Halife Harun Reşid zamanında yaşayan meczup (Allah aşkının sarhoşu) ve velî bir zat. Asıl ismi Ebu Vüheyb bin Amr bin Mugire Sayrafî'dir. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kufeli olduğu halde Bağdat'ta yaşamış ve 190 (m. 806)'da Bağdat'ta vefat etmiştir. Harun Reşid'in kardeşi olduğuna dair rivayetler varsa da bunun aslı yoktur. Herkese ders olacak hikmetli sözleri çok meşhurdur. Ayrıca Harun Reşid'e nasihat verirdi.
Behlül-i Dânâ hazretlerinin Şam Babüssagir Kabristanı'nda bulunan makamının girişi ve kapı üzerindeki kitabe (solda). Behlül-i Dânâ hazretlerine izafe edilen kabir (sağda).
Behlül-i Dânâ; Eymen bin Nabil, Amr bin Dinar ve Asım bin Ebu'n-Necud'dan hadis-i şerif öğrenmiştir.
Bir toplantıda Harun Reşid kendisiyle buluştu ve ona; “Çok zamandır seninle görüşmek istiyordum.” deyince, Behlül, “Ben böyle arzu duymadım.” diye karşılık vermesine rağmen Harun Reşid kendisinden yine nasihat istedi. “Ne nasihati istiyorsun? Şu saraya bak, bir de kabirlere bak! Bunlardan ibret almayan, nasihat almayan nelerden alır! Halin ne olacak, ey Müminlerin emiri! Yarın Cenab-ı Hakk'ın huzuruna çıkacaksın. Büyük küçük yaptığın her şeyden sual olunacaksın. Bunlara nasıl cevap vereceksin iyi düşün! Bu hesap zamanında aç ve susuz olacak, çıplak bulunacaksın. Orada bulunanlar sana bakıp gülecekler. Perişan halin orada meydana çıkacak, başka nasihat ne yapacaksın?” dedi. Adaleti ile meşhur olan Harun Reşid onun nasihatlerinden çok istifade etmiştir.
Bir gün halka doğru yolu göstermek için söylediği sözlerden rahatsız olanlar, Harun Reşid'e gidip; “Sultanım, bizim yaptıklarımızın ona ne zararı var? Bizi kendi halimize bıraksın. Her koyun kendi bacağından asılır.” gibi sözlerle şikayet ettiler. Bunun üzerine Harun Reşid, Behlül-i Dânâ'yı çağırtıp halkın isteğini bildirdi. Behlül-i Dânâ hiç sesini çıkarmadan sarayı terk etti. Bir kaç koyun alıp kesti, bacaklarından mahallenin köşe başlarına astı. Bunu gören halk gülerek, “Deliden başka ne beklenir, yaptığı işler hep böyle zaten.” dediler. Aradan günler geçti, asılan hayvanlar koktu, bundan bütün mahalle zarar gördü. Kokudan durulmaz hale gelince aynı kişiler Harun Reşit'e gidip durumu anlattılar. Behlül-i Dânâ'yı çağırtıp sorduğunda: “Bir kötünün herkese zararı olduğunu herhalde anladılar. Ben bir şey yapmadım, her koyunun kendi bacağından asıldığını onlara gösterdim.” diye cevap verdi.
Hasan bin Sehl anlatır: “Bir gün çocuklar, Hazreti Behlül'e taş atmaya başladılar. Taşın birisi vücudunu kanatınca; ‘Ey çocuklar! Ben Allahü tealaya tevekkül ettim. O elbette bana kafidir. O ne güzel vekildir. Ancak Allahü tealaya yaklaşmak insana rahatlık verir. İnsanlara eza ve cefa yapanlar hiç merhametli olur mu?’ dedi. Ben dayanamadım; ‘Ey Behlül, çocuklar sana taşla vuruyorlar, sen onlara merhamet ediyorsun. Bu nasıl iştir?’ dedim. O da; ‘Sus!... Allahü teala, benim üzüntü ve acımı, onların da sevincinin çokluğunu elbet biliyor. Umulur ki bazımızı bazımıza bağışlar.’ buyurdu.”
Bağdat'ta Behlül-i Dânâ hazretlerinin türbesinin de bulunduğu kabristanın girişi.
Muhammed bin Ebu İsmail bin Ebu Fudayl, ondan şu hadiseyi nakleder: “Behlül'ü bazı kabirlerin arasında gördüm. Bana, bir kabire soktuğu ayağını gösterdi. Toprakla oynuyordu. ‘Burada ne yapıyorsun?’ diye sordum. ‘Bana eziyet etmeyen ve benim gıybetimi yapmayan insanlarla oturuyorum.’ dedi.”
Bir zaman fiyatlar çok yükselmişti. “Sen, insanların rahatlaması için Allahü tealaya dua etmez misin?” dedim. O bana; “Allah'a yemin ederim ki, ben bu işe karışmam. Eğer bir buğday tanesi bir dinar olsa da bize emrettiği gibi Allahü tealaya ibadet etsek, O bize vaat ettiği gibi rızkımızı verir.” şeklinde cevap verdi. Sonra ellerini birbirine vurarak; “Ey dünyayı ve süslerini toplayan, gözleri uykudan lezzet almayan kimse, nefsinle uğraşıp ahirete bir tedarik yapmadın, kıyamet gününde Allahü tealaya ne cevap vereceksin?” diye ekledi.
Behlül-i Dânâ, duası makbul bir zattı. Aşağıdaki şiir onundur:
Hırsı bırak da, yorulma; Geçim de tamaha kapılma... Niçin malı cem edersin; Kime topladın bilemezsin!
Rızık vaktiyle ayrıldı; Su-i zan faydasız kaldı... Her hırs sahibi fakir; Her kanaatkar da zengindir.
Bağdat'ta Behlül-i Dânâ hazretlerinin türbesi.
Abdullah bin Mihran anlatıyor: “Harun Reşid hacca gitti. Dönüşünde bir müddet Kufe'de istirahat etti. Sonra yola çıkacağı zaman herkes kendisini yolcu etmek için sokağa döküldü.
Behlül de çıkmıştı. Çocuklar onunla beraber oynayıp eğleniyorlardı. Tam o sırada Harun'un develer üzerinde muhteşem kafilesi gözüktü. Çocuklar da Behlül'ü bıraktı ve onun seyrine koyuldu. Tam Harun'un geldiği sırada Behlül yüksek sesle: ‘Ey Harun!’ diye seslendi. Harun, yüzünden perdeyi kaldırarak ‘Buyur Behlül, ne istiyorsun?’ dedi.
Behlül; ‘Ey Müminlerin Emiri! Eymen bin Nail, Kudame bin Abdülamir'den bize şöyle haber verdi: “Ben Resul-i Ekrem'i Arafat'tan dönüşte görmüştüm. Kızıl bir deveye binmişti. Yanında kimse dövülmediği gibi, kimse de kovulmazdı. ‘Yol verin, yol verin.’ diyen münadileri (tellalları) de yoktu.” Sen de bu usule riayet eyle. Bilmiş ol ki; tevazu ile yolculuk etmen, kibir ile seyahatinden hayırlıdır.’ dedi.”
“Bağdat ve etrafını nurlandırıp aydınlatacak hediyeler götürüyor musun?” deyince Halife; “Bu hediyeler nasıl olur?” diye sordu. Behlül hazretleri; “Allahü tealayı sevdirmek, insanlara örnek olacak şekilde O'ndan korkmak, onlar hakkında temiz ve güzel düşüncelere sahip olmak en güzel hediyelerdendir.” dedi. Bunu dinleyen Harun Reşid ağlayarak; “Ey Behlül, biraz daha anlat.” dedi.
Behlül bu sefer; “Memleketinin bir köşesinde bir mazlum zulme uğrasa ve sen de memleketin diğer köşesinde bile olsan, Allahü teala bunun hesabını senden yine soracaktır. Allahü teala mealen buyuruyor ki: ‘Şüphesiz ki iyiler na'im Cennet'indedir. Kötüler ise Cehennem'dedir.’ (İnfitar suresi: 13-14). Ahirette, Cennet veya Cehennem'den başka gidilecek üçüncü bir yer yoktur. O halde hazırlığını buna göre yap.” dedi.
Halife ondan sonra; “Amellerimiz hakkında ne dersiniz?” diye sordu. Behlül hazretleri; “Allahü tealadan korkarak ve emrettiğine uygun olarak yapılan amel makbuldür.” buyurunca, Halife bu sefer; “Peygamber Efendimizle, akrabalık olarak yakınlığımız hakkında ne dersiniz?” diye sordu.
Behlül-i Dânâ hazretlerinin kabri.
DEVEMİ ARIYORUM!
Nakledildiğine göre: “Adamın birisi namaz kılmaz, diğer ibadetleri yapmaz ama her gece yatarken; ‘Ya Rabbî! Bana Cennet'ini ver!’ diye dua ederdi. Bir gece aynı şekilde yattı. Geç vakitte damdan bir tıkırtı geldiğini hissederek uyandı. Hemen çıkıp; ‘Kimsin, orada ne arıyorsun?’ dedi. Damda bulunan Behlül-i Dânâ idi ve; ‘Devem kayboldu da onu arıyorum.’ dedi. Ev sahibi; ‘Hiç mümkün müdür ki kaybolan deve damda olsun. Bu akılsızlık değil midir?’ deyince Behlül-i Dânâ; ‘Peki senin hiç ibadet etmemen ve sonra da Allahü tealadan Cennet'i istemen daha akılsızlık değil midir?’ buyurdu. Ev sahibi o zaman, Behlül-i Dânâ'nın kendisine nasihat vermek için böyle yaptığını anladı. Hatasını anlayıp tövbe etti ve ibadetlerini aksatmadan yapmaya başladı.”
Behlül devamla şöyle dedi: “Peygamber Efendimize akrabalıktan ziyade, bildirdiği hükümlere bağlılıkla yakın olmak daha mühimdir.”
Halife; “Peygamber Efendimizin şefaatine kavuşabilecek miyiz?” deyince de Behlül; “Onu Allahü teala bilir.” buyurdu. Halife; “Nasıl yaşayalım?” diye başka bir soru sorunca Behlül; “Allah'tan kork. Her halinde Muhammed Aleyhisselamın sünnetine tabi ol. Bu durumda en kârlı yolu seçmişsin demektir.” diye cevap verdi.
Halife; “Çok güzel söylüyorsun, şu hediyemi kabul et.” diye bir miktar para uzattı. Behlül hazretleri; “Onu kimden aldınsa ona ver. Dünyadaki sahipleri yakana yapışmadan önce, verenin yoluna harca. Bunu burada yap. Ahirete kalırsa onlara bir şey bulup veremez, onları razı edemezsin.” dedi. Bunun üzerine Harun Reşid; “Para borcun varsa onu ödeyelim.” diye teklif edince Behlül; “Kufe'de birçok ilim sahipleri vardır. Borç ile borcun ödenmeyeceğinde ittifak etmişlerdir.” dedi.
Harun bu kez; “Bari bir ihtiyacını temin edelim.” deyince, Behlül hazretleri; “Allahü teala senin Rabbin olduğu gibi, benim de Rabbimdir. Seni hatırlayıp beni unutması muhaldir, imkansızdır.” buyurdu. Harun Reşid, bu sözleri işitince ağladı.