Anadolu'da yetişen evliyadan. Tokat'ın Erbaa ilçesine bağlı Eksel (Koçak) köyündendir. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1334 (m. 1915) senesinde Eksel köyünde vefat etti. Kalabalık bir cemaat ile cenaze namazı kılındıktan sonra köy kabristanlığına defnedildi.
İlk tahsilini Tokat'ta yaptı. Bu sırada yanlarına tanımadıkları bir zat misafir oldu. Behrullah Efendi ertesi günkü dersini yapıp namazını kılıp yattı. Gece kalktığında o zatın devamlı ilimle meşgul olduğunu gördü. Bu zatın ilim sahibi ve gayretli olduğunu anlayarak; “Efendim bu gece hiç uyumadınız. O ilimden bize de öğretseniz.” diye arz edince, o zat; “Evladım senin ilmî nasibin İstanbul'daki Yanyalı Hacı İsmet Efendiden olacak. Sende onun kokusu var.” buyurdu. Bunun üzerine Behrullah Efendi, köye dönüp ağabeyinden izin aldıktan sonra İstanbul'a gitti.
Behrullah Efendi'nin Tokat'ın Erbaa ilçesine bağlı Eksel (Koçak) köyündeki Türbesi.
Diğer taraftan da Yanyalı İsmet Efendi, talebelerine sık sık; “Anadolu'dan bir er gelecek. Benim İstanbul'a gelmemin sebebi bu eri yetiştirmek için hocamın isteği ile oldu.” derdi. Behrullah Efendi, otuz sene Hacı İsmet Efendinin derslerini takip ederek ondan ilim öğrendi. Bütün ilimlerde ve tasavvuf yolunda yetiştikten sonra hocası tarafından kendi köyüne, insanlara doğru yolu anlatmakla vazifeli olarak gönderildi.
Köyüne döndüğünün ilk zamanlarında kimse onu anlamadı ve tanımadı. Bu yüzden köylüler ona Garip Mehmed diyordu. Bu sırada Sivas'tan ziyaretine gelen Memduh Paşa, kimsenin onun ilmine değer vermediğini anlayınca köylülere:
“Behrullah gibi cihana gelmez bir veli Bulan buldu bulmayan mutlak deli.”
mısraını okuduktan sonra; “Siz bu zatın kıymetini bilmez iseniz elinizden çıkar.” dedi. Bunun üzerine insanlar ondan ilim öğrenmeye koştular. Memduh Paşanın başkanlığında yapılan dergahta, Behrullah Efendi ilim taliplerine ders vermeye başladı.
Behrullah Efendi herkese müşfik, güler yüzlü davranırdı. Sokakta gördüğü çocukların başını okşayıp, onlara hediyeler vererek gönüllerini alırdı. Herkese Allahü tealanın merhametinden bahseder; “Biz insanlar da merhametli olmalıyız.” derdi. Kendisine gönderilen hediyeleri el sürmeden fakirlere dağıtırdı.
Behrullah Efendi, talebesi Ahmed Efendi ile bir gün dere kenarında oturuyorlardı. Talebesi kahve yapmakla meşguldü. Hocasına doğru bakınca kucağında bir yılan gördü ve korktu. Sonra yılan, Behrullah Efendinin kucağından inip gitti. Talebesinin merak içinde kaldığını fark edince; “Cinnilerden idi. Hasankale'den geliyor. Dersini verdim gitti.” buyurdu.
Behrullah Efendi'nin kabri.
Talebelerinden İskender isminde bir zat, donanmada vazifeli idi. Gemi denizde giderken fırtına çıktı. O sırada Behrullah Efendinin himmetine sığındı, yardım istedi. O anda hocasını karşısında gördü. Ona; “Evladım korkma, üzülme; on dakika sonra fırtına geçer!” buyurdu. On dakika sonra Allahü tealanın izni ile fırtına dindi.
Behrullah Efendi tütün kullanırdı. Sohbetine gelen Ahmed isimli zat, onun tütün kullandığını görünce kalbinden; “Keşke sigara içmeseydi.” diye geçirdi. Behrullah Efendi ona doğru dönerek; “Ahmed Efendi siz sigara kullanmıyorsunuz değil mi?” diye sordu. O da; “Kullanmıyorum efendim.” dedi. O kişi yine kalbinden; “Firavunun bahçesinde yetişen tütünü ne diye içiyor?” diye geçirir geçirmez; “Firavunun bahçesinde tütünün yetiştiğini sen nereden biliyorsun? Firavunun bahçıvanı mı idin?” deyince, o zat tövbe ederek sadık talebesi olmakla şereflendi.
Talebelerine buyururdu ki:
“Biz kuşlar kadar bile olamıyoruz. Onlar Allahü tealayı devamlı zikrediyorlar. Biz ise yatıyor ve gafletteyiz.”
“Dinin emir ve yasaklarını bilmezseniz, bu yolda hiç mesafe katedemezsiniz.”
Behrullah Efendi Eksel köyünde vefat etti. Kalabalık bir cemaat ile cenaze namazı kılındıktan sonra köy kabristanlığına defnedildi. Hak aşıkları kabrini ziyaret edip bereketlenmekte ve feyz almaktadır. Behrullah Efendinin yerine talebesi Ali Osman Efendi geçti.