BİRGİVÎ

İmam Mehmed Birgivi Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
A- A+


Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. İsmi Mehmed, lakabı Takıyyüddin ve Zeyneddin'dir. 10 Cemazilevvel 929 (m. 1523) senesinde Balıkesir'de doğdu. 981 (m. 1573) senesinde vefat etti. Kabri o zamanlar büyük bir ilim ve kültür merkezi olan Aydın'ın Birgi kasabasındadır. İlimdeki yüksek derecesinden dolayı İmam-ı Birgivî ismiyle meşhur oldu. Türk âlimlerinin baş tacıdır. Hanefî mezhebinden olup asrının en meşhur ulemasındandır.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî hazretlerinin ders okuduğu İstanbul'daki Semaniyye Medresesi.

İmam-ı Birgivî'nin babası Pir Ali âlim bir zat olup Balıkesir'de müderris idi. Kabri Çay mahallesindedir. Annesinin ismi Meryem Hanım'dır. Dedesi İskender Efendi Kepsut'un Bektaşlar köyündendir.

Birgivî önce babasından ilim öğrendi. Arapça, mantık ve diğer alet ilimlerini okudu. Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. Babasının derslerinde yetişip akranlarını geçti. Sonra yüksek ilimleri öğrenmek üzere İstanbul'a gitti. Mahmudpaşa Mahallesi'nde Küçük Şemseddin Efendi'den okudu. İstanbul'da bulunan meşhur Semaniyye Medresesi müderrislerinden Ahizade Mehmed Efendi'den, sonra da Kızıl Molla namıyla meşhur kazasker Abdurrahman Efendi'den ders aldı. Büyük bir şevk ve gayretle ilim öğrenip Semaniyye Medresesi'nden mezun oldu. Parlak bir başarı ile icazet imtihanını vererek, müderrislik rütbesini kazandı.

Bundan sonra bir müddet İstanbul medreselerinde müderrislik yaptı. Bu vazifesi sırasında Bayramiyye tarikatının şeyhlerinden olan Abdullah Karamanî'ye talebe olup onun sohbetlerinde tasavvufta da yetişti. Daha sonra hocalarından Abdurrahman Efendi'nin vasıtasıyla Edirne'de askerî şahısların mirasını taksim eden kassam-ı askerî vazifesinde bulundu. Bir yandan ders okutmaya, bir yandan da camilerde vaaz vermeye devam etti. Bir müddet sonra bu işten ayrılıp aldığı maaşları kassam defterindeki kayıtlara göre geri dağıttı. Bundan sonra dünya işlerini tamamen bırakmak istedi ise de şeyhi Abdullah Karamanî'nin ısrarı üzerine ders ve vaaz vermeye devam etti.

Sultan İkinci Selim Han'ın hocası Ataullah Efendi, Birgivî'nin ilimdeki kudretini takdir ederek, Birgi'de yaptırdığı medresenin müderrisliğine onu tayin etti. Bundan sonra orada, talebe yetiştirmek, vaaz vermek ve kitap yazmakla ömrünü geçirip büyük hizmetler yaptı. İslam beldelerinin her tarafından ders halkasına girmek üzere talebeler toplandı. Burada yaşadığı için “İmam-ı Birgivî” adıyla meşhur oldu.

981 senesinde Cemazilevvel ayında İstanbul'a gitmek üzere yola çıktığı esnada Balıkesir'de veba hastalığına yakalanarak 52 yaşında vefat etti. Cenazesi Birgi'ye getirilerek defnolundu.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî hazretlerinin yaşadığı ve defnolunduğu Birgi Kasabası ve Birgivî Camii.

İmam-ı Birgivî'nin bir günlük hayatı kaynaklarda şöyle anlatılır:

"Sabah namazından sonra Yasin-i Şerif ve iki hizb (yaklaşık 10 sahife) Kur'an-ı Kerim tilâvet edip sonra iki rek'at kuşluk namazı kılardı ve ders günü ise altı kitaptan nakil ve ders yapardı. Sonra dört rekat namaz daha kılardı. Duha namazını altı rek'at kılardı. Sonra sol ayağı ile mescitten çıkıp sekinet ve vakar ile evine giderdi.

İmam-ı Birgivî merhumun âdet-i seniyyelerinden idi ki savm-ı Davud'a (Davud Aleyhisselamın orucuna) müdavim idi. Yani bir gün yer, bir gün oruç tutardı. Efdal olan budur. Evine varınca oruçlu değil ise yemek yiyip sonra kaylûle vakti ise kaylûle eder idi. Kaylule, ibadete, hususan öğle namazına takva ve hazırlık için öğleden evvel bir miktar uyumaktır; müstehaptır.

Eğer ders günü değil ise ders yerine altı kitabı mütalaa eder idi. Noksan gelir ise İmam-ı Gazalî'nin İhyau Ulum'undan veya başka bir kitaptan her ders yerine birer sahife mütalaa eder yahut mühim konulardan nice tasnifler edip kıymetli eserler ile din-i İslam'a hizmetler ifa ederdi. Sonra kaylule yapardı. Âdetlerinden biri de her gün bir günlük kaza namazı kılmaktı. Öğle namazından sonra ikindi namazına kadar kitap ve risale tasnifi ile meşgul olurdu. Oruçlu değil ise ikindiden önce yemek yiyip ikindiden sonra akşama kadar faydalı ilimlerden ders okurlar idi. Ve akşam namazından sonra üç selâm ile altı rekat namaz kılarlardı.

İmam Birgivî'nin oğulları Mustafa (v: 994/1586) ve Fazlullah Efendi (v. 1031/1622) de babalarından ders alıp ilmiye sınıfına intisap etmişti. Diğer oğlu Mehmed Hâlim, Birgi'ye yerleştikten az sonra küçük yaşta vefat etti. Tarikatü'l-Muhammediyye adlı eserine şerh yazan Akşehirli Hocazade Abdünnasır Efendi (v. 990/1582), İmam-ı Birgivî'nin en önde gelen talebesindendir. Bu talebesi Terceme-i Evrad-ı Birgivî adlı Türkçe eserinde hocasının bir gününü anlatmaktadır. Birgivî'nin İzhar kitabını şerheden Avlamışlı Muslihiddin Efendi ve Birgivî'nin kabrinin girişinde mezarı bulunan Gazi Emir (v. 1022/1613) de talebeleri arasındadır.

İmam-ı Birgivî hazretlerinin tavizsiz mizacı talebesinden Kadızade Mehmed Efendi'de tecelli etmiş ve Osmanlı tarihinde Kadızadeliler hareketi denilen gaileyi çıkarmıştır.

İmam-ı Birgivî haramlardan sakınmanın ehemmiyetini ve dünyanın fanîliğini çok iyi anladığından, dinin emirlerini asla taviz vermeden açıklardı. Zamanın âlimleriyle, yazılı ve sözlü pek çok münazaralara girerdi. Hak bildiğini, ilmî delilleri ile söylemekten hiç çekinmezdi. Birgi'den İstanbul'a gelerek, Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa'ya nasihat etti. Hanefî âlimleri arasında ihtilaflı olan para vakıflarına cevaz verdiği için Şeyhülislam Ebüssu'ud Efendi'ye karşı çıkmış; Şeyhülislam da hayır işlerinin kesilmemesi için bu fetvayı verdiğini söyleyerek fitneye sebep olmaması hususunda kendisine nasihatte bulunmuştur. Ders ve vaazlarında Ehl-i Sünnet itikadı ve İslam ahlakına uymanın ehemmiyetini vurgulamış; bid'at ve hurafelere şiddetle karşı çıkmıştır.

Bilhassa tasavvufçular arasına sızan kötü niyetli kimseler ve bunların ihdas ettiği yanlışlara dikkat çekmiştir. Eserleri onun bu hassasiyetini gösteren vesikalardır. Ayrıca hiç Arap memleketinde yaşamamış olmasına rağmen, bugün Arap ülkelerinde bile rağbet edilen Arapça gramer kitapları yazması, ilimdeki kudretini göstermesi bakımından mühimdir.

Eserleri:

  1. 1
    Tarikat-ı Muhammediyye: Arapça, kıymetli bir eser olup Ehl-i Sünnet âlimleri arasında büyük bir itibar görmüştür. Birçok âlim tarafından şerh edilmiştir. En meşhur şerhleri; Abdülgani Nablusî'nin yaptığı Hadikatü'n-nediyye ve Hadimî'nin yaptığı El-Berikatü'l-Mahmudiyye'dir.
  2. 2
    Vasiyetname: Birgivî Vasiyetnamesi adıyla meşhur olmuştur. Türkçe ilmihal türünün ilk numunelerinden sayılır.
  3. 3
    Zuhrü'l-Müteehhilîn: Kadınların hayız hallerini bildiren çok kıymetli bir eserdir. İbn-i Abidin, bu eseri Menhelü'l-Varidin adıyla şerh etmiştir.
  4. 4
    Ravdatü'l-Cennat fî Usuli'l-İ'tikad
  5. 5
    Risaletün fî Beyanı rüsumi'l-mesahifi'l-Osmaniyye
  6. 6
    Hadisü'l-Erbain (Kırk Hadis)
  7. 7
    Etfalü'l-Müslimîn
  8. 8
    Ziyaretü'l-Kubur: Kabir ziyareti esnasında işlenen bidatlere dikkat çeken eseridir.
  9. 9
    Nurü'l-Ahya
  10. 10
    Cilaü'l-Kulub
  11. 11
    Muaddilü's-Salat
  12. 12
    İkazü'n-Naimin
  13. 13
    Dürrü'l-Yetim fî İlmi't-Tecvid
  14. 14
    Haşiyetü'l-Hidaye
  15. 15
    İmtihanü'l-Ezkıya
  16. 16
    Risaletün fî Usuli'l-Hadis
  17. 17
    Ta'likat ale's-Sadrişşeria
  18. 18
    Risaletün mine'l-Adab
  19. 19
    Manzume
  20. 20
    Risaletün fî Hurmeti't-Teganni ve Vücubi İstimai'l-Hutab
  21. 21
    Tefsirü Sureti'l-Bakara
  22. 22
    İnkazü'l-Halıkîn
  23. 23
    Şerhu Lübabi'l-Elbab fî İlmi'l-İ'rab li'l-Beydavî
  24. 24
    Dafiatü'l-Mübtedîn ve Kaşifetü Butlani'l-Mülhidîn
  25. 25
    Avamil: Nahiv ilmiyle ilgili çok meşhur bir eseridir (el-Avamilü'l-Cedide).
  26. 26
    İzhar: (el-İzharü'l-Esrar) Nahiv ilminde asırlardır okutulan meşhur bir kitaptır.
  27. 27
    Emsile-i Fadliye: Sarf ilmine dair olup oğlu Fadlullah Efendi'ye ithaf edilmiştir.
  28. 28
    Kifayetü'l-Mübtedi fi's-Sarf
  29. 29
    İm'anü'l-enzar
  30. 30
    Kitabü'l-ihtihsan
  31. 31
    Mehekkü's-sufiyye
  32. 32
    Tefsiru Ayet: “Ve lekad erselna Musa…”
  33. 33
    Şerhu'l-Besmele ve ba'du ayat
  34. 34
    Risale fi uburi Benî İsraile'l-bahra
  35. 35
    Risale fi'l-vudu ve't-teyemmüm
  36. 36
    Tuhfetü'l-müsterşidin
  37. 37
    Şerhu Binai'l-ef'al

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî'nin Birgi'deki kabrinin uzaktan görünüşü.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgîvî ile oğlu Fazlullah Efendi'nin kabirleri (sağda) ve İmam-ı Birgivî'nin kabri (solda).

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî'nin Vasiyetname adlı eserinden bir bölüm şöyledir:

“Kardeşlerime, evladıma ve ahiret yolcularına vasiyetimdir ki; Allahü tealanın emrettiği şeyleri yapınız. Kazaya kalmış namazlarınızı kılınız, kalmış zekatlarınızı veriniz. Oruçlarınızı tutunuz. Üzerinize farz oluyorsa hac yapınız. Her Müslümanın öğrenmesi farz-ı ayn olan ilmihâl bilgilerini öğreniniz. Âlimlerin sohbetine devam ediniz. Güvenilir ve sağlam âlimlerin fetvasıyla amel ediniz. Herkesin fetvasıyla amel etmemelidir. Teganni dinlememelidir.

Allahü tealanın ismi anıldığı zaman; “Teala”, “Tebareke” veya “Azze ve Celle”, “Sübhanallah”, “Celle celalüh” diyerek tazim ediniz. Resulullah'ın ve diğer Peygamberlerin isimleri anıldığı zaman salavat getirmelidir. Yazarken de bunları açık yazmalıdır. Diğer âlimler ve meşayıh anıldığı zaman, “rahmetullahi aleyh” demelidir.

Hocasına da hürmet göstermelidir. Yol göstermek hariç, hocanın önünden yürümemelidir. Ondan önce söze başlamamalı ve yanında çok konuşmamalıdır. Hizmetini severek yapmalıdır. Her yerde hocanın rızasını gözetmelidir. İtiraz etmemeli, dövse veya bağırsa nasihat bilmeli, incinmemelidir. Hocasının yakınlarına da hürmet göstermelidir.

Akrabayı ziyaret etmeli, sıla-i rahmi (akraba ziyaretini) terk etmemelidir. Anne ve babanın da haklarını gözetmeli, onlara karşı yüksek sesle konuşmamalı ve kızgın bakmamalı, günah olmayan emirlerini yapmalıdır. Dövmesine ve bağırmasına sabretmelidir. Karşılık vermemelidir. Komşuların haklarını da gözetmeli, kokulu bir yemek pişirince bir miktarını komşulara vermelidir. Mümkün olduğu kadar komşuların ihtiyacını görmeli ve zarara uğrarlarsa yardım etmeli ve iyilik gelirse sevinmelidir.

Diğer din kardeşlerini de sevmelidir. Kusurlarını mümkün mertebe affetmelidir. Müdahene etmemeli, dünyalık ele geçirmek için dini vermemeli. Gerekirse müdara etmeli, dini ve dünyayı korumak için dünyalık vermelidir. Müdara zararı gidermek için olur. Çok gülmekten, faydasız konuşmaktan sakınmaktır. Alış verişte dinin emirlerine uymalı ve cemaate devam etmelidir. Bidatlerden sakınmalı. Misvak kullanmaya devam etmeli. Duaya, Allahü tealaya hamd ve sena ile ve Resulüne salat ve selam ile başlamalıdır. Dua ederken bütün Müminlere dua etmeli, anneyi, babayı ve iyilik gördüğü kimseleri de dualarında anmalıdır. Yalvararak ve gizli dua etmelidir. Yalnız iken Allahü tealaya yalvararak dua etmeli. Acizliğini ve günahlarını düşünerek ağmaladır.

Allahü tealadan istikamet, af, afiyet, rızasını ve muvaffakiyet istemelidir. İmanın gitmesinden korkup daima hüsn-i hatime (son nefeste iman ile gitmeyi) istemeli, İslam nimetine her zaman şükretmelidir. Çoluk çocuğuna ilmihâlini (lazım olan din bilgilerini) öğretip İslamiyete uymayan şeylerden korumalı ve sakındırmalıdır. Çocukları yedi yaşında namaza başlatmalı, on yaşına girdiklerinde namaz kılmazlarsa döverek kıldırmaktır. Daima istiğfar etmelidir.

Son Nefes ve Ölüme Dair Vasiyeti

İmam-ı Birgivî'nin son nefes ve ölüme dair vasiyeti de şöyledir:

“Din kardeşlerime vasiyetim odur ki; hastalığım artınca ziyaretime geldiklerinde İhlas suresini okumayı bana telkin edip hatırlatsınlar. Allahü tealanın rahmetini, recaya, ümit etmeye dair ayet-i kerime ve hadis-i şerifleri hatırlatsınlar. Kelime-i şehadeti söylemeyi telkin etsinler. Yanımda; “Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resulullah, eşhedü enlâ ilâhe illallahü vahdehu lâ şerike leh ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulühu.” desinler. Söyle diye zorlamasınlar. Kelime-i tevhidi söyledikten sonra başka bir şey konuşursam, yeniden telkin etsinler. Söylemezsem o da yetişir. Tövbe etmeyi hatırlatsınlar.

Ölünce başımı kazımayı, koltuk ve kasık kıllarımı yolmayı, bıyık kırkmayı, sakalım traş olmamışsa traş etmeyi, tırnak kesmeyi yapmasınlar. Çünkü bunlar öldükten sonra yapılmaz. Mümkün ise guslettirsinler. Buna imkân yoksa abdest aldırsınlar. Buna da imkân yoksa teyemmüm ettirsinler. Kıbleye döndürüp sağ tarafıma yatırsınlar. Yasin suresini okusunlar, ölürken yanıma kadın ve çocuk koymasınlar. Ağlayıp inleyip feryat etmesinler. Salih din kardeşlerim yanımda bulunsunlar. Kalbleriyle teveccüh edip bu fakir için selamet ve şeytanın şerrinden kurtulmamı dilesinler. Ruhum kabzolunca gözlerimi kapatıp çenemi bağlasınlar. Bir kaba buhur koyup üç, beş veya yedi kere etrafımda döndürsünler.”

Namaz İskatı Hakkındaki Vasiyeti

İmam-ı Birgivî'nin namaz iskatı için bildirdiği vasiyet şöyledir:

“Yakın velim olan, helal kazançlı bir kimseden üç yüz akçe borç alsın. Tamahkâr olmayan iki fakir kimse bulsunlar. Beni sevenlerden olması daha iyi olur. Bunları yalnız bir yere götürsünler. Üçünden başka orada kimse olmasın. O üç yüz akçeyi (gümüş veya altını) hesap edip kaç günlük namaza karşılık olursa, Muhammed bin Pir Ali'nin o kadar namazı iskatı için sana şunu verdim desin. O da eline alıp kabul ettim desin. Gümüşü veya altını alana, aldığı paranın şer'an kendi mülkü olduğunu bildirsinler. O fakir diğerine, Muhammed bin Pir Ali'nin namaz iskatı için şunu sana verdim desin. O da eline alıp kabul ettim desin. Kendi malı olduğunu bilsin. Lütfedip o da yanındakine, yukarda bildirdiğimiz şekilde versin. Böylece devredip tamamlasınlar.

Doğum tarihim hicrî 929 Cemaziyülevvelinin onuncu günüdür. Vefat tarihi ne zaman olursa, on iki yılını (buluğ öncesi) düşsünler. Ne kadar sene kalırsa, onun için devretsinler. Vitir namazını bile hesap etsinler. Bir vakit namaz için beş yüz yirmi dirhem buğday hesap etsinler. Namaz iskatının devri tamam olunca birkaç devir de verilmemiş zekatlar için ve sadaka-i fıtr için, birkaç devir de kalmış kurbanlar ve adaklar için ve kul hakları için yapsınlar. Bundan sonra gümüş veya altınlar hangi fakirde kalırsa, kendi güzel arzusu ile veli olan akrabama veya vasıyy-i muhtarıma hediye etsin. O da eline alıp kabul ettim desin. Sonra veli olan akrabam, yüz akçesini ayırıp ellişer akçe olmak üzere bu iki fakire versin. Sevabını bu fakire (bana) bağışlasın.

Bundan sonra iki kimse bulup Müslüman mezarlığında, salih bir kimsenin kabri yanında kabrimi kazdırsınlar. Kazmak için asıl maldan yirmi beşer akçe versinler. Derinliği bir adam boyu, eni yarısı kadar olsun. Kabri kazıp tamamladıktan sonra kıble tarafını kazsınlar (lahid). Bedenim sığacak kadar geniş ve derince olsun. Sonra kefen işine baksınlar. Orta bezden olup israf etmesinler. Kefeni asıl maldan yapsınlar. Bundan sonra yıkamak üzere, yıkama tahtasına koysunlar. Etrafımda buhur gezdirsinler. Bir salih kimse yıkasın. Salih biri de su döksün. Yanlarında başka kimse olmasın. Sünnet üzere yıkasınlar. Önce abdest aldırsınlar. Üçer defa yıkamaya dikkat etsinler. Suyu çok döküp israf etmemelidir. Saçımı ve sakalımı, hatmi ile ısınmış su ile yıkasınlar. Üzerime son dökülen suya kafur katsınlar. Yakın velimiz lütfedip kalan akçeden (paradan) yıkayana ve su dökene yirmi beşer akçe versin. Sonra kefene sarsınlar.”

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî'nin kabri.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî hazretlerinin adıyla anılan Birgi'deki Cami (sağda) ve Caminin giriş kapısı (solda).

Bundan sonra cenaze namazımı kılmaya hazırlansınlar. Dostlarıma haber versinler. Namazımda bulunan cemaat üç saftan eksik olmasın, fazla olursa zararı yoktur. Yedi kişi de olsa üç saf olsunlar. Cenazem getirilince yüksek sesle zikretmesinler. Kabrin yanına gelince dostlarımdan salih bir kimse kabrime insin. Bu fakiri mezarın içine indirsinler. “Bismillahi ve alâ milleti Resulillah.” deyip lâhdin içine koysunlar. Kıbleye çevirsinler. Sonra kerpiç ile lâhdin ağzını kapatsınlar ve; “Ya Rabbî! Bu mevtayı kabir azabından koru.” desinler. Kerpiç bulunmaz ise kamış koysunlar. Ağaç, kiremit, hasır ve tabut koymasınlar. Kuru toprak üzerine koyup sonra çukuru doldursunlar. Balıksırtı gibi yapsınlar. Bir karıştan yüksek yapmasınlar.

Defin işi bitince üzerime bir testi su döksünler. Su dökmeye baş tarafımdan başlayıp ayaklarıma kadar devam etsinler. Din kardeşlerimden birisi mezarımın başında dursun ve; “Ya Rabbî! Kabri yanlarına doğru geniş eyle. Bu mevtanın ruhuna yükseklik ve saadet ihsan eyle, ondan razı ol.” desin. Bir kişi de; “İnna lillahi ve inna ileyhi raciûn.” (Bakara suresi: 156) mealindeki ayet-i kerimeyi okusun ve; “Ya Rabbî! Bu mevta senin emrine rücu etti, döndü. Sen kendisine rücu edilenlerin hayırlısısın. Bu kimsenin etrafındaki yeri, iki tarafından geniş eyle ve bu mevtanın ruhuna gök kapılarını aç ve onu güzel bir kabul ile kabul eyle. Münker ve Nekir'in suallerine ve diğer suallere karşı dilini sağlam ve doğru söyleyici eyle. Cevabını kolay eyle.” desin. Bundan sonra orada bulunanlara; “Kardeşiniz için mağfiret isteyiniz.” desinler.

Bütün bu işlerden sonra oturup Kur'an-ı Kerim okusunlar. Tebareke ve yedi kere İhlas suresini, Fatiha ve Muavvezeteyn ve bunlardan sonra tekrar on bir defa İhlas suresini okusunlar. Ayete'l-kürsi, Yasin suresi ve Bekara suresini sonuna kadar okusunlar. Bu okuduğumuz Kur'an-ı Kerim'i bütün mevtalara bağışladık diye ağızdan söylesinler. Oruç, yemin kefaretleri, Kur'an-ı Kerim okuma ve dua tamam olduktan sonra yakın velim lütfedip kalmış olan yüz atmış akçenin atmış akçesini, atmış fakire versin. Bu fakirin oruç kefaretine niyet etsin. Yüz akçesini de yüz fakire versin. Yemin kefaretine niyet etsin.

Bundan sonra da telkin için salih ve âlim bir Müslüman, mezarımın yanında kalsın. Yüzüme karşı ayakta dursun. Desin ki: “Ey Muhammed bin Meryem.” bunu üç defa söylesin. Sonra desin ki: “Dünyadan şehadet getirerek çıktığın ahdi hatırla. İbadete, Allahü tealadan başka layık ve müstehak kimse yoktur, deyip şehadet getirmeni hatırla. Allahü teala birdir, ortağı yoktur. Elbette Muhammed Aleyhisselam Allahü tealanın resulüdür. Elbette Cennet vardır. Cehennem ateşi de vardır. Allahü tealanın ölüleri diriltip mahşer yerinde toplaması muhakkak vardır ve olacaktır. Muhakkak ki Allahü teala mezarlarda bulunan ölüleri diriltir.” Sonra üç kere; “Ya Muhammed bin Meryem! Lâ ilâhe illallah de.” Sonra üç kere: “Ya Muhammed bin Meryem! De ki Rabbim Allahü tealadır. Dinim İslam dinidir. Peygamberim Muhammed Aleyhisselam'dır.” desin. Lütfedip mânâsını düşünerek yavaş yavaş okusun. Çabuk çabuk okuyup gitmesin. Sonra; “Ya Rabbî! Sen bunu yalnız bırakma. Sen maliklerin hayırlısısın.” desin. Sonra dönüp evlerine gitsinler.

Üzerime bina yapmasınlar. Çadır kurmasınlar. Nöbet tutmasınlar. Başucuma tanınması, hatırlanması ve duaya sebep olması için büyükçe bir taş diksinler. Kabrim yıkılacak olursa, tamir etsinler. Üzerime toprak döküp balıksırtı gibi yapıp yeni gibi yapsınlar. Bir karış yüksek yapsınlar. Bidat olan şeylerden kaçınsınlar. Çoluk çocuğuma vasiyetim olsun ki arkamdan sesli ağlamasınlar. Allahü tealadan mağfiret ve rahmet istemelidir.

Öldüğüm günde, yedisinde, kırkında ve sene-i devriyesinde yemek pişirip ziyafet vermesinler. Fakat sevabını ruhuma hediye etmek üzere sadaka versinler. Çok ihsanda bulunsunlar. Allahü teala kabul eylesin. Paraları yoksa; ekmek, pirinç, yağ, tuz, soğan versinler ve ne yapabilirlerse, az olsun çok olsun, Allahü teala için verip sevabını, kalbleriyle ve dilleriyle bu fakire bağışlasınlar. Dua ederken beni hatırlasınlar, unutup gitmesinler.

Yine çocuklarıma vasiyetimdir ki; dünyaya düşkün olmayalar, mal ve mevki, makam peşinde koşmayalar. Allahü tealaya tevekkül edip faydalı ilimleri öğrenmeye ve bunları yaymaya çalışsınlar. Salih ameller işlesinler ve takva üzere olsunlar, haramlardan sakınsınlar. Mealen; “Allahü tealadan korkanı, Allahü teala dünyada ve ahirette her darlıktan kurtarır. Ona düşünmediği yerden rızık verir. Allahü tealaya tevekkül edene Allahü teala yetişir. İhtiyacını ihsan eder, başkasına muhtaç etmez.” (Talâk suresi: 3-4) buyurulan ayet-i kerimeyi düşünerek okusunlar.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî, Tarikat-ı Muhammediyye adlı kıymetli eserinde şöyle yazmaktadır:

“Tasavvuf; kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak demektir. Kalbi ıslah etmek, her şeyden daha önemlidir. Çünkü kalb, bedende emrine itaat edilen ve her hükmü yerine getirilen bir hükümdar gibidir. Vücuttaki uzuvlar onun emri altındaki hizmetçilerdir. Bunun için Resulullah Efendimiz buyurdu ki: “İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Bu iyi olursa, bütün uzuvlar iyi olur. Bu kötü olursa, bütün organlar bozuk olur. Bu (et parçası) kalbdir.” Yani bu yürek denilen, et parçasındaki gönüldür. Bunun iyi olması, kötü ahlâktan temizlenmesi ve iyi ahlâk ile süslenmesiyledir.”

İmam-ı Birgivî, bu eserinde kötü ahlâkı ayrı ayrı yazıp sebeplerini ve kurtuluş çarelerini bildirmiştir. Bunlardan bazıları şöyledir:

Küfür: Helak edici şeylerin en büyüğü ve mutlaka helak edeni küfürdür. Küfür, dinde inanılması lazım olan bir şeye inanmamaktır. İman, Muhammed Aleyhisselam'ın Allahü teala katından getirip bildirdiği şeylerin hepsine kalb ile inanıp dil ile de ikrar etmeye, söylemeye denir. Küfür üç çeşittir:

  1. 1
    Küfr-i cehlî: Bunun sebebi, ayet ve delillere kulak vermemek, iltifat etmemektir. (Yani işitmediği ve düşünmediği için kâfir olanların küfrü, Küfr-i cehlî'dir.) Avamın küfrü gibi. Cehl ise kalb afetlerinin ikincisi olup iki kısma ayrılır:
  • Cehl-i basit: Bu durumdakiler, insanı hayvandan ayıracak vasıfları kaybetmiş oldukları için şaşkındırlar. Çünkü hayvanlar, yaratıldıkları şeyde ileridirler; zararlı olanları anlayıp ondan uzaklaşırlar. Cehl-i basit içinde olanlar, cahil olduklarını bildikleri hâlde, bu çirkin hâlden uzaklaşmazlar, ilme yaklaşmazlar. İman edilecek şeyleri ve farzlardan, haramlardan meşhur olanları, lüzumu kadar öğrenmek farzdır. Bunları öğrenmemek haramdır. İşitip de ehemmiyet vermemek küfür olur. Cehlin ilacı, çalışıp öğrenmektir.
  • Cehl-i mürekkeb: Bu ise; yanlış, sapık itikat etmektir. Bu, cehl-i basitten daha fenadır. İlacı bilinmeyen bir hastalıktır. Çünkü böyle kimse, cehlini ilim ve kemal sanmaktadır. Cehil ve ruh hastası olduğunu bilmez ki ilacını arasın. Ancak Allahü tealanın hidayeti ile hastalığını anlayan bu dertten kurtulabilir.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî'nin ders verdiği Birgi'deki Medreseninin önden görünüşü (sağda) ve arkadan görünüşü (solda).

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî hazretlerinin en meşhur eseri Tarikat-ı Muhammediyye'nin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 179'da kayıtlıdır.

2- Küfr-i cühudî: Küfr-i inadî de denir. Bilerek, inat ederek, imansız olmaktır. Kibirden, mevki sahibi olmayı sevmekten veya ayıplanmaktan korkma sebebi ile hâsıl olur. Firavun'un ve yoldaşlarının küfürleri böyleydi. Allahü teala, Firavun ve kavmi hakkında buyurdu ki: “... Onlar (iman etmeyi) kibirlerine yediremediler. Büyüklenen bir kavim idiler. Şöyle dediler; bizim, gibi iki insana (Musa ve Harun'a) hiç iman eder miyiz! Hele bir de kavimleri bize itaat (hizmet) edip dururken?” (Müminun suresi: 46-47)

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî'nin Tarikat-ı Muhammediyye'sinin matbu nüshasının kapak sayfası (sağda) ve Süleyman Fazıl İslamboli tarafından Miftahu'l-felah adıyla yapılan özetinin Hakikat Kitabevi tarafından bastırılan nüshasının kapak sayfası (solda).

Riyasete, makama ulaşamama korkusuyla veya makamını kaybetme korkusu da küfr-i inadî'de (inat ederek küfürde) kalmaya sebep olur. Rum İmparatoru Heraklius da tahtından ve saltanatından ayrılmak korkusu ile iman etmedi.

(Eshab-ı Kiram'dan Dıhye ismindeki zat, Resulullah'ın İslam'a davet eden mektubunu Medine'den Şam'a, Heraklius'a getirdi. Heraklius, bir gün evvel Mekke'den Şam'a gelmiş olan Kureyş kâfirlerinin ticaret kervanının reisi Ebu Süfyan'ı sarayına çağırıp: “Medine'de birisinin peygamberlik iddia ettiğini işittim. Kendisi, tanınmış kimselerden midir? Yoksa aşağı tabakadan mıdır? Ondan evvel, başkası da böyle iddiada bulundu mu? Dedeleri arasında, melik ve emir olanlar var mıdır? Kendisine tâbi olanlar zengin midir, fakir ve âciz kimseler midir? Çalışmaları ilerliyor mu, geriliyor mu? Dinine girip de sonra ayrılanlar oluyor mu? Sözünde durmadığı, yalan söylediği görüldü mu? Harplerinde galip midir, mağlup mudur?” diye sordu. Ebu Süfyan bunların cevaplarını bildirince; “Bu sözlerinin hepsi, Onun peygamber olduğunu gösteriyor.” dedi.

Ebu Süfyan'ın küfründen ve hasedinden dolayı yalan söylediği de oldu. “Bir gece içinde, Mekke'den Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürüldüğünü söyledi.” dedi. Heraklius'un yanında olup bunu işitenlerden biri lafa karışıp: “Ben o gece Mescid-i Aksa'da idim.” dedi ve o gece gördüklerini anlattı. Ertesi gün, Heraklius mektubu okudu. Mektuba inandığını, Muhammed Aleyhisselam'a iman ettiğini Dıhye'ye bildirdi. Fakat; “İman ettiğimi millete bildirmekten korkuyorum. Bu mektubu falanca rahibe götür. O, çok şey bilir. Onun da iman edeceğini sanıyorum.” dedi. Rahip, mektubu okuyunca hemen iman etti. Oradakilere de iman etmelerini söyledi. Kendisini öldürdüler.

Dıhye, Heraklius'a gelip olanları bildirdi. “Böyle yapılacağını bildiğim için iman ettiğimi kimseye söylemedim.” dedi. Resulullah'a mektup gönderip iman ettiğini bildirdi. Başşehri olan Humus'a gitti. Orada kendisine bir adamından gelen mektupta, Muhammed Aleyhisselam'ın peygamberliği ve muvaffakiyetleri bildirildi. İleri gelenleri toplayıp mektubu okutarak, kendisinin iman ettiğini açıkladı. Hepsi karşı çıktılar. İman etmeyeceklerini ve reddettiklerini anlayınca onlardan özür diledi. “Maksadım, dinimize olan bağlılığınızın kuvvetini anlamak idi.” dedi. Bu sözü işitince hepsi kendisine secde ettiler. Razı olduklarını bildirdiler. Saltanatını kaçırmamak için küfrü imana tercih etti. Müslümanlarla harp etmek için Mute denilen yere ordu gönderdi. Burada çok Müslüman şehit edildi. Resulullah'a Heraklius'un mektubu gelince; “Yalan söylüyor. Nasranî dininden ayrılmadı.” buyurdu. Heraklius'a gönderilen Mektub-i Nebevî'nin sureti, Buharî'de, Mevahib'de ve Berika'da yazılıdır.)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

  • “İki aç kurt, bir koyun sürüsüne girdiği zaman, yaptıkları zarardan, mal ve şöhret hırsının insana yapacağı zarar daha çoktur.”
  • “İnsana zarar olarak, din ve dünya işlerinde parmakla gösterilmesi yetişir.” (Yani, insanın din veya dünya işlerinde şöhret sahibi olması, dinine de dünyasına da çok zarar verir.)
  • “Metholunmayı sevmek, insanı kör eder ve sağır eder. Kabahatlerini, kusurlarını görmez olur. Doğru sözleri, kendisine yapılan nasihatları işitmez olur.”

Mevki ve şöhret sahibi olmak arzusu, insanlarda üç şeyden hâsıl olur:

  1. 1
    Birinci sebep; nefsin arzularına kavuşmaktır. Nefis, arzularının haram yollardan elde edilmesini ister.
  2. 2
    İkinci sebep; kendinin ve başkalarının haklarını zalimlerden kurtarmak ve müstehap olan (sadaka vermek, hayrat ve hasenat yapmak) işler için; yahut mubah olan işler (iyi yemek, iyi giyinmek, iyi evlerde oturmak, mesut yaşamak) için; veya mazlumları zalimlerden kurtarmak, ibadetlerine mâni olacak şeylerden kurtulmak ve İslam dinine hizmet için mevki sahibi olmak istenir.

Bu niyet ile mevkiye kavuşurken riya gibi ve hakkı batıl ile karıştırmak gibi İslamiyetin yasak ettiği şeyleri yapmazsa, vacipleri ve sünnetleri terk etmezse, bunun mevki sahibi olması caizdir, hatta müstehaptır. Çünkü caiz ve lazım olan şeylere kavuşturucu sebepleri ve vasıtaları yapmak da caiz ve lazım olur.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî'nin Tarikat-ı Muhammediyye adlı eserinin Tekmile-i Tarikat-ı Muhammediyye Tercemesi adıyla yapılan tercümesinin kapak sayfası (sağda) ve bu tercümenin ilk sayfası (solda).

Mevki sahibi olmayı istemenin sebeplerinden üçüncüsü; nefsini eğlendirmektir. Nefsi, maldan olduğu gibi mevkiden de lezzet almaktadır. Arada İslamiyete uymayan işler bulunmazsa, nefsi lezzet aldığı şeye kavuşturmak haram olmaz ise de takvanın ve himmetin az olduğunu gösterir.

Mevki elde ettikten sonra insanların gönüllerini kazanmak için riya, müdahene ve gösteriş yapmasından korkulur. Hatta münafıklık ve hakkı batıl ile karıştırmak, hatta hile ve yalan gibi tehlikeli hâller de olabilir. Helal ile haram karışık olan şeyi yapmamak lazımdır. Mevki sahibi olmanın bu üçüncü sebebi haram değil ise de iyi olmadığı için ilacını bilmek ve yapmamak lazımdır.

Önce mevkinin geçici olduğunu ve zararlarını, tehlikelerini düşünmelidir. Şöhretten ve hürmet toplayarak kibirli olmaktan kurtulmak için İslamiyette mubah ve caiz olup halkın beğenmediği işleri yapmalıdır.

Bir zaman, bir emir, bir zahidi ziyarete gitmiş. Zahid, emirin ve etrafındakilerin kendisine yaklaşmak istediklerini anlayınca ziyafet vermiş. Kendisi, iri lokmaları hırs ile çabuk çabuk yemeye başlamış. Emir bu hâli görünce zahidi beğenmeyerek oradan ayrılmış. Zahit, arkasından; “Elhamdüllillah! Rabbim beni kurtardı.” demiş.

Mevki sahibi olmak arzusunu gideren en kuvvetli ilaç, insanlardan uzlet etmektir. Din ve dünya için zarurî vazifelerden başka, insanlar arasına karışmamalıdır. Hadis-i şerifte de bu ilaç tavsiye edilmektedir.

İmam-ı Birgivî'nin Zuhrü'l-Müteehhilîn kitabına İbn-i Abidin hazretleri Menhelü'l-varidin adında bir şerh yazmıştır. Bu şerh Resail-i İbn-i Abidin içinde yayınlanmış, oradan Hakikat Kitabevi tarafından Berika adlı eserin arkasında neşredilmiştir. Bu neşrin kapak sayfası. Berika da yine İmam-ı Birgivî'nin Tarikat-ı Muhammediyye kitabının şerhidir.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî'nin meşhur Vasiyyet'inin Süleymaniye Kütüphanesi, Lala İsmail Kısmı 706 numarada kayıtlı yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve matbu nüshasının ilk sayfası (solda).


Kalb hastalıklarının en kötüsü olan küfürden, küfr-i inadî'nin sebeplerinden biri de; insanların kötülemelerine, çekiştirmelerine ve ayıplamalarına üzülmektir. Küfr-i inadî'ye sebep olan şeylerin üçüncüsü; insanlardan utanmak ve başkalarının kötülemelerinden, ayıplamalarından korkmaktır.

İnsanların kötülemelerinden ve ayıplamalarından korkmaya karşı ilaç olarak şöyle düşünmelidir: Kötülemeleri doğru ise ayıplarımı bana bildirmiş oluyorlar. "Bunları yapmamaya karar verdim" demeli, böyle kötülemelerden ferahlık duymalıdır. Onlara teşekkür etmelidir.

(Hasan-ı Basrî'ye, birisinin kendisini gıybet ettiğini haber verdiler. Ona bir tabak helva gönderip; “Sevaplarını bana hediye ettiğini işittim. Karşılık olarak bu tatlıyı gönderiyorum.” dedi. İmam-ı A'zam Ebu Hanife'ye birisinin kendisini gıybet ettiğini söylediler. Ona bir kese altın gönderip; “Bize verdiği sevapları arttırırsa, biz de karşılığını arttırırız.” dedi.)

Yapılan kötüleme yalan ise, iftira ise zararı söyleyene olur. “Onun sevapları bana verilir. Benim günahlarım ona yüklenir.” demelidir. İftira etmek, gıybet etmekten daha fenadır.

Kalb hastalıklarından biri de övülmeyi sevmektir. Metholunmayı sevmenin sebebi, insanın kendini beğenmesi, yüksek ve iyi sanmasıdır. Metholunmak, böyle kimseye tatlı gelir. Bunun hakiki üstünlük ve iyilik olmadığını, olsa da geçici olduğunu düşünmelidir.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Kalb hastalıklarının en kötüsü olan küfrün üçüncü kısmı, küfr-i hükmî'dir.

3- Küfr-i hükmî: İslamiyetin imansızlık alameti dediği sözleri söylemek ve işleri yapmaktır. (Dinen tazimi, övülmesi gereken şeyleri tahkir etmek, küçümsemek ve dinen kötülenmesi, tahkir edilmesi gereken şeyleri övmek ve beğenmek, küfr-i hükmî'ye sebep olur.) Kendi küfrüne rıza küfürdür. Başkasının küfrünü beğenmek de küfürdür. Küfrü (imanın gitmesini) gerektiren bir söz söylemek de küfre, imanın gitmesine sebep olur. O sözün küfür olduğunu bilmeyerek söylemek de âlimlerin çoğuna göre küfürdür. Bunun gibi, küfre sebep olan işler yapmak da küfre düşürür.

Riya: Bir şeyi olduğunun tersine göstermektir. Kısaca, gösteriş demektir. Ahiret amellerini yaparak, ahiret yolunda olduğunu göstererek, dünya arzularına kavuşmak demektir. Kısaca, dünya kazancına dini alet etmektir. İbadetlerini göstererek, insanların sevgisini kazanmaktır.

İbadet, Allahü tealanın rızasına kavuşmak için yapılır. Başkasının muhabbetine, ihsanına kavuşmak için yapılan ibadet, ona tapınmak olur. Allahü tealaya ihlas ile ibadet etmemiz emrolundu. Hadis-i şerifte; “Allahü tealanın birliğine iman edenden ve namazı ve zekatı ihlas ile yapandan Allahü teala razı olur.” buyuruldu.

Resulullah Efendimiz Muaz bin Cebel'i, Yemen'e vali olarak gönderirken; “İbadetlerini ihlas ile yap. İhlas ile yapılan az amel, kıyamet günü sana yetişir.” buyurdu. Hadis-i şeriflerde; “İbadetlerini ihlas ile yapanlara müjdeler olsun. Bunlar hidayet yıldızlarıdır. Fitnelerin karanlıklarını yok ederler.” ve; “Dünyada haram edilmiş olan şeyler melundur. Ancak Allah için yapılan şeyler kıymetlidir.” buyuruldu.

Dünya nimetleri geçicidir. Ömürleri pek kısadır. Bunları ele geçirmek için dinini vermek ahmaklıktır. İnsanların hepsi âcizdir. Allahü teala dilemedikçe, kimse kimseye fayda ve zarar yapamaz. İnsana Allah kâfidir. Riyadan kurtulmak; riyanın sebeplerini, zararlarını ve zıddı olan, riyayı yok eden şeyleri elde etmeye, sebeplerini ve faydalarını bilmeye bağlıdır.

Riyanın (Gösterişin) Sebepleri Şunlardır:

  1. 1
    İnsanlar arasında makama mevkiye, şerefe sahip olma hevesi. Böylece insanların kendisini övmelerini, zemmetmemelerini ister.
  2. 2
    Halkın elinde bulunan mallardan menfaatlenme arzusu.
  3. 3
    Kötülenme eleminden ve cahil denilmekten kurtulma arzusu.

Allahü teala, Kehf suresinin 110. ayet-i kerimesinde mealen buyurdu ki: “Her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse, salih bir amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin.”

Hadis-i Şeriflerde Buyruldu Ki:

  • “Başkalarına gösteriş için namazını güzel kılan, yalnız olduğu zaman böyle kılmayan, Allahü tealayı tahkir etmiş olur.”
  • “Sizde bulunmasından en çok korktuğum şey, şirket-i asgara yakalanmanızdır. Şirk-i asgar, riya demektir.”
  • “Dünyada riya ile ibadet edene, kıyamet günü: Ey kötü insan! Bugün sana sevap yoktur. Dünyada kimler için ibadet ettin ise sevaplarını onlardan iste denir.”

  • “Allahü teala buyuruyor ki: Benim şerikim yoktur. Başkasını bana şerik eden, sevaplarını ondan istesin. İbadetlerinizi ihlas ile yapınız! Allahü teala, ihlas ile yapılan işleri kabul eder.”

Riyadan Kurtulmanın İlacı İki Kısımdır:

  1. 1
    Riyayı kalbden tamamen çıkarmak, kökünü söküp atmak, riyaya sebep olan şeyleri gidermek ve riyanın tersi olan ihlası elde etmekle olur.
  2. 2
    Riyanın sebeplerinin aslı; dünya sevgisi, geçici lezzetler ve dünyayı ahiret üzerine tercih etmektir.

Ahireti bırakıp dünyayı tercih etmek, tam bir ahmaklık ve büyük bir akılsızlıktır. Çünkü dünya çok bulanıktır ve yok olması, zevali süratlidir. Ahiret ise berrak ve sonsuzdur. İnsanların hepsi âcizdir. Allahü teala dilemedikçe, kimse kimseye fayda ve zarar yapamaz.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Ey akıllı kişi! Allahü tealanın senin ibadetini bildiğine kanaat getirmen ve başkalarının bunu bilip bilmediğini düşünmemen lazımdır. Allahü teala kuluna kâfidir. Riyanın kötü neticelerini, zararlarını ve ihlasın faydalarını tekrar tekrar düşün. Amel bakımından riyanın ilacı, açmaya lüzum olmadıkça amelin gizli tutulması ve riya kapısının kapatılmasıdır.

Riya olarak kalbe gelen şeyleri o anda kalbden atmak ve ibadet ederken riya olarak ârız olan şeyleri kaldırıp atmaktır. Bu bakımdan ibadete başlarken kalbini iyice yoklamak ve riya olan düşünceleri kalbden çıkarmak ve ibadeti tamamlayıncaya kadar buna azmetmektir. Fakat unutma ki şeytan seni terk etmez ve devamlı riya olan düşünceleri kalbine getirmeye uğraşır.

Riya düşüncesi üç kısımdır: 1- İşlediği amelin insanlar tarafından bilindiğini bilmek veya böyle ümit etmek. 2- İnsanların methetmelerine ve insanlar arasında üstün bir mevki elde etmeye özenmek. 3- Nefsin bunu kabullenip ona meyletmesi ve gönlün hakikaten buna bağlanmasıdır.

Fakat sana yaraşan, bu üçünü de reddetmektir. Birincisi için; “Ey nefis, insanlardan sana ne! Senin hâlini bilseler ne olur, bilmeseler ne olur? Allahü teala senin hâlini bilir. Başkasının bilmesinde ne fayda var?” diyerek reddeder. Kalbe gelen ikinci düşünceyi de riyanın afetlerini ve Allahü tealanın gazabına sebep olacağını hatırlamak suretiyle reddetmektir. İşte bu şekilde düşünmek, insanların methetmesine karşı kalbinde bir isteksizlik meydana getirir ki bu isteksizlik, kalbi riyayı kabul etmeye sevk eder.

İmam-ı Birgivî hazretlerinin Manzume adlı eserinin Tokyo Şark Yazmaları Enstitüsü No: 1154'de kayıtlı yazma nüshasının ilk sayfası (sağda) ve meşhur Vasiyyetname'sinin Türkiye Gazetesi Kütüphanesindeki Konevî Şerhi'nin yazma nüshasının ilk iki sayfası (solda).

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî'nin kadınların hayız ve nifas hallerine dair yazdığı Zuhrü'l-Müteehhilîn adlı eserinin yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 720/20'de kayıtlıdır.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Tul-i emel: Zevk ve safa sürmek için çok yaşamayı istemektir. (İbadet yapmak için çok yaşamayı istemek tul-i emel olmaz.) Tul-i emelin dört çeşit helak edici tehlikesi vardır:

  1. 1
    İbadetleri vaktinde yapmazlar.
  2. 2
    Sonra tövbe ederim diyerek tövbeyi terk ederler.
  3. 3
    Kalbleri katı olur. Ölümü hatırlamazlar, vaaz ve nasihattan ibret almazlar.
  4. 4
    Dünyalık toplamaya hırslı olurlar ve dünya ile meşgul iken ahireti unuturlar.

Tul-i emel sahibi olanlar, yaşlanma ve hastalık korkusu ile devamlı dünyalık toplamakla meşgul olurlar. Öyleleri vardır ki on sene yetecek kadar, bazıları elli sene yetecek kadar, bir kısmı da daha fazla veya daha az dünyalık mal toplar. Tul-i emel sahibi, hep dünya malına ve mevkisine kavuşmak için ömrünü harcar. Ahireti unutur. Yalnız zevk ve sefasını düşünür.

Çoluk çocuğunun bir senelik ihtiyacını hazırlamak, uzun emel olmaz. Bir senelik gıdaya “Havaciy-i asliyye” denir. Lüzumlu eşyadan sayılır. Nisap hesabına katılmaz. Buna malik olan, zengin sayılmaz. Bekar kimsenin kırk günlük gıda maddesi saklaması caizdir. Daha fazla saklamaları tevekkülü bozar.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

  • “İnsanların en iyisi, ömrü uzun ve ameli güzel olan kimsedir.”
  • “İnsanların en kötüsü, ömrü uzun, ameli kötü olandır.”
  • “Ölmek istemeyiniz. Kabir azabı çok acıdır; ömrü uzun olup İslamiyete uymak büyük saadettir.”
  • “Müslümanlıkta beyazlaşan kıllar, kıyamet günü nur olacaktır.”

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Tul-i emelin sebepleri; dünya zevklerine düşkün olmak, ölümü unutmak ve sıhhatine, gençliğine aldanmaktır. Tul-i emel hastalığından kurtulmak için bu sebepleri yok etmek lazımdır. Ölümün her an geleceğini düşünmelidir. Sıhhatin ve gençliğin, ölüme mâni olmadıklarını unutmamalıdır. Çok hastaların iyi olup yaşadıkları, çok sağlam kişilerin çabuk öldükleri her zaman görülmektedir. Tul-i emel sahibi olmanın zararlarını ve ölümü hatırlamanın faydalarını öğrenmelidir.

Hadis-i şerifte; “Ölümü çok hatırlayınız. Onu hatırlamak, insanı günah işlemekten korur ve ahirete zararlı olan şeylerden sakınmaya sebep olur.” buyuruldu. Eshab-ı Kiram'dan Bera bin Azib diyor ki: “Bir cenazeyi götürdük. Resulullah kabir başına oturdu. Ağlamaya başladı. Mübarek gözyaşları toprağa damladı. Sonra; “Ey kardeşlerim! Hepiniz buna hazırlanınız.” buyurdu.

(Ömer bin Abdülaziz, bir âlimi görünce nasihat istedi. O da; “Şimdi halifesin, istediğin gibi emir verirsin. Yarın öleceksin.” dedi. Biraz daha söyle deyince; “Âdem Aleyhisselam'a kadar, bütün dedelerin ölümü tattı. Şimdi sıra sana geldi.” dedi. Halife, uzun zaman ağladı.)

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

  • “İnsanlara vaiz olarak ölüm yetişir. Zenginlik isteyene kaza ve kadere iman etmek yetişir.”
  • “İnsanların en akıllısı, ölümü çok hatırlayandır. Ölümü çok hatırlayan insana, dünyada şeref, ahirette yüksek dereceler nasip olur.”
  • “Allahü tealadan hayâ ediniz. Başkalarına kalacak olan şeyleri toplamakla vaktinizi kaybetmeyiniz. Kavuşamayacağınız şeyleri ele geçirmek için uğraşmayınız. İhtiyacınızdan fazla binalar yapmakla hayatınızı harcamayınız.”
  • “Evlerinizi haram malzeme ile yapmayınız. Dininizin ve dünyanızın harap olmasına sebep olur.”

Peygamber Efendimiz çok sevdiği Üsame bin Zeyd'in bir ay sonra ödemek üzere yüz altına bir köle satın aldığını işitince; “Siz buna hayret etmediniz mi? Üsame tul-i emel sahibi olmuş.” buyurdu. İhtiyaç maddelerinin veresiye de alınmaları caizdir. Bir hadis-i şerifte; “Cennet'e girmek isteyen, uzun emel sahibi olmasın. Dünya işleri ile uğraşması ölümü unutturmasın. Haram işlemekte Allah'tan hayâ etsin.” buyuruldu. Haram olan lezzetlerin içinde yaşamak için uzun emel sahibi olmak haramdır. Mubahlarla lezzetlenmek için tul-i emel sahibi olmak, haram değil ise de iyi değildir. Çok yaşamayı değil, sıhhat ve afiyet ile yaşamayı istemelidir.

Kibir: Kendini başkasından üstün görmektir. Kendini ondan üstün görmekle kalbi rahat eder. Kibir kötü huydur. Hâlıkını, Rabbini unutmanın alametidir. Kibrin aksine tevazu denir. (Tevazu, kendini başkaları ile bir görmektir. Başkalarından daha üstün ve daha aşağı görmemektir.)

Tekebbür edene, yani kibir sahibi olana karşı tekebbür etmek caizdir. Allahü teala, kullarına karşı mütekebbirdir. Allahü teala, kibriya sahibidir. Kibir sahibine tekebbür etmek, sadaka vermek gibi sevaptır. Kibir sahibine karşı tevazu eden kimse, kendisine zulmetmiş olur. Bidat sahiplerine ve zenginlere karşı da tekebbür etmek caizdir. Bu tekebbür, kendini yüksek göstermek için değildir. Onlara ders vermek, gafletten uyandırmak içindir. Harpte düşmana karşı tekebbür etmek sevaptır.

Sadaka verirken, neşe ve sevinç ile karışık tekebbür etmek lazımdır. Sadaka verenin tekebbür etmesi, fakire karşı değildir. Verdiği malı küçültmektir; mala kıymet vermediğini gösterir. Kendinden aşağı olanlara karşı bulunduğu mertebeden aşağı bir derecede tevazu göstermek iyi ise de bunun ifrata kaçmaması, yani aşırı olmaması lazımdır. Aşırı olan tevazuya (temelluk) denir. Temelluk, ancak üstada ve âlime karşı caizdir. Başkalarına karşı caiz değildir. Hadis-i şerifte; “Temelluk, Müslüman ahlâkından değildir.” buyuruldu.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Birgivî'nin Ravdatü'l-Cennat fî Usuli'l-İ'tikad adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve ilk sayfası (solda).

Kibir çeşitlerinin en kötüsü, Allahü tealaya karşı kibirli olmaktır. Nemrut böyleydi; tanrı olduğunu ilan etti. Allahü tealanın nasihat vermek için gönderdiği peygamberi ateşe attı. Firavun da böyle ahmaklardan biriydi; Mısır'da uluhiyetini ilan etti, "Ben sizin güçlü tanrınızım" dedi. Allahü teala, nasihat vermek için Musa Aleyhisselam'ı gönderdi. Allahü tealanın Peygamberine inanmadı; Allahü teala, onu denizde boğdu.

Resulullah'a karşı da tekebbür edenler çok işitildi. “Allah'ın gönderdiği Peygamber bu mudur?” dediler. “Bu Kur'an, Mekke şehrinin ileri gelenlerine indirilseydi iyi olurdu.” dediler. Bu tekebbürler; âciz, zayıf, elinden bir şey gelmeyen, hatta kendinden ve bedeninin yapısından bile haberi olmayan kulun kendi malikine, sahibine, kuvveti ve gücü sonsuz olan Rabbine karşı bir savaşı idi. Vaktiyle İblis de böyle tekebbür etti. Meleklere, Âdem Aleyhisselam'a karşı secde etmesi emrolununca; "Toprağa karşı niçin secde edeyim? Ben ondan daha üstünüm. Beni ateşten, onu çamurdan yarattın" diyerek Rabbine karşı geldi.

Hadis-i kutside buyuruldu ki: “Allahü teala buyuruyor ki: Kibriya, üstünlük ve azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı Cehennem'e atarım, hiç acımam.”

Resulullah Efendimiz; “Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennet'e girmeyecektir.” buyurduğunda; “Güzel elbise giymeyi ve temiz nalın kullanmayı seven kimse böyle midir?” diye soruldu. Cevabında; “Allahü teala cemildir. Cemal sahiplerini sever.” buyurdu.

Yahudi âlimlerinin büyüklerinden iken, Resulullah ile bir kere konuşmakla hak peygamber olduğunu anlayarak imana gelen Abdullah bin Selam, sırtında odun demeti taşıyordu. Bunu görenler; "O kadar çok malın, paran var iken niçin bu zahmeti çekiyorsun?" dediklerinde; “Nefsimi kibirden kurtarmak için. Resulullah'tan işittim; ‘Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse Cennet'e giremez.’ buyurdu.” dedi.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İkazü'n-Naimin adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi No: 1595/4'de kayıtlıdır.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Hadisü'l-Erbain adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve eserin Şerh'inin matbu nüshasının ilk sayfası (solda). Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi MAB
Kısmı No: 243/8'de kayıtlıdır.

Hadis-i şerifte; “Allahü teala, kıyamet günü üç kimse ile konuşmayacak, hepsine çok acı azap yapacaktır: Zina eden ihtiyar, yalan söyleyen hükûmet reisi ve kibirli olan fakir.” buyuruldu.

Hazreti Ömer Şam'a gelince Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretleri, emrinde olanlarla birlikte karşıladı. Halife devesinden indi; yerine kölesini bindirdi. Çünkü kölesi ile nöbetleşe biniyorlardı ve o saat binme sırası köleye gelmişti. Kendisi yuları tuttu, su kenarından geçerken mestlerini çıkardı ve ayaklarını suya soktu.

Şam ordusunun kumandanı olan Ebu Ubeyde; “Ya Halife! Böyle ne yapıyorsun? Bütün Şamlılar, bilhassa Rumlar, Müslümanların halifesini görmek için toplandılar. Sana bakıyorlar. Bu yaptığını beğenmeyecekler.” deyince Hazreti Ömer şöyle buyurdu:

“Ya Eba Ubeyde! Senin bu sözün, burada toplananlar için çok zararlıdır. İşitenler, insanın şerefini vasıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Şerefin Müslüman olmakta ve ibadet yapmakta olduğunu anlamayacaklar. Biz aşağı, bayağı insanlardık (Acem şahlarının elinde esir idik). Allahü teala, Müslüman yapmakla bizleri şereflendirdi. Allahü tealanın verdiği bu izzetten, bu şereften başka şeref ararsak, Allahü teala bizi yine zelil eder. Her şeyden aşağı eder.”

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Bir hadis-i şerifte; “Kıyamet günü, dünyadaki kibir sahipleri, küçük karınca gibi zelil ve hakir olarak kabirden çıkarılacaktır. Karınca gibi, fakat insan şeklinde olacaklardır. Herkes bunları hakir göreceklerdir. Cehennem'in en derin ve azabı en şiddetli olan Bolis çukuruna sokulacaklardır. (Buraya girenler, kurtulmaktan meyus oldukları için Bolis denilmiştir.) Ateş içinde kaybolacaklardır. Su istediklerinde, kendilerine Cehennem'dekilerin irinleri verilecektir.” buyuruldu.

Medine valisi olan Ebu Hüreyre hazretleri, odun demeti taşıyordu. Muhammed bin Ziyad bunu tanıyarak, yanındakilere; “Yol verin, emir geliyor.” dedi. Gençler, valinin böyle tevazusuna hayret ettiler.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

  • “Önceki ümmetlerde kibir sahibi birisi, eteklerini yerde sürüyerek yürürdü. Gayret-i İlahiyeye dokunarak, yer bunu yuttu.”
  • “Merkebe binmek, yün elbise giymek ve koyunun sütünü sağmak kibirsizlik alametidir.”

Kibrin başlıca yedi sebebi vardır: İlim (din bilgileri), ibadet, neseb, cemal, kuvvet, mal ve mevki. Bu sıfatlar cahillerde bulununca kibre sebep olurlar. İlim kibre sebep olduğu gibi, kibrin ilacı da ilimdir. Kibre sebep olan ilmin ilacı çok zordur; çünkü ilim çok kıymetli bir şeydir ve bu sebeple ilim sahibi kendini üstün ve şerefli sanır.

Kibre sebep olan ilmin ilacı iki şeyi bilmekle olur: 1. İlmin kıymetli ve şerefli olması, salih niyete bağlıdır. Cehaletten ve nefsinin hevasından kurtulmak için öğrenmek lazımdır. 2. İlmi ile amel etmek, başkalarına öğretmek ve bunları ihlas ile yapmak lazımdır. Amel ve ihlas ile olmayan ilim zararlıdır.

Hadis-i şerifte; “Allah için olmayan ilmin sahibi, Cehennem'de ateşler üzerine oturtulacaktır.” buyuruldu. Mal, mevki ve şöhret için ilim sahibi olmak böyledir. Dini dünya kazancına alet edenler, din hırsızlarıdır. Hadis-i şerifte; “Din bilgilerini dünyalık ele geçirmek için edinenler, Cennet'in kokusunu duymayacaklardır.” buyuruldu. Fen bilgilerini dünya menfaati için öğrenmek caizdir, hatta lazımdır.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

  • “Bu ümmetin âlimleri iki türlü olacaklardır. Birincileri, ilimleri ile insanlara faydalı olacaktır. Onlardan bir karşılık beklemeyeceklerdir. Böyle olan insana, denizdeki balıklar, yeryüzündeki hayvanlar ve havadaki kuşlar dua edeceklerdir. İlmi başkalarına faydalı olmayan, ilmini dünyalık ele geçirmek için kullananlara, kıyamette Cehennem ateşinden yular vurulacaktır.”

  • “Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir.” (Buradaki âlim, Resulullah'ın yolunda olan ve O'na uyan din âlimi demektir.)

İslamiyete uyan âlim, etrafına ziya saçan ışık kaynağı gibidir.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

  • “Kıyamet günü bir din adamı getirilip Cehennem'e atılır. Cehennem'deki tanıdıkları etrafına toplanıp: ‘Sen dünyada Allah'ın emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba düştün?’ derler. ‘Evet, günahtır yapmayın derdim, kendim yapardım. Yapınız dediklerimi de yapmazdım. Bunun için cezasını çekiyorum.’ der.”
  • “Miraç gecesi göğe götürülürken insanlar gördüm. Ateşten makaslarla dudaklarını kesiyorlar. Bunların kim olduklarını Cebrail'e sordum. ‘Ümmetinin hatiplerinden, vaizlerinden, kendilerinin yapmadıklarını yapınız diyenlerdir.’ dedi.

Resulullah Kâbe'yi tavaf ediyorken, “Hangi insan daha kötüdür?” diye soruldu. “Kötü olanı sorma! İyi olanları sor. Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür.” buyurdu.

Diğer hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

  • “Kıyamet günü azapların en şiddetlisi, ilmi kendisine faydalı olmayan din adamınadır.”
  • “Cehennem'de azap çekenlerden bazıları, kötü kokular yayar. Bu koku, diğerlerine ateşten daha fazla azap verir. ‘Sen ne günah işledin ki böyle pis koku çıkarıyorsun?’ denildikte; ‘Ben din adamıydım. Bildiklerimi yapmazdım.’ der.”

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Etfalü'l-Müslimîn adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 711/6'da kayıtlıdır.


Hadis-i şerifte; “Allahü tealanın ihsan ettiği ilmi, insanlara öğretmeyen kimseye, kıyamet günü ateşten yular bağlanacaktır.” buyuruldu.

Küçüklere, fasıklara ve facirlere karşı kibirli olmamalıdır. Yalnız, tekebbür sahibine karşı tekebbür etmek lazımdır. Bir âlim, cahili görünce; “Bu, bilmediği için günah işliyor. Ben ise bilerek işliyorum.” demelidir. Bir âlimi görünce; “Bu, benden daha çok biliyor ve ilminin hakkını veriyor. İhlas ile amel yapıyor. Ben böyle değilim.” demelidir. Kendinden daha yaşlı bir kimseyi görünce; “Bu, benden daha çok ibadet etti.” demelidir. Gençleri görünce; “Bunların günahı az, benim günahlarım çok.” demelidir. Kendi yaşındakileri görünce; “Günahlarımı biliyorum, onun ne yaptığını bilmiyorum. Bilinen kötülükleri tahkir etmek lazımdır.” demelidir. Bir bidat sahibini veya kâfiri görünce; “İnsanın hâli son nefeste belli olur. Acaba benim hâlim ne olacak?” demeli, bunlara da tekebbür etmemelidir. Fakat bunları sevmemelidir.

Kibrin ikinci sebebi; ibadetini beğenmektir. İbadetin kıymetli olması şartlara bağlıdır. Çok ibadet yaptığı için tekebbür etmemelidir. İbadetin kabul olması için niyetin hâlis olması, yani yalnız Allah rızası için yapılması lazımdır. Bu ihlası elde etmek kolay değildir. Nefsi temizlemek takva ile olur. Takva, haramlardan sakınmak demektir. Nefsi temizlenmeyen kimsenin ibadetlerini ihlas ile yapması çok güçtür.

Kibrin üçüncü sebebi; neseb ve haseb ile övünmektir. Babaları ile dedeleri ile övünmek ve tekebbür etmek, cahillik ve ahmaklıktır. Kabil, Âdem Aleyhisselam'ın oğlu idi. Kenan (Yam) da Nuh Aleyhisselam'ın oğlu idi. Babalarının peygamber olması, bunları küfürden kurtaramadı. İnsanın övündüğü dedeleri, bir avuç toprak oldu. Toprak ile övünmek akla uygun olur mu? Onların salih olmaları ile övünmemeli; onlar gibi salih olmaya, onların yolunda bulunmaya çalışmalıdır.

Kibrin dördüncü sebebi; güzelliktir. Bu, ekseriya kadınlarda görülür. Kadınların çoğu, güzellikleri ile tekebbür eder. Hâlbuki güzellik insanda kalıcı değildir, çabuk gider. İnsana mülk olmaz. Ariyet (emanet) olan şeyle tekebbür etmek ahmaklıktır. Zahirin güzelliği, kalbin güzelliği ile yani iyi huyla birlikte olunca kıymetlidir. Kalbin temizliği de Resulullah'ın sünnetine uymakla belli olur. İnsan; kalbine, ruhuna, ahlâkına kıymet vermezse hayvandan farkı olmaz, hatta hayvanlardan aşağı olur. Pislikle dolu, bozulan, parçalanan bir makine olur. Her zaman beslenmesi, temizlenmesi, tamir edilmesi lazım gelen harap bir makineye benzer. Böyle kimseye tekebbür etmek yakışır mı? Bunun, ancak tevazu göstermesi lazım olur.

Kibrin beşinci sebebi; gençlik ve kuvvettir. Genç ve kuvvetli olmakla tekebbür etmek de cahilliktir. Hayvanların his organlarındaki kuvvetleri, insanlardan kat kat fazladır. O halde hayvanların insanlara tekebbür etmesi lazım gelir. Hep kuvvetli kalacağını, hastalığa, tehlikeye, kazaya yakalanmayacağını kim iddia edebilir? Gençliğinden, gücünden, kuvvetinden, hatta hareketinden ve solumasından ayrılmayan kimse görülmüş müdür? Böyle geçici olan, devamı çok kısa olan ve hayvanlarla ortaklaşa bulunan şeylerle tekebbür etmek akla uygun olur mu?

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Cilaü'l-Kulub adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi No: 1595/3'de kayıtlıdır.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Muaddilü's-Salat adlı eserinin Köprülü Kütüphanesi 1595/5'de kayıtlı yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve bu kitabın Türkçe Tercümesinin matbu nüshasının ilk sayfası (solda).

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Kibrin altıncı sebebi; mal ve dünyalıktır. Mal ile, evlat ile, mevki ve rütbe ile tekebbür etmek insana hiç yakışmaz. Çünkü bunlar, kendinde bulunan üstünlükler değildir. Gelip geçen, kendinde kalmayan, insandan çabuk ayrılan şeylerdir. Bunlar ahlâksızlarda ve kötü kimselerde de bulunur; hem de onlarda daha çoktur. Bunlar üstünlük olsalardı, bunlara kavuşmayanların ve kavuşup da ayrılanların çok aşağı kimseler olmaları lazım gelirdi. Mal şeref vesilesi olsaydı, hırsızların -az zamanda bile olsa- şerefli kimseler olmaları lazım gelirdi.

(Hıkd) da tekebbüre sebep olmamalıdır. Hıkd, lügatte kin tutmak, kin beslemek demektir. Kalbinden düşmanlık beslemektir. Kendisi ile aynı derecede olan veya daha üstün olan kimseye kızar. Bir şey yapmak elinden gelmediği için ona tekebbür eder. Tevazu gösterilmesi lazım olan kimseye tevazu edemez. Onun haklı sözlerini, nasihatlarını kabul etmez. Herkese karşı ondan daha üstün olduğunu göstermek ister. Ona eziyet verirse özür dilemez.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmtihanü'l-Ezkıya adlı eserinin yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve ilk iki sayfası (solda). Eser Köprülü Kütüphanesi No: 1455'de kayıtlıdır.

(Haset) de tekebbüre sebep olur. Başkasında bulunan nimetlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlarını reddeder. Ondan bir şey sorup öğrenmek istemez. Kendinden yüksek olduğunu bildiği hâlde, ona tekebbür eder.

Çok kimse, kibirli olduğunun farkında değildir. Bunun için kibrin alametlerini bilmek lazımdır. İçeri girince herkesin kendi için ayağa kalkmalarını sever. Yalnız olarak yürümeyip arkasından başkalarının da gelmesini istemek yahut kendisi hayvan üstünde iken talebelerinin yerde gitmelerini sevmek de kibir alametidir.

Resulullah Efendimiz, Medine'nin Bakî kabristanına gidiyordu. Birkaç kişi görüp arkasından geldiler. Durarak, öne geçmelerini emir buyurdu. Arkalarından yürüdü. Sebebi soruldukta; “Ayak sesini işittim. Kalbime kibirden bir zerre gelmemesi için böyle yaptım.” buyurdu.

(Kendisine kibir gelmez. Eshabına ders vermek için böyle yaptı. Ebüdderda diyor ki: “Kibirli kimsenin arkasında yürüyenlerin sayısı arttıkça bunun Allah'tan uzaklaşması da artar.”)

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Yine asırlarca medreselerde ders kitabı olarak okutulan El-İzharü'l-Esrar adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve matbu nüshasının ilk sayfası (solda). Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 604/2'de kayıtlıdır.


Üzerinde hakkı bulunanları, yani tanıdıklarını ziyaret etmemek de kibir alametidir. (Kendinden aşağı olanları ziyaret etmek tevazu alametidir.) Yanına başkasının oturmasını istememek ve hastalarla birlikte oturmamak, evinin işini yapmamak, evine lazım olan şeyleri satın alıp evine getirmemek ve kullanılmış elbisesini tekrar giymek istememek, hep kibir alametidir. (İş başında iş elbisesi giymek istememek de böyledir.) Fakirlerin davetine gitmeyip zenginlerin davetine gitmek de tekebbürdür. Akrabasının ve çocuklarının muhtaç oldukları şeyleri temin etmemek ve doğru sözü kabul etmeyip münakaşa etmek, kusurunu, kabahatini bildirenlere teşekkür etmemek, herkesin yanında olursa riya olur. Hem yalnız iken hem de başkalarının yanında yaparsa kibir olur.
 

Dürrü'l-Yetim fî İlmi'tTecvid adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve bu eserin Üskübî tarafından yapılan Türkçe tercümesinin matbu nüshasının ilk sayfası (solda). Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi No: 1606/13'de kayıtlıdır.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî'nin İslam dünyasında asırlarca ders kitabı olarak okutulan ElAvamilü'l-Cedide adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası (sağda) ve matbu nüshasının ilk sayfası (solda). Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 604/3'de kayıtlıdır.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İsraf: Malı, dinin ve mürüvvetin uygun görmediği yerlere dağıtmaya (İsraf) veya (Tebzir) denir. (Mürüvvet), faydalı olmak, iyilik yapmak arzusudur. (Fütüvvet) daha hususî mânâya gelir ki; kötülük yapmamak, iyilik yapmak ve herkesin utanacak şeylerini örtmek ve kötülükleri affetmektir.

Dine uymayan israf haramdır. Mürüvvete uymayan israf ise tenzihen (hafif, az) mekruhtur.

İsrafın Kötülüğü ve Zararları: İsrafın haram olduğu muhakkaktır. Kalbin hastalığı ve kötü bir huydur. Dinimizin hasisliği ve cimriliği israftan daha çok kötülemesi, israfın cimrilik kadar kötü olmadığını göstermez. Hasisliğin daha çok kötülenmesi, insanların çoğunun yaratılıştan mal biriktirmeyi sevdiği içindir.

Bunun gibi, âlimlerimiz idrarın şaraptan daha pis ve daha çok haram olduğunu söyledikleri hâlde, dinimiz bevli (idrarı) şarap kadar kötülememiş; şarap içenlere ceza olarak seksen sopa vurulması emredildiği hâlde, bevl için bir ceza emredilmemiştir. Çünkü insanlar şarap içmeye düşkün oluyor, idrar içmek ise kimsenin hatırına gelmiyor.

İsrafın kötülüğünü göstermek için Allahü tealanın; “İsraf etmeyiniz; Allahü teala, israf edenleri sevmez.” mealindeki kelamı yetişir. İsra suresinde de; “Tebzir etme! Tebzir edenler, şeytanların kardeşleridir.” buyurdu. Şeytanın kardeşi de şeytan olur. Şeytan isminden daha kötü bir isim yoktur. İsrafı bundan daha çok kötüleyen bir şey düşünülemez.

Allahü teala, mallarını israf edenlere bir şey vermeyiniz diye emrederken bunları en kötü bir isim ile adlandırıyor ve Nisa suresinde mealen; “Mallarınızı sefihlere, alçaklara vermeyiniz!” buyuruyor. Kur'an-ı Kerim'de Firavun'u kötülerken; “O, israf edenlerdendi.” buyuruyor. Lut Aleyhisselam'ın kavmini de; “Bilakis siz, israf eden kavimsiniz!” diye kötülüyor.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Kifayetü'l-Mübtedi fi's-Sarf adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 598/5'de kayıtlıdır.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.


Doğru oldukları herkesçe bilinen iki temel hadis kitabı olan Buharî ve Müslim'de, Peygamberimiz; “Malı boş yere saçmayınız!” buyuruyor. İmam-ı Tirmizî'nin, Ebu Berze'den getirerek yazdığı hadis-i şerifte, Peygamberimiz buyurdu ki:

“Kıyamet günü herkes, dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamayacaktır: 1. Ömrünü nasıl geçirdi? 2. İlmi ile nasıl amel etti? 3. Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcetti? 4. Cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı?”

İsrafın kötülüğünü gösteren delillerden biri de faizin haram olmasıdır. Faiz alıp vermek büyük günahtır. Buna da sebep, insanların malını alışveriş yaparken ziyan olmaktan korumaktır.

(Hamza Efendi'nin Bey' ve Şira risalesinin şerhinde buyuruldu ki: On şey, son nefeste imansız gitmeye sebep olur: 1. Allahü tealanın emirlerini ve yasaklarını öğrenmemek. 2. İmanını, Ehl-i Sünnet itikadına göre düzeltmemek. 3. Dünya malına, rütbesine, şöhretine düşkün olmak. 4. İnsanlara, hayvanlara, kendine zulüm ve eziyet etmek. 5. Allahü tealaya ve iyilik gelmesine sebep olanlara şükür etmemek. 6. İmansız olmaktan korkmamak. 7. Beş vakit namazı vaktinde kılmamak. 8. Faiz alıp vermek. 9. Dinine bağlı olan Müslümanları aşağı görmek, bunlara gerici gibi şeyler söylemek. 10. Fuhuş sözleri, yazıları ve resimleri söylemek, yazmak ve yapmak.)

İsrafın Zararları: İsraf edenlerin şeytana, Firavun'a ve Lut Aleyhisselam'ın kötü kavmine benzetilmesi; Allahü tealanın bunları sevmemesi ve bunlara sefih demesi; ahirette azap çekmeleri, dünyada aşağı ve muhtaç duruma düşmeleri ile pişman olmalarıdır.

İsrafın kötü olmasının birinci sebebi; malın kıymetli olmasıdır. Mal, Allahü tealanın verdiği bir nimettir. Ahireti kazanmak mal ile olur. Dünya ve ahiret mal ile intizam bulur, rahat olur. Hac ve cihat sevabı mal ile kazanılır. Bedenin sıhhat ve kuvvet bulması mal ile olur. Başkasına muhtaç olmaktan insanı koruyan maldır. Sadaka vermek, akrabayı dolaşmak, fakirlerin imdadına yetişmek mal ile olur. Mescitler, mektepler, hastahaneler, yollar, çeşmeler, köprüler yaparak, asker yetiştirerek insanlara hizmet de mal ile olur.

Dinimiz; “İnsanların en iyisi, onlara faydası çok olanıdır.” buyuruyor. İnsanlara yardım etmek için çalışıp para kazanmak, nafile ibadet etmekten daha çok sevaptır. Cennet'in yüksek derecelerine mal ile kavuşulur. İmam-ı Tirmizî'nin Ebu Kebşe-i Ensarî'den alarak bildirdiği bir hadis-i şerifte; “Allahü teala, bir kuluna mal ve ilim verir. Bu kul da haramlardan kaçınır. Akrabasını sevindirir. Malından, hakkı olanları bilip verir ise Cennet'in yüksek derecesine gider.” buyuruldu.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Risaletün mine'l-Adab adlı risalesinin yazma nüshasının son iki sayfası. Eser Malik Suud Üniversitesi Kütüphanesi No: 1033/2'de kayıtlıdır.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İm'anü'l-enzar adlı eserinin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Yazma nüsha Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 643'de kayıtlıdır.

Buharî ve Müslim kitapları, Abdullah ibni Mes'ud'un haber verdiği şu hadis-i şerifi yazmaktadır: “İki şeyden birine kavuşan insana gıpta etmek, buna imrenmek yerinde olur: Allahü teala bir kimseye İslam ilimlerini ihsan eder, bu da her hareketini bilgisine uygun yapar. İkincisi; Allahü teala birine çok mal verir, bu kimse de malını Allahü tealanın razı olduğu, beğendiği yerlere harceder.” Peygamberimiz, Amr bin As için; “İyi kimseye, malın iyisi ne güzel yakışır.” buyurdu. Enes bin Malik için de; “Ya Rabbî! Buna çok mal ve çok çocuk ver ve bunlarla kendisini bereketlendir!” diye dua buyurdu. Ka'b malının hepsini sadaka vereceği zaman; “Malının bir kısmını kendine bıraksan daha iyi olur.” buyurdu. Bunların hepsi hadis kitaplarında yazılıdır. Allahü teala, Kur'an-ı Kerim'de mala “Hayırlı şey” ismini vermektedir ve Habibine verdiği nimetleri hatırlatırken; “Sen malsız idin, sana kimseye muhtaç olmayacak kadar mal verdim.” buyurmaktadır.

Mezhep sahibi müçtehitlerden büyük âlim Süfyan-ı Sevrî buyuruyor ki: “Bu zamanda mal, insanın silâhıdır.” (Yani insan canını, sıhhatini, dinini ve şerefini mal ile korur.) Medine-i Münevvere'nin yedi büyük âliminden biri olan Sa'id bin Müseyyib buyuruyor ki: “Borçlarını ödemek için, ırzını ve namusunu korumak için, ölünce geride kalanlara miras bırakmak için mal kazanmayan kimse hayırsızdır.” (Yani kendine ve cemiyete zararlıdır.) Büyük âlim İbn-i Cevzî “Rahimehullah” buyurdu ki: “İyi niyetle mal kazanmak, mal kazanmamaktan iyidir.”

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî'nin Usul-i hadis risalesine Davud el-Karsî'nin yaptığı şerhe Yusuf Harputî'nin yazdığı Haşiye'nin iç kapak sayfası (sağda) ve ilk sayfası (solda).

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Kitabü'l-istihsan adlı eserinin Atıf Efendi Kütüphanesi No: 596'da kayıtlı yazma nüshasının ünvan sayfası (sağda) ve Mehekkü's-sufiyye adlı eserinin kapak sayfası (solda).

Malı ve dünyalığı kötüleyen haberler de çoktur. Fakat bu haberler malı ve dünyalığı değil, bunların zararlı kullanılmasını kötülemektedir. Mesela; insanın azmasına, Allahü tealayı unutturmasına ve ibadete mâni olmasına sebep olan mal zararlıdır. Ölümü ve ölümden sonrasını unutturan mal da zararlıdır. Bu zararlar çok kimselerde kendini göstermektedir. Bu zararlardan kurtulan az olduğundan, malı kötüleyen haberler çok olmuştur.

Görülüyor ki mal, birbirine zıt iki şeye sebeptir: Hayır ve şer. Hayra, iyiliğe sebep olduğu için methedilmekte; şerre, kötülüğe sebep olduğu için de kötülenmiştir. Malın büyük bir nimet olduğu anlaşıldı. Malı israf etmek; Allahü tealanın nimetini hakir görmek, nimete kıymet vermemek, nimeti elden kaçırmak, kısaca küfran-ı nimet etmek (şükretmemek) olur. Bu ise nimeti verenin düşman muamelesi yapmasına, azarlamasına ve azap etmesine sebep olacak büyük bir suçtur. Nimetin kıymeti bilinmeyince ve hakkı gözetilmeyince elden gider; şükredilince ve hakkı gözetilince elde kalır ve artar. Cenab-ı Hak, İbrahim suresi yedinci ayetinde; “Şükrederseniz, verdiğim nimetleri elbette arttırırım.” buyuruyor.

İsrafın Çeşitleri: İsraf; malı helak etmek, faydasız hâle getirmek, dine ve dünyanın mubah olan işlerine faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir. Malı denize, kuyuya, ateşe ve elden çıkmasına sebep olan yerlere atmak onu helak etmektir. Kullanılmayacak hâle sokmak, kırmak, kesmek, ağaçtan meyveyi toplamayıp çürütmek, tarlayı hasat etmeyip ekinin helak olması, hayvanları soğuktan ve düşmandan korunacak yere koymamak, soğuktan, sıcaktan ve açlıktan ölmelerini önleyecek kadar yedirmemek ve örtmemek de helak etmektir. Bunların israf olduğu meydandadır.

Herkesçe bilinmeyen ve hatırlatılması lazım olan israflar da vardır. Mesela; meyve ve ekin topladıktan sonra bunları iyi saklamayıp kendiliklerinden bozulmaları veya nem alarak çürümeleri; yahut kurt, güve, fare ve karınca gibi canlıların yemeleri hep israftır. Ekmek, et, et suyu, peynir gibi gıdaların; hurma, karpuz, soğan gibi meyvelerin; kuru incir, kuru üzüm, zerdali gibi kuru meyvelerin; buğday, arpa, mercimek gibi hububatın; elbise, kumaş ve kitap gibi eşyanın böylece israf edildikleri çok görülmektedir.

Yemek artıklarını dökmek; çatalı, kaşığı, tabağı veya tası ekmekle yahut parmakla sıyırıp yemeden önce kapları ve parmakları yıkamak ve silmek israftır. Sofra bezi veya masa üstüne düşen ekmek ve yemek kırıntılarını toplamayıp atmak da israftır. Bu kırıntıları toplayıp kedi, köpek, koyun, sığır, karınca, kuş ve tavuk gibi hayvanlara yedirmek israf olmaz.
 

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

İmam-ı Birgivî'nin Tefsiru ayet: “Ve lekad erselna Musa…” adlı risalesinin yazma nüshasının ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi No: 1606/11'de kayıtlıdır.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Birgivî hazretlerinin Şerhu'l-Besmele ve ba'du ayat adlı risalesinin ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi No: 1606/9'da kayıtlıdır.

Müslim kitabında, Cabir bin Abdullah diyor ki: Resulullah; “Tabakları parmakla, parmağı ağızla siliniz!” buyurdu. Bir kere de; “Şeytan, her işinizde sizinle beraber bulunur. Hatta yemekte bile. Birinizin lokması düşerse, onu alıp tozunu temizleyip yesin. O lokmayı şeytana bırakmasın! Yemek sonunda parmağını yalasın! Çünkü bereketin hangi lokmada olduğu bilinmez.” buyurdu. Yine Müslim'de, Enes bin Malik diyor ki: “Resulullah yemek sonunda üç parmağını mübarek ağzı ile silerdi.”

Parmağı yalamak ve düşen lokmayı alıp yemek, insanı israftan kurtardığı gibi kibir ve riyayı giderir; berekete kavuşturur. Bilhassa Peygamberlerin (aleyhimüsselam) efendisine uymak ve emrini yapmak şerefini kazandırır. Mevcuttan istifadeye ve gelecek nimetin artmasına sebep olur. Fasulye, pirinç, nohut gibi şeyleri yıkarken dökmek ve dökülenleri toplamamak israftır. Elbise, sarık, çorap, ayakkabı gibi giyim eşyasını iyi kullanmayıp iyi saklamayıp çabuk eskitmek, onları yırtmak, yıkarken suyu ve sabunu çok harcamak, lambayı, mumu (elektriği, doğalgazı) boş yere yakmak hep israftır.

Malı kıymetinden aşağı fiyatla satarak veya kiraya vererek ve kıymetinden yukarı fiyatla satın alarak veya kiralayarak aldanmak israf olur. Aldanarak alışverişe zarurî ihtiyaç olursa veya yardım, sadaka gibi niyetle böyle yaparsa israf olmaz. Meyyitin kefenini, miktar ve cins bakımından dinimizde bildirilenden fazla yapmak israftır. Abdestte ve gusülde, suyu sünnet olandan fazla kullanmak israftır.

Ahmed ibni Hanbel, Abdullah ibni Ömer'den haber veriyor: Sa'd abdest alırken Resulullah gördü. “Ya Sa'd! Suyu niçin israf ediyorsun?” buyurdu. Sa'd; “Abdest alırken de israf olur mu?” dedikte; “Büyük nehirde de olsa, abdestte fazla su kullanmak israf olur.” buyurdu. Doyduktan sonra fazla yemek de israftır. Yalnız; misafir utanmasın diye taam sahibinin fazla yemesi ve orucu rahat tutmak için sahurda fazla yemek israf değildir.

Acıkmadan önce, günde ikinci defa yemek israftır. Ahmed Ebu Bekr-i Beyhekî kitabında, Hazreti Aişe buyuruyor ki: "Günde ikinci defa yemek yiyordum. Resulullah Efendimiz görünce; ‘Ya Aişe! Yalnız mideni doyurmak sana her işten daha tatlı mı geliyor? Günde iki kere yemek de israftandır. Allahü teala, israf edenleri sevmez.’ buyurdu."

Her istediğini yemek de israftır. İbn-i Mace, İmam-ı Beyhekî ve Abdullah ibni Ebiddünya kitaplarında, Enes bin Malik'ten haber veriyorlar ki: Resulullah; “Her istediğini yemek israftandır.” buyurdu. Günde iki kere yemek ve her istediğini yemenin israf olması; doyduktan sonra veya hazm olmadan, acıkmadan tekrar yemek israf olur demektir. Çünkü gündüz ikinci olarak yemek, hele kısa günlerde ve çalışmayan kimseler için çok kere tam acıkmadan yemek olur. Bir sofrada her istediğini yemek de doyduktan sonra yemek olur.

Sofrada yemek çeşitlerini lüzum yok iken arttırmak israftır. Fakat bir yemekten usanıp her birinden biraz yiyerek ibadet yapmak (mesela oruç tutmak, helal kazanmak için çalışmak veya Müslüman kardeşlerine yardım etmek gibi ibadetler) için kuvvetlenmek düşüncesi ile veya sofrada misafir bulundurmak niyeti ile olursa israf olmayacağı Hulasa kitabında ve başka kitaplarda yazılıdır. Kitapların sözü; "yemek çeşitleri yalnız bu iki sebeple arttırılabilir" demek değildir. Ziyan etmedikçe ve başka bozuk niyetle olmadıkça, lezzet ve zevk için arttırmanın da caiz olduğunu A'raf suresinin 31. ayet-i kerimesi ve Maide suresinin 90. ayet-i kerimesi göstermektedir. Bu iki ayet-i kerimeye dayanarak âlimlerimiz, her çeşit meyve yiyerek lezzet almaya caiz demişler ve Resulullah'ın çeşitli meyve yediğini haber vermişlerdir.

Abdullah ibni Abbas için buyurulan; “İstediğini ye, istediğini giyin! İnsanı yanlış yola götüren, israf ve tekebbürdür.” hadis-i şerifi Buharî'de yazılıdır. Ekmeğin pişkin yerini ve içini yiyip kenar ve kabuklarını atmak israftır. Bırakılan kısımları başkası veya hayvan yerse israf olmaz. Sofraya lüzumundan fazla ekmek koyup sonra bunları tekrar yemek için kaldırmamak israftır. Yani yenmeyen ekmek parçalarını atmak ve riya, gösteriş, şöhret için fazla ekmek koymak israf olur.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Risale fi uburi Benî İsraile'l-bahra adlı risalesinin ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi No: 1606/10'da kayıtlıdır.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Risale fi'l-vudu ve't-teyemmüm adlı risalesinin ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi No: 1606/17'da kayıtlıdır.

Nefis yemekler yemek, kıymetli ve yeni elbise giymek, yüksek ve büyük binalar yapmak ve dinimizin sahibinin haram etmediği daha bu gibi şeyler; helalden kazanıldığı, kibir ve övünmek için olmadığı zaman israf değildir. Lüzumundan fazla olunca tenzihen (hafif) mekruh olurlar. Ahireti kazanmak isteyenlere, lazım olan ile kanaat edip fazlasını sadaka vermek yakışır.

Sadaka vermekte de israf vardır. İmam-ı Mücahid buyuruyor ki: “Bir kimse, Allahü tealanın emrettiği yerlere dağ kadar altın harcetse israf olmaz. Bir dirhem (yaklaşık beş gram) gümüşü veya bir avuç buğdayı haram olan yere vermek israf olur.” Hatim-i Taî, cömertliği ile meşhurdur; bi'setten önce ölmüştür. Çok verdiği için “Malı israf etmekte hayır yoktur.” dediklerinde; “Hayra verilen mal israf olmaz.” demiştir. Mücahid'in ve Hatim'in sözlerine bakarak, sadakada israf olmayacağını sanan olmuş ise de böyle zannetmek yanlıştır. Bunun üzerinde durmak lazımdır. Şimdi bunu açıklamaya çalışacağız:

Cenab-ı Hak, Müminun suresinde müminleri meth buyururken mealen; “Verdiğimiz rızıklardan sadaka verirler.” diye de tarif ediyor. Kadı Beydavî, Zemahşerî ve Fahreddin-i Razî gibi büyük âlimlerin tefsirlerinde ve daha birçok tefsirde diyor ki: Ayet-i kerimede (rızıklardan) kelimesi, “Rızıkların bazısını, bir kısmını.” demek olup; “Sadaka verirken, haram olan israftan sakının!” demektir. Bütün âlimlere göre buradaki sadaka, malı hayra, dinimizin gösterdiği yola sarf etmektir.

Allahü teala, En'am suresi 141. ayetinde mealen; “Ekini hasat ettiğiniz zaman, fakirlerin hakkını verin ve israf etmeyin. Allahü teala, israf edenleri elbette sevmez.” buyuruyor. Bu da; “Sadaka verirken israf etmeyin.” demektir. Çünkü Sabit bin Kays, bir günde beş yüz ağacın hurmalarını toplayıp hepsini sadaka vererek evi için hurma bırakmayınca bu ayet-i kerime inmişti. Yani; “Hepsini vermeyiniz.” buyuruldu.

Abdürrezzak, Abdülmelik ibni Cüreyc'den haber veriyor ki: Muaz bin Cebel'in bir hurma ağacı vardı. Hurmalarını toplayıp hepsini sadaka verdi; kendine bir şey kalmadı. Hemen; “Fakat israf etmeyin.” mealindeki ayet-i kerime geldi. İsra suresi, 29. ayetinde mealen; “Ey Habibim! Malını, kendine kalmayacak şekilde dağıtma!” buyuruldu.

Cabir ve Abdullah ibni Mes'ud buyuruyorlar ki: “Bir oğlan, Resulullah Efendimize gelip bazı lüzumlu şeyleri saydı ve ‘Annem beni sana gönderip bunları istedi’ dedi. Efendimiz o an yanında olmadığı için durumu izah edince çocuk; ‘O zaman mübarek gömleğini bana ver’ dedi. Hemen mübarek arkasından gömleğini çıkarıp çocuğa verdi ve evinde gömleksiz kaldı. Bilal-i Habeşî ezan okuyunca cemaat her zaman olduğu gibi Resulullah'ı beklediler. Gelmeyince merak ettiler; birkaçı evine bakıp gömleksiz olduğundan gelemediğini anladı. O zaman bu ayet-i kerime geldi.”

Buharî ve Müslim'de, Ebu Hüreyre buyuruyor ki: Resulullah; “Sadakanın hayırlısı, ihtiyacı olmayanın verdiğidir.” buyurdu. İmam-ı Begavî, Ebu Hüreyre'den haber veriyor ki: Resulullah Efendimize biri gelip; “Bir altınım var ne yapayım?” dedi. “Bununla kendi ihtiyaçlarını al.” buyurdu. “Bir altınım daha var.” dedi. “Onunla da çocuğuna lazım olanları al.” buyurdu. “Bir daha var.” dedi. “Onu da ailenin ihtiyaçlarına sarf et.” buyurdu. “Bir altın daha var.” dedi. “Hizmetçinin ihtiyaçlarına kullan.” buyurdu. “Bir daha var.” deyince; “Onu kullanacağın yeri sen daha iyi bilirsin.” buyurdu.

Müslim'de, Cabir bin Abdullah buyuruyor ki: Resulullah; “Paranız ile önce kendi ihtiyaçlarınızı alın. Artarsa çoluk çocuğunuzun ihtiyaçlarına sarf edin. Bundan da artarsa akrabanıza yardım edin!” buyurdu. Buharî'de, Resulullah; “Kendisi veya çoluk çocuğu muhtaç iken veya borcu var iken verilen sadaka kabul olmaz. Borç ödemek; sadaka vermekten, köle azat etmekten ve hediye vermekten daha mühimdir.” buyurdu.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Şerhu Binai'l-ef'al adlı eserinin ilk iki sayfası. Eser Köprülü Kütüphanesi MAB Kısmı No: 644/2'de kayıtlıdır.

Fıkıh âlimi Ebü'l-Leys Semerkandî'nin Tenbihü'l-gafilin kitabında, İbrahim bin Edhem "rahimehümullah" buyuruyor ki: “Borcu olan kimse, ödemedikçe yağlı ve sirkeli taam yememelidir.” İbn-i Hacer-i Askalanî buyuruyor ki; İbn-i Battal: “Borcu olanların sadaka vermesi ve borcunu ödememesi caiz değildir. Bunu bütün âlimler söz birliği ile bildirmektedir.” buyurdu.

Taberanî ve birçok âlimler buyuruyor ki: “Âlimlerin çoğuna göre bir kimsenin vücudu sağlam olur, aklı başında olur, bir yere borcu olmaz ve evli olmayıp malsızlığa sabredebilirse veya evli olup da çoluk çocuğu da sabrederlerse, bu kimsenin bütün malını sadaka vermesi caiz olur. Bu saydığımız şartlardan biri eksik olursa, sadaka vermesi mekruh olur. Bazı âlimlere göre sadakası kabul olmaz.” Hazreti Ömer de böyle buyurdu.

Bu haberlerden anlaşılıyor ki sadaka vermekte de israf olur. Borcundan çok malı olmayan veya çoluk çocuğu sıkıntıya sabredemediği hâlde bunların ihtiyacını karşılayacak maldan fazlası bulunmayan, yahut sıkıntıya katlanamadığı hâlde kendisi muhtaç olan kimsenin sadaka vermesi israftır. Ödünç vermekte de böyle israf olur.

İsrafın İlacı Üçtür:

  1. 1
    İlim ile ilaç: İsrafın anlatılan zararlarını bilmek ve bunları düşünmektir.
  2. 2
    İş ile uğraşmakla ilaç: Malı dağıtmamaya gayret etmek ve güvendiği birine bu derdini anlatıp malına, harcamalarına dikkat etmesini; israfını görünce kendine hatırlatmasını, hatta zorla önlemesini rica etmektir.
  3. 3
    İsrafın sebeplerini söküp atmak: İsrafın sebepleri altıdır.

Birinci Sebep: Sefahat Çok kimseyi israfa alıştıran budur. Sefahat, kalb hastalıklarının otuz birincisidir. Sefihlik; aklın az ve hafif olmasıdır. Buna sefahat veya rekaket de denir. Aksine, tersine rüşt denir ki; aklın kuvvetli ve tamam olmasıdır. Allahü teala; “Mallarınızı sefihlere vermeyiniz!” (Nisa suresi: 5) mealindeki ayet-i kerimeden sonra; “Onların hâlinde rüşt görürseniz, mallarını kendilerine teslim ediniz!” (Nisa suresi: 6) mealinde emir buyuruyor.

Osmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.
Başlık ResmiOsmanlı âlimlerinin en meşhurlarından. Türk alimlerinin baş tacı.

Tuhfetü'l-müsterşidin adlı eserin yazma nüshasının ilk sayfası, Tokyo Üniversitesi Şark Yazmaları Kısmı No: 1136'da kayıtlıdır.

Çok kimse yaratılışta sefih olur. Bu kötü hâlleri, bazı sebeplerle zaman zaman artar. Çalışmadan, alın teri dökmeden eline mal girer; kötü arkadaşlar, bu mala konmak için onu dağıtmasına, saklamanın ve arttırmanın erkeklik veya yiğitlik olmadığına onu kandırarak israfa yol açarlar. Bunun içindir ki kötü arkadaşlardan kaçmakla emrolunduk. Zengin çocuklarının çoğu böyle israfa alışmakta ve sefih olmaktadırlar. Sefahati arttıran bir sebep de insanların çok hürmet, saygı göstermesi, yüz vermesi ve methetmesidir. Âmirlerin, zenginlerin ve muallimlerin çocukları bu yoldan sefahate düşmektedir.

İkinci sebep: İsrafı veya çeşitlerinden birkaçını tanımamaktır. İsraf olduğunu bilmez, hatta cömertlik sanır. Lüzumsuz yere, yasak ve zararlı yerlere verilen mal cömertlik sanılır. Üçüncü sebep: Riya ve gösteriş yapmaktır. Dördüncü sebep: Gevşeklik ve tembelliktir. Beşincisi: Hayâ, yani sıkılmaktır. Altıncısı: Dini kayırmamak, dinimizi gözetmemektir.

Bu altı sebebin ilaçlarını bildirelim:

Birincisi: Yaratılışta bulunan sefahatin ilacı güçtür. Bunun için dinimiz bunlara mal vermeyi yasak etmiş, hicr eylemiş; yani mallarını kullanmalarına izin vermemiştir. İsraf eden sefihi hicr etmek lazımdır. Hâlbuki hicr; insanlık hakkını almak, onu hayvan hatta cansız gibi yapmaktır. İlaç kabul edebileni kötü arkadaşlardan ayırmalı, akıllı ve tecrübeli kimselerin yanında bulundurmalıdır. İsrafın afetlerini duyurmalı; zor ile, hatta azarlayarak ve canını yakarak mal dağıtmaktan vazgeçirmelidir.

İkincisi: Cehlin (cahilliğin) ilacı olan bilgiyi öğretmektir. Üçüncüsü: Riya kalb hastalığının dokuzuncusu olup daha önce anlatıldı.

Dördüncü ilaç: Gevşeklik ve tembellik (kesel) içindir. Bu, kalb hastalıklarının otuz ikincisidir. Bunun kötülüğünü anlamak için Necm suresi 39. ayet-i kerimesinin; “İnsan, ancak çalıştığının faydasını görür.” meal-i şerifi yetişir. Resulullah Efendimiz tembellikten Allahü tealaya sığınmış; “Ya Rabbî! Beni keselden (tembellikten) koru!” diye dua ettiğini Hazreti Aişe ve Enes bin Malik, Buharî ve Müslim'de bildirmişlerdir. Tembelliğin ilacı; çalışkanlarla konuşmak, tembel ve uyuşuk kimselerden kaçınmak, Allahü tealadan hayâ etmek lazım geldiğini ve azabının şiddetli olduğunu düşünmektir. Dinini iyi bilen ve her hareketi bilgisine uygun olan salih kimselerle görüşmeli; günah işleyen, Allah'ın emir ve yasaklarına uymayıp yalnız söz ile Müslümanları okşayan yalancılardan ve Ehl-i Sünnet kitaplarındaki bilgileri öğrenmemiş cahillerden uzak olmalıdır.

İsraf çok kötü bir huydur ve çirkinliği meydandadır. Kalbi durmayıp karartan, kemiren tehlikeli bir hastalıktır. Tedavisi de pek güçtür. Bu sıfat kalbi kaplamadan önce giderilmesi ve bu felaketten kurtulmak için bütün ilaçlarına başvurup uğraşmalıdır. Kurtarması için Cenab-ı Hakk'a yalvarmalı, dua etmelidir. Allahü teala çalışana her güçlüğü kolaylaştırır. O, sığınılacak, güvenilecek biricik yardımcı ve kurtarıcıdır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası