtiği ülke;
Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir konumda.
25 ilçesi olan başkentinin bir yerinde.
Adını bir beyden ve kurulan pazardan alan…
***
Önceki belediye başkanı bir proje başlatır. İlçeye ekonomik katkıda bulunmak, turizmi ön plana çıkarmak için.
Eski tarihî evleri aslına uygun hâle getirmeye karar verir. Ama yola çıkarken seçimi kaybeder.
Yerine gelen başkan da projeyi önemsediği için harekete geçer.
Aynı zamanda hukukçu olan yeni Başkan…
Seçildiği partisinin lideri ile temas kurar.
Ülküdaşı bir genel başkan yardımcısı aracılığıyla…
Partinin lideri aynı zamanda başbakan yardımcısıdır.
O da işe sıcak bakar ve derhal talimat verir.
Başbakanlık Tanıtma Fonu üzerinden…
O zamanın parasıyla 2 trilyon lira aktarılır, dört taksit hâlinde…
Bununla da yetinmez…
Kültür Bakanlığı’ndan da 13 uzman görevlendirir.
Mimar, mühendis başta olmak üzere….
Nihayet proje tamamlanır, 200 ev restore edilir.
Akabinde de ülkenin tanınmış iş adamları da bazı evleri restore ederek katkıda bulunur.
Başkente 101 kilometre uzaklıkta olan ilçe turizme açılmıştır, ekonomi canlanmıştır. Halkın yüzü gülmektedir.
Ama asıl sürpriz bundan sonra yaşanır.
"Devlet"ten her imkânı sağlayan Belediye Başkanı, evlerin bulunduğu bir sokağa veya meydana liderinin ismini vermek yerine, birkaç ev restore ettiren iş adamına jest yapar.
Vefasızlığın en güzel örneğini sergileyerek…
Liderine, partisine sırt çevirerek. Dava arkadaşlarını unutarak. Bu da yapılır mı deditircesine…
Yıllar içinde de partisinden kopar gider...
***
Şimdi o belediye başkanı ne yapıyor derseniz?
İki dönemdir başkentin belediye başkanlığı koltuğunda…
Hâlihazırda muhalif bir partiden seçildi.
Peki o başkentte durum nedir?
Trafik karmaşası yaşanıyor. Musluklardan "tıss" sesi geliyor. Eser anlamında hiçbir hizmet yok. Sokaklar, caddeler delik deşik…
***
Olayın geçtiği ülke, kahraman kim derseniz, isme cisme gerek yok. Her şey ayan beyan ortada…
Bir tekerleme ile noktalayalım sözlerimizi.
"Masalın yalanı mı olurmuş…
O yalan bu yalan fili yuttu bir yılan."
BOZUK PLAK
Özgür Özel diline doladı, aslı astarı yokken…
"Köprüleri sattırmam" diye, yeri göğü inleterek.
Benzer tartışmaya 1983 yılında da şahit olmuştuk.
Seçim öncesi, TRT’de açık oturumda…
Merhum Turgut Özal, 'köprüleri satacağım’ deyince…
Halkçı Parti Genel Başkanı Necdet Calp…
"Sattırmam… sattırmam" diye direnmişti.
Sonuç ne oldu, hemen onu da söyleyelim:
Turgut Özal seçimi kazandı iktidara geldi.
'Satarım-sattırmam' meselesi böyle noktalandı.
Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz:
CHP’nin zihniyet problemi var. Değişimlere ayak uyduramıyor. Belli saplantılar üzerinden gidiyor. Kendini sürekli tekrarlıyor.
Kaldı ki;
Köprülerin satılması da söz konusu değil! Devlet envanterinde olduğu için değer tespiti yapılıyor.
Halkçı Parti kimlerin partisiydi, hatırlatalım:
12 Eylül 1980 darbesinde kapatılmıştı.
CHP’nin yerine kurulan bir partiydi...

