BURHANEDDİN ZERNUCÎ

Burhaneddin Zernucî Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
A- A+


Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden. Hayatı ve babasının adı hakkında kaynaklarda fazla bir bilgi yoktur. Hidaye kitabının sahibi Burhaneddin Mergınanî'nin talebesidir. Kefevî, Tabakat kitabında, Zernucî'nin altıncı asrın sonları ile yedinci asrın başlarında yaşadığını kabul etmektedir. Vefat tarihi olarak 620 (m. 1223) senesi kabul edilir. Zernucî kendi kitabında, Burhaneddin Mergınanî'nin ve Kadı Han'ın talebesi olduğunu ve onlardan ders okuduğunu zikretmektedir.

İbn-i Nefî onun hakkında; “Burhaneddin Zernucî, Hidaye adlı eserin yazarı Mergınanî'nin talebesi ve Ta'limü'l-müteallim Tarikü't-teallüm adlı kitabın yazarıdır. Bu eser çok güzel bir eserdir.” demektedir.

Burhaneddin Zernucî, matbu olan Ta'limü'l-müteallim adlı meşhur eserini, 593 (m. 1197) senesinden sonra yazmıştır. Bu eseri daha sonra İkinci Murad Han zamanında İbn-i İsmail şerh etti. Bilahare Osman Pazarî adıyla meşhur İsmail bin Osman da, Tefhimü'l-mütefehhim adıyla şerh etti. Her iki şerh basılmıştır. İbn-i İsmail'in şerhi, Abdülmecid bin Nasuh tarafından İrşadü't-talibîn fî talimi'l-müteallimîn adıyla Türkçeye tercüme edildi. Ta'limü'l-müteallimîn kitabı medreselerde büyük bir kıymet kazanmıştır. Zernucî'nin bu eseri, talebelere ilim öğrenmek için gerekli olan ahlâkî temelleri ve davranışları gösteren küçük bir risaledir. Eserin bütünü ilk devir İslam âlimlerinin sözlerinden ibaret olup bunlar en güzel şekilde seçilip bir araya getirilmiş ve sınıflandırılmıştır.

Ta'limü'l-müteallim adlı eserden bazı bölümler:

“Peygamber Efendimiz; ‘İlim öğrenmek, her Müslüman erkek ve kadına farzdır. İlmi, ehline öğretmeyen, hınzırın boynuna altın ve inci gibi mücevher takan kimse gibidir.’ buyuruyor. Biliniz ki, her ilmi elde etmek Müslümanların üzerine farz değildir. Her Müslüman üzerine, ilmihâl bilgisini öğrenmek farzdır. İslam âlimleri; ‘İlimlerin en üstünü ilmihâl bilgisidir. Amellerin en üstünü de bulunduğu hâli korumaktır.’ buyurmuşlardır. Her Müslümana namaz kılmak farzdır. Bu sebeple namazın farzlarını eda edecek kadar namazın şart ve erkanına ait bilgileri edinmek her Müslümana farzdır. Bunun gibi, farz olan işleri yapabilmek için fıkıh bilgilerini öğrenmek farzdır.”

İlmin üstünlüğü: İlmin üstünlüğü apaçıktır. İlimden başka bütün hasletler, insanlarla hayvanlarda aynıdır. Bunun yanında Allahü teala, ilmi sebebiyle Âdem Aleyhisselam'ın meleklerden üstün olduğunu belirterek meleklerine ona secde etmelerini emretmiştir. İlmin üstünlüğünün sebeplerini şöyle sıralayabiliriz:

1- İlmin üstünlüğü; insanı, Allahü tealanın katında ebedî saadete ulaştıran takvaya vesile olduğu içindir. İmam-ı Muhammed bin Hasan şöyle buyurdu: “İlim öğren! İlim, ehli için bir ziynet, fazilet ve bütün övgülere alamettir. Her gün ilimden çok istifade et.” 2- İlim fazilettir ve gerek Allahü teala katında, gerekse insanlar nazarında makbul ve güzel olan bütün hasletlerin nişanıdır, ünvanıdır.

Fıkıh ilmini öğrenmek: Fıkıh bilgisini öğrenmelidir. Çünkü fıkıh ilmi; insanları iyilik ve takvaya ulaştıran, adalette doğru yolu gösteren ilimdir. Fıkıh ilmi, insanlara kurtuluş yollarını gösterir ve insanları bütün güçlüklerden kurtarır. Çünkü Allahü tealadan korkan bir fakih, şeytana karşı bin abidden daha güçlüdür. Fıkıh ilmi, dünya ve ahiret saadeti ile ilgili ilimlerin inceliklerini bilmektir. İmam-ı A'zam hazretlerine göre fıkıh ilmi; kişinin din ve dünya saadetine ulaşabilmesi için lehine ve aleyhine olan şeyleri bilmesidir. İlim, ancak amel etmek içindir. İlim ile amel etmek, ahiret saadeti için dünya ile ilgili işleri terk edip gönülden çıkarmaktır.

İlmihâl bilgisi öğrenmenin farz olduğu: Haramlardan sakınmak farz olduğu gibi; cimrilik, cömertlik, korkaklık, kibir, cesaret, alçak gönüllülük, israf, iffet ve benzeri ahlâkî konularda da bilgi sahibi olmak farzdır. Çünkü cimrilik, korkaklık, kibir ve israf haramdır. Bunları ve bunların zıtlarını bilmeden kendilerinden sakınmak mümkün değildir. Her zaman insanın karşılaştığı hâllerle ilgili bilgileri öğrenmesi, insana yemek gibi lüzumlu bir ihtiyaçtır. Hiçbir Müslüman bu bilgilerden ayrı düşünülemez. Her Müslüman devamlı Allahü tealayı anmakla, O'na dua etmekle, yalvarmakla uğraşmalıdır. Kur'an-ı Kerim okumak, sadaka vermek, dünya ve ahiret hayatında bela ve afetlerden korunmak için Allahü tealadan af ve afiyet dilemekle zamanını geçirmesi lazımdır. Çünkü devamlı dua eden bir kişi, duanın şartlarını yerine getirince Allahü teala onun dualarını kabul eder.

İlim tahsilinde niyet: İlim öğrenmek isteyen kişi, tahsile başladığı zaman niyet etmesi lazımdır. Zira niyet, bütün her şeyi yaparken esastır. Resulullah Efendimiz bir hadis-i şerifte; “Ameller niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise, eline geçecek olan odur. Kimin hicreti Allah ve Resulü için ise, onun hicreti Allah ve Resulü içindir. Kimin de hicreti dünya menfaati veya evleneceği kadın için ise, onun hicreti de onlar içindir.” buyuruyor.

Yine diğer bir hadis-i şerifte Resul-i Ekrem; “Çok işler vardır ki, dünyaya ait işler olarak görünür. Fakat güzel niyet ile bunlar ahiret işlerinden olurlar. Çok işler de vardır ki, ahirete ait işler olarak görünür. Fakat niyetteki kötülük sebebiyle bunlar dünya işlerinden olurlar.” buyurdu.

Talebenin ilim öğrenmekten gayesi; Allahü tealanın rızasını kazanmak, Cennet'i elde etmek, önce kendi cahilliğinden kurtulmak, sonra diğer cahillerin bilgisizliğini gidermek, onların kültürlü olmalarını sağlamak ve İslam dinini yaşatmak olmalıdır. İslam'ın bilgilerini öğrenmek suretiyle Allahü tealaya kavuşulur. Bilgisiz olan birisinin züht ve takva sahibi olması mümkün değildir.

Talebe, ilim tahsili ile Allahü tealanın verdiği akıl nimetine, beden sıhhati nimetine karşı şükretmeye niyet etmelidir. Talebe ilim öğrenirken; ilminden dolayı insanların kendisine yönelmelerini ve değer vermelerini, mevki sahibi olmayı düşünmemelidir. İmam Hammad bin İbrahim es-Saffar el-Ensarî, talebesi İmam-ı A'zam Ebu Hanife'ye ilim öğrenmenin maksadı hakkında şöyle buyurmuştur: “Cennet'i kazanmak için ilim öğrenen, doğru yolda kurtuluşa erer. Halkın nazarında değer kazanmak için tahsil görenlere ise çok yazıklar olsun.”

Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
Başlık ResmiHanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
Başlık ResmiHanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.

Burhaneddin Zernucî hazretlerinin Şerhu Ta'limi'müteallim kitabının yazma nüshasının ünvan sayfası (solda) ve giriş sayfası (sağda). Eser Princeton University Library. Department of Rare Books and Special Collections. Manuscripts Collection. Islamic Manuscripts, Garrett no. 4333Y'de kayıtlıdır.

Talebenin vasıfları: Talebe, ilmi büyük bir gayret sarf ederek öğrenmelidir. Öğrendiği bilgileri sadece fani ve değeri az olan dünya gayeleri için kullanmamalıdır. Bir şair şöyle diyor: “Dünya hayatı azdan daha azdır. Ona aşık olan, alçakların alçağıdır. O sihriyle bir topluluğu sağır ve kör eder. Böylece ona değer verenler delilsiz şaşırıp ortada kalırlar.”

Talebe, ilimden başka arzulanmayacak şeyleri arzu etmekle kendini küçültmemelidir. İlmi ve ilim adamlarını küçültecek söz ve davranışlardan sakınmalıdır. Alçak gönüllü olmalıdır. Alçak gönüllülük, kibir ile tezellül arasında bir durumdur. İffetli olmalıdır. İmam-ı Rükneddin, iffeti ve alçak gönüllülüğü bir eserinde şöyle tarif ediyor: “Şüphesiz ki alçak gönüllülük, Allahü tealaya yakın kimselerin hasletlerindendir. Allahü tealadan korkan kişi, bununla yükseklere çıkar. Allahü teala katında iyilerden mi yoksa kötülerden mi olduğunu veya son nefesini küfür üzere mi yoksa iman üzere mi vereceğini veya vefat ettiği zaman ruhunun yükseklerde mi yoksa alçaklarda mı olacağını bilmediği hâlde gururlanan ne ahmaktır. Kibriya, Rabbimizin sıfatıdır. O'na mahsustur. Sen kibirden sakın!”

İlim dalı seçmek, hoca seçmek ve arkadaş seçmek: Talebe, her ilimden en güzel bahisleri, bilhassa dinî konularda kendisine öncelikle gerekli olan bilgileri tercih etmeli, sonra gelecekte kendisi için lüzumlu olacakları öğrenmeye gayret etmelidir. İlim öğrenirken ilm-i tevhit, yani imanla ilgili bilgileri öne almalıdır. İlim öğrenirken en eski bilgilerden başlamalıdır. Büyük âlimlerin vefatından sonra ortaya çıkan cedel ve hılaf ilmiyle meşgul olmaktan sakınmalıdır. Çünkü bu ilimler, talebeyi fıkıh bilgisinden uzaklaştırır.

Burhaneddin Zernucî'nin yazdığı Ta'limü'l-müteallim adlı eserin Ezher Üniversitesi Kütüphanesi Ahlak, Terbiye ve Siyaset kısmı No: 41723'te kayıtlı nüshasının giriş sayfası.

Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
Başlık ResmiHanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.

Hocada aranılacak vasıflar: Talebe, ilmî seviyesi yüksek olan bir hocayı seçmelidir. Seçeceği hoca, insanların Allahü tealadan en çok korkanı olmalıdır. Hoca, mevcut hocaların en yaşlısı olmalıdır. Talebe, hoca seçerken ilim adamları ile meşveret etmelidir. Hoca seçerken erbabı ile meşverette bulunmak gerektiği gibi, talebenin her işini yaparken meşverette bulunması gerekir. Zira Allahü teala, Peygamberine bütün işlerini yaparken Sahabe ile meşverette bulunmasını emretmiştir. Halbuki Müminlerden hiçbiri, O'ndan daha akıllı değildir. Hoca seçimi konusunda iki ay düşün, meşverette bulun ki, sonradan o hocanı terk etmeye ihtiyaç duymayasın ve onun dersleri ile yetinesin. Böylece öğrendiğin ilim bereketli olur. Öğrendiğin bilgilerden pek çok insan faydalanır.

Sabırlı olmak: İlim öğrenirken sabırlı olmalıdır. Biliniz ki, sabır ve sebat, bütün işlerin üzerine bina edildiği büyük bir temeldir. Fakat çok az bulunur. Bir şair şöyle demiştir: “Herkeste yüksek mertebelere sahip olmak için kalben bir meyil vardır. Ancak insanlarda bunun için lüzumlu olan sabır ve sebat çok azdır.” Sabrın fazileti hakkında İslam âlimleri şöyle demişlerdir: “Şecaat, yani güçlülük bir an sabır edebilmektir.”

Talebenin bir hocanın derslerini sonuna kadar sabır ve sebat ile takip etmesi, bir kitabı sonuna kadar okurken sabır ve sebat göstermesi, ilim dallarından birini kuvvetli bir şekilde öğrenmeden diğer bir ilim dalına geçmemesi, bir yerde ilim tahsilini tamamlamadan başka bir yere gitmemesi gerekir. Çünkü bir hocadan öğrenilecek bilgileri tamamlamadan başka bir hocaya gitmek, bir kitabı tamamlamadan başka bir kitaba geçmek, bir ilim dalını iyice öğrenmeden başka bir ilme geçmek, bir yerde kalması gerekirken başka bir beldeye gitmek, ilim öğrenenin gayesini dağıtır, kalbi meşgul eder, vaktinin zayi olmasına sebep olur, hocayı üzer.

Sıkıntılara göğüs germek: Talebe, sıkıntılara ve belalara karşı sabırlı olmalıdır. Bir İslam âlimi; “Maksada ulaşmanın hazineleri, sıkıntı servetleri üzerine kurulmuştur.” demiştir. Yani çok sıkıntı çeken, istediği ihsan hazinesine kavuşur. İlim öğrenmek isteyen kişinin sıkıntılara karşı sabretmesi gerekir. Hazreti Ali şöyle buyuruyor: “Dikkat edin ki, ilme ancak altı şeyle ulaşabilirsiniz. Bunların birincisi zeka, ikincisi sabır, üçüncüsü çok arzulu olmak, dördüncüsü baliğ olmak, beşincisi ilim öğretici, müşfik ve mahir bir hoca, altıncısı uzun bir zamandır.”

İyi arkadaş seçmek: İlim öğrenirken seçilen arkadaşta şu özellikler bulunmalıdır: 1- Çalışkan olmalıdır. 2- Seçilen arkadaş takva sahibi ve Allahü tealadan korkan kişi olmalıdır. 3- Güzel huylu olmalıdır. 4- Anlayışlı olmalıdır. 5- Tembel ve zamanını boşa harcayan bir kimse olmamalıdır. 6- Çok konuşmamalıdır. 7- Fitne ve fesatçı olmamalıdır. Bu konuda şöyle denilmiştir: “Bir kimsenin iyi veya kötü olduğunu sorma, arkadaşına bak. Çünkü arkadaş arkadaşına uyar. Kişi kötülük sahibi ise ondan süratle uzaklaş, hayır sahibi olduğu zaman ona yaklaş ki, doğru yolu bulasın.”

Bir şiirde ise; “Tembel kişilerle arkadaş olma, çok iyi kimseler vardır ki, arkadaşının kötülüğü ile bozulur. Ahmak kimsenin ahmaklığı, zeki ve akıllı kişilere süratle geçer ve ateş koru gibi, külün içine konunca söner.” denilmiştir. Resulullah Efendimiz bir hadis-i şerifte; “Bütün çocuklar, Müslümanlığa uygun ve elverişli olarak dünyaya gelir. Bunları, sonradan anaları ve babaları, Hıristiyan, Yahudi ve dinsiz yapar.” buyuruyor. Farisî bir atasözünde, arkadaşın insan üzerindeki tesiri hakkında şöyle deniliyor: “Kötü arkadaş, zehirli yılandan daha kötü ve daha zararlıdır. Mekandan münezzeh olan Allahü tealanın hakkı için, kötü arkadaş Cehennem'e götürür.” İyi arkadaş edin ki, onun vasıtasıyla Cennet'in yolunu bulasın. Bu konuda; “Eğer ilmi ve ilim ehlini veya gaipte bulunan bir kimseden haber veren bir şahit arıyor isen toprağı örnek al, ona itibar et! Toprağı nasıl anıldığı vasıfla tanıyor isen, seçeceğin arkadaşı da arkadaşından tanı.” denilmiştir.

İLME VE HOCAYA SAYGI

Burhaneddin Zernucî hazretleri Ta'limü'l-müteallim adlı eserinde buyuruyor ki:

Bilinmeli ki, ilim talep eden, ilme ve hocasına saygı göstermedikçe ilme kavuşamaz ve öğrendiği bilgiden faydalanamaz. İlmi elde etmede maksadına ulaşanlar, ancak ilme ve hocaya saygı ile ulaşmışlardır. İlimde gayesine ulaşamayanlar ise, ancak bu duruma saygıyı terk ettikleri için düşmüşlerdir. Bir İslam âlimi şöyle buyuruyor: “Saygı taatten hayırlıdır.” Öyle ki, insan Allahü tealaya isyan etmekle, günah işlemekle kâfir olmaz, ama Allahü tealanın emir ve yasaklarını küçümsemek suretiyle saygısızlıkta bulunursa kâfir olur.

Hocaya saygı göstermek, ilme saygı göstermektir. Hazreti Ali şöyle buyurmuştur: “Hoca hakkını, her Müslüman üzerine, korunması çok lüzumlu olan en büyük hak olarak gördüm.” Üstünlüğü yüzünden, öğrettiği her harfe karşılık hocaya bin dirhem para hediye edilse azdır. Yani hoca hakkı ödenilemez. Çünkü kişiye, dinî konularda muhtaç olduğu her harfi öğreten kişi, dinen onun babası sayılır.

Talebenin hoca karşısındaki tavrı: Talebe, hocasının karşısında şunlara dikkat etmelidir: 1- Hocasının önünden yürümemelidir. 2- Hocasının yerine, makamına oturmamalıdır. 3- İzin almadan hocasının yanında konuşmamalıdır. 4- Hocasına müsait zamanlarda soru sormalıdır. 5- Derse vaktinde gelmelidir. 6- Hocanın, Allahü tealaya isyana sebep olmayan emirlerini yerine getirmelidir. Fakat Allahü tealaya isyan söz konusu olduğu zaman, kula itaat yoktur.

Şöyle anlatılır: İmam-ı Şemsü'l-eimme el-Hulvanî bir gün Buhara dışına çıkmıştı. Başına gelen bir hastalık yüzünden bir köyde günlerce kalmak zorunda kaldı. Bu esnada bütün talebeleri kendisini ziyarete geldiler ve geçmiş olsun dileklerinde bulundular. Fakat talebelerinden Kadı Ebu Bekr ez-Zencî ziyaretine gitmedi. Daha sonra kendisi ile karşılaştığında, el-Hulvanî ona neden ziyaretine gelmediğini sordu. O da; “Annemin hizmeti ile meşguldüm.” dedi. Bunun üzerine el-Hulvanî ona; “Sen çok yaşarsın ama ders okutma zevkine kavuşamazsın.” dedi. Gerçekten de hocasının dediği gibi olmuş; Kadı Ebu Bekr ez-Zencî, hayatının büyük bir kısmını köylerde geçirmiş ve ders okutma zevkine kavuşamamıştır.

Hocasını gücendiren talebe, öğrendiği bilgilerin bereketinden mahrum olur ve bu ilimden çok az faydalanır.

Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
Başlık ResmiHanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
Başlık ResmiHanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.

Şerhu Ta'limi'l-müteallim'in matbu nüshasının iç kapak sayfası (sağda) ve ilk sayfası (solda).

İlim öğrenirken dikkat edilecek hususlar:

1- Dersi saygı ile dinlemelidir. İlim öğrenen bir talebe, bir konuyu hocasından bin defa dinlemiş olsa, o konuyu hocası yine anlatsa saygı ile dinlemelidir. 2- Talebe, hocasına sormadan kendi başına bir ilim dalı seçmemelidir. Zira hoca, öğrencisinin kabiliyetine göre hangi ilmi öğrenmesi gerektiğini daha iyi bilir. 3- Dinî yönden kötü sayılan davranışlardan sakınmalıdır. 4- Kötü ahlâklar içinde bilhassa kibirli olmaktan, yani kendini büyük görmekten sakınmalıdır.

Bir atasözünde şöyle denilmiştir: “İlim, kendini yüksek görenin düşmanıdır.” Bir şiirde ise şöyle denilmektedir: “Şeref ve büyüklük, Allahü tealanın ihsanı iledir; insanın kendi gayret ve çalışması ile değildir. Fakat Allahü tealanın ihsan ve fadlının ortaya çıkması için çalışmak gereklidir. Nice köleler vardır ki, bulunduğu yer itibarıyla hür makamında bulunur. Nice hür kişiler vardır ki, köle makamında bulunur.”

Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
Başlık ResmiHanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
Hanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.
Başlık ResmiHanefî mezhebi fıkıh âlimlerinden.

Burhaneddin Zernucî'nin kitabında bildirdiği “İlim öğrenmek, her Müslüman erkek ve kadına farzdır.” hadis-i şerifi.

İlme sarılmak ve devam etmek: Talebe mutlaka ilme dört elle sarılmalı, dersine çalışmalı ve devam etmelidir. Allahü teala, Kur'an-ı Kerim'de mealen; “Bize itaat uğruna mücadele edenlere, muhakkak kendi yolumuzu gösteririz.” buyuruyor (Ankebut suresi: 69). Bu ayet-i kerimede Allahü teala; Bizim yolumuzda ilim öğrenmek için çalışan ve bu uğurda cihat edenleri başarıya ulaştırırız, buyurmaktadır. İlim öğrenmede üç kişinin büyük gayret göstermesi lazımdır: Bunlardan birincisi talebe, diğeri hoca, üçüncüsü ise eğer hayatta ise babadır.

İmam-ı Şafiî bir şiirde şöyle buyurmaktadır: “Uzak olan her şeyi çalışmak yaklaştırır. Her kapıyı ise gayret göstermek açar. İnsanoğlunun içerisinde en çok üzülecek olan kişi, geçim sıkıntısı çeken, gayret ve himmet sahibi kişidir. Allahü tealanın kaza ve hükmüne delalet eden delillerden biri de, akıllı kişilerin yoksulluk içinde, ahmakların ise görünüşte güzel bir hayat içinde olmasıdır. Kime akıl nimeti verilmişse o ekseriya zenginlikten mahrum olmuştur. Akıl ile zenginlik, birbirinden tamamen ayrı iki zıt kutup gibidir.”

Talebe, muhakkak gecenin evvelinde ve sonunda derse çalışmalıdır. Çünkü akşam ile yatsı arası ve sahur vakti mübarek vakitlerdir. İslam âlimleri buyurdular ki: “Ey ilim yolcusu takvaya sarıl, uykudan uzak ol, tokluktan sakın, dersi bırakmadan takip et. Çünkü ilim, derse devam etmekle çoğalır ve kalıcı olur.” İlim öğrenen talebe, gençliğinin kıymetini bilmelidir. Bu hususta şöyle söylenmiştir: “Çektiğin sıkıntı ölçüsünde umduğuna kavuşursun. İlim yolunda maksadına ulaşmak isteyen gece kalkar, ders çalışır. Gençlik yıllarını ganimet bil! Çünkü gençlik her zaman devam etmez.”

Talebe ilim öğreneceğim derken, ilerideki çalışmalarına engel olacak, vücudunu ve sıhhatini zayıflatacak tarzda kendini zorlamamalıdır. İnsan kendine karşı merhametli davranmalıdır; çünkü her şeyde merhamet esastır. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte; “Şüphesiz bu din sağlamdır. Kendinizi sıkıntıya sokmadan, kolaylıkla ona koşun. Allahü tealaya ibadet konusunda, sıkıntıya sokarak nefsinize buğzetmeyin. Çünkü kuvveti kesilen adam, ne kendisi yolda bir mesafe alabilir ne de bineğinde sırt bırakır.” buyurdu. Diğer bir hadis-i şerifte; “Nefsin, senin bineğindir. Bineğine karşı iyi davran.” buyuruldu.

Talebe ilimde gayret sahibi olmalıdır; çünkü kişi himmet ve gayreti ile yükselir. Âlim Ebü't-Tayyib bu konuda şöyle buyuruyor: “Gayret sahibi kişilerin, gayretleri nisbetinde gayeleri hasıl olur. İyiliği nisbetinde bir kimseden iyilik görür. Gayreti az olan kişilerin gözünde iyiliğin küçüğü büyük görünür. Büyük gayret sahibi kişilere ise büyük işler küçük görünür.”

Radıyyüddin en-Nişaburî, Mekarim-i Ahlâk adlı eserinde şöyle bir hikaye nakletmektedir: İskender-i Zülkarneyn, doğuyu ve batıyı zapt etmek için sefere çıkmak istediği zaman âlimlerle meşverette bulunmuş ve; “Bu kadar küçük bir dünya mülkü için nasıl böyle bir sefere çıkayım? Çünkü dünyanın hepsi azdır. Dünya mülkü küçüktür. Böyle bir mülk için sefere çıkmak ise yüksek bir ideal değildir.” dedi. Bunun üzerine meşverette bulunduğu âlimler kendisine; “Allahü tealanın sözünü yüceltmek için cihat etmeli ve sefere çıkmalısın. Bu gaye ile ahiret ve dünya mülkünü elde etmelisin.” deyince, o da; “Bu fikir çok güzel.” dedi.

Medineli İmam Ebu Nasr es-Saffar şöyle buyuruyor: “Ey nefis, ey nefis! Vakarlı ve yumuşak huylu olduğun hâlde; iyilik, takva ve adalet hususunda çalışmaktan gevşeme. Hayırlı bir işte çalışana herkes gıpta eder. Tembel olan herkes beladadır. Ey nefsim! Tembelliği ve gayret noksanlığını terk et! Gayeden mahrum olmak ve pişmanlıktan başka, tembellere verilen bir nasip görmedim.” Bu konuda yine şöyle buyurulmuştur: “Nice âcizlik ve pişmanlık vardır ki insanda tembellikten ötürü meydana gelir. Tembellikten ve şüpheye dalmaktan sakın! Bilmediğin ve şüphelendiğin her şey tembelliktendir.”

Talebe ilmin üstünlüğünü düşünerek kendini tahsile, çalışmaya, derse devam etmeye zorlamalıdır; çünkü ilim, bilinen şeylerin tekrar edilmesi sayesinde yaşar. Hazreti Ali bu konuda şöyle buyurmuştur: “Cebbar olan Allahü tealanın bize yaptığı taksime razıyız. Bize ilim verdi, düşmanına ise mal verdi. Şüphesiz mal, yakın zamanda yok olur. Allahü tealanın ilmi ise yok olmaz, devamlı kalır.”

Faydalı ilim sebebiyle ilim sahibi, ölmeden ve öldükten sonra iyi bir şekilde anılır. Hasan bin Ali el-Mergınanî şöyle buyurdu: “Cahiller ölmeden evvel ölüdürler. Âlimler ise ölseler bile diridirler.” Burhaneddin Mergınanî bu hususta şöyle buyurdu: “Cehalet sahipleri ölmeden ölmüşlerdir. Cahillerin bedenleri, daha kabre girmeden ceset hâlindedir. İlim ile yaşamayan kişi ölüdür. İlim sahibinin kemikleri toprak altında çürüse de öldükten sonra canlıdır. Cahil kişi toprak üstünde yürüse bile, yok olduğu hâlde yaşayanlardan sayılır. Hatırla ki ilim rütbesi, bütün rütbelerin en üstünüdür. İlmin nihai şerefine ulaşmak istemeyene yazıklar olsun. İlim baştanbaşa bir nurdur, körlere yol gösterir. Cahil her zaman karanlıklar içindedir. İlim yüksek bir dağ gibidir, ona sığınanı korur. Kurtuluş ilim iledir; fakat insanların bundan haberi yok. İlmi isteyen, bütün maksatlarını istemiş olur. Ey akıl sahibi! İlim yüksek bir makamdır. Ona kavuşulduğu zaman diğer bütün makamlar yok olur. Bütün dünya nimetlerini kaybetsen de gözlerini kapa, üzülme! Çünkü ilim, Allahü tealanın en hayırlı ihsanıdır.”

İLİM ÖĞRENİRKEN

Burhaneddin Zernucî hazretleri, talebenin ilim öğrenmeye başlarken dikkat edeceği hususları şöyle sıralamıştır:

1- Anlayışına en yakın olan ilimden başlamalıdır. 2- Dersini ezberleyip çok defa tekrarladıktan sonra yazmalıdır; çünkü öğrendikten sonra yazmak çok faydalıdır. 3- Anlamadığı konuyu yazmamalıdır; çünkü bu durum insana usanç verir, zekayı öldürür ve zamanın zayi olmasına sebep olur. 4- Dersi hocanın ağzından dinleyip anlamaya çalışmalıdır. 5- Derste gayretli olmalı ve bu hususta Allahü tealaya dua edip yalvarmalıdır. 6- Öğrenim sırasında muhakkak dersi ile ilgili müzakerede bulunmalıdır. Müzakerede bulunurken ağırbaşlı olmalıdır. Müzakerenin gayesi meşveret etmektir. Sinirli bir hâlde meşveret etmekle doğru bir düşünce ortaya çıkmaz. 7- Her zaman ilmin inceliklerini düşünmeli, ilmî konularda düşünmeyi adet hâline getirmelidir. Bu konuda; “Düşün! Maksadına ulaşırsın.” denilmiştir. 8- Talebe ve fakih konuşmadan önce düşünmelidir; böyle yaparsa konuşulan söz isabetli olur. Çünkü söz oka benzer. Bir okun hedefine ulaşabilmesi için nasıl düzgün olması gerekiyorsa, sözün de hedefine varması için düzgün ve yerinde olması lazımdır. 9- Her zaman ve her durumda herkesten faydalanmalıdır. 10- Yerli yerinde ve çok soru sormalıdır. İbn-i Abbas'a; “Bu ilmî dereceye nasıl kavuştun?” diye soruldukta; “Çok soru soran bir dil, çok düşünen bir kalb ile.” cevabını verdi. 11- Allahü tealaya dil, kalb, mal ve diğer azalarıyla şükretmeli ve anlamayı, bilgiyi ve başarıyı Allahü tealadan bilmelidir. Dua etmek ve yalvarmak suretiyle Allahü tealadan hidayet istemelidir. 12- Cimrilik yapmaktan Cenab-ı Hakk'a sığınmalıdır. Çünkü Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte; “Cimrilikten daha büyük bir hastalık var mı?” buyuruyor. 13- Parası ile kitap satın almalı ve parasını kitap satın almak için harcamalıdır. Böylece parası ilim öğrenmesine yardımcı olur. 14- Talebe ve hoca sadece Allahü tealadan ummalı ve yalnız Cenab-ı Hak'tan korkmalıdır. 15- Dersini tekrar etme konusunda kendisi için belli bir sayı tayin etmeli ve bu sayı kadar dersi tekrar etmelidir. 16- İlim öğrenen talebe Allahü tealaya tevekkül etmeli, geçim işini düşünerek kederlenmemeli ve kalbini rızık endişesi ile meşgul etmemelidir. Peygamber Efendimiz bir hadis-i şerifte; “Kim Allahü tealanın dini hakkında bilgi edinmek isterse, Cenab-ı Hak ona istediğini verir ve onu ummadığı taraftan rızıklandırır.” buyuruyor. 17- Gücünün yettiği ölçüde dünya işleri ile ilgisini azaltmalıdır. 18- İlim öğrenmek için çıktığı yolda engellere ve sıkıntılara katlanmalıdır. Bu yolda elde edilecek mükâfat, çekilen güçlük ve sıkıntı nisbetindedir. İlim yolunda sıkıntılara göğüs gererek ilmin tadını tadan kimse, dünyanın diğer zevklerinden duymadığı lezzetleri duyar. 19- İlimden başka şeylerle meşgul olmamalı ve fıkıh bilgisinden yüz çevirmemelidir.

İlim öğrenmenin zamanı: İlim öğrenmenin zamanı beşikten mezara kadardır. Rivayet edildiğine göre, İmam-ı A'zam'ın talebesi İmam-ı Hasan bin Ziyad ileri yaşlarda iken fıkıh ilmini öğrenmeye başlamış, bu ilmi öğrendikten sonra kırk yıl fıkhî konularda ders vermiştir. Buradan anlaşıldığı gibi, ilim öğrenmek her çağda lazımdır; fakat ilim öğrenmede en faziletli çağ gençlik yıllarının ilk dönemleridir. İlim talep eden, bütün zamanını ilim ile meşgul olarak geçirmelidir. İmam-ı Muhammed Şeybanî geceleri uyku uyumaz, defterini yanına koyarak mevzuların birinden usandığı zaman diğerine bakardı.

Nasihat verici olmak: İlim sahibi şefkatli ve nasihat veren bir kişi olmalı, hasetçi olmamalıdır. Burhaneddin Mergınanî; “Hocanın oğlu âlim olur.” buyurdu. Çünkü hoca, talebelerine Kur'an-ı Kerim'i öğretmek ister. Bu inancı ve talebelere şefkatli davranmasından dolayı onun oğlu da âlim olur.

Şöyle anlatılır: “Büyük âlim Burhanü'l-Eimme, bütün talebelerine ders verdikten sonra günün en sıcak vaktini iki oğlu Sadrüşşehid Hüsameddin ve Sa'id Taceddin'e ayırırdı. Çocukları kendisine; ‘Bu vakitte bize usanç geliyor, bunalıyoruz.’ dediklerinde, Burhanü'l-Eimme; ‘Yabancı beldelerden garip talebeler ve büyük insanların çocukları bana geliyorlar. Bu sebeple onların derslerini sizin dersinizden önce yapmam gerekir.’ dedi. Onun öbür talebelere karşı olan bu şefkati sayesinde iki oğlu da zamanlarının fıkıh âlimlerinin en üstünlerinden olmuşlardı.”

Talebe kimse ile münakaşa etmemeli, kimseye hasım olmamalıdır; çünkü münakaşa etmek vakitleri öldürür. Bir Müslüman hakkında su-i zan etmekten sakınmalıdır. Su-i zan kötü niyetten doğar. Âlim Ebü't-Tayyib şöyle buyurmuştur: “Kişinin işi kötü olursa zannı da kötü olur. Böyle insan, adet hâline getirdiği vehim ve kuruntuları tasdik eder. Düşmanlarının sözü ile dostlarına düşmanlık eder. Sevdikleri hakkında gece karanlığı gibi şüpheye düşer.”

Takva sahibi olmak: Takva sahibi bir kişi olmak için şunlara dikkat etmelidir: 1- Allahü tealaya yakın olmalı ve O'ndan çok korkmalıdır. Allahü tealaya ibadet etmek suretiyle yaklaşılır. 2- Çok konuşmaktan sakınmalıdır. 3- Dedikoducu insanlarla oturmamalıdır. Bir fıkıh âlimi bir talebesine şöyle tavsiyede bulundu: “Başkalarını dedikodu eden, çok konuşan kimselerle oturup kalkmaktan sakın!” 4- Talebeler bozuk, isyankâr ve vaktini boşuna harcayan kimselerden sakınmalıdır. 5- Mazlum kişilerin bedduasından sakınmalıdır; çünkü mazlum kişilerin bedduası Allahü tealanın indinde kabul olur.

Hafızayı kuvvetlendiren hususlar: Okuduğunu aklında tutmanın en kuvvetli sebepleri şunlardır: 1- Derse gayretle çalışmak. 2- Derslere devam etmek. 3- Az yemek yemek. 4- Gece kalkıp namaz kılmak. 5- Kur'an-ı Kerim okumak. İslam âlimlerinden birisi şöyle buyurmuştur: “Yüzüne bakarak Kur'an-ı Kerim'i okumaktan daha çok hafızayı güçlendiren bir şey yoktur.” 6- Kitap okumaya başlarken Besmele çekmek. 7- Kitabı kaldırırken şu duayı okumak: “Sübhanallahi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallahü vallahü ekber ve lâ havle ve lâ kuvvete illa billahi'l-aliyyi'l-azimi'l-azizi'l-âlimi adede külli harfin kütibe ve yektübü ebede'l-abidine ve dehre'd-dahirîne.” 8- Peygamber Efendimize çok salavat getirmek. 9- Kötülükleri terk etmek. 10- Misvak kullanmak. 11- Bal şerbeti içmek. 12- Aç karnına her sabah yirmi bir adet siyah üzüm yemek. 13- Balgamı azaltan bütün yiyecekler de hafızayı kuvvetlendirir.

Unutkanlığa sebep olan hususlar: 1- Allahü tealaya karşı işlenen kötülükler. 2- Günahların çok olması. 3- Düşünce ve üzüntünün çokluğu. 4- Dünya işleri ile çok ilgilenmek ve çok meşgul olmak. Dünya işleri ile lüzumundan fazla uğraşmak insanın sıhhatine de zararlıdır. Dünya işleri kalbi karartır; ahiretle ilgili işler ise kalbi nurlandırır ve namaz kılarken tesirini gösterir. 5- Ekşi elma yemek. 6- Asılmış olan kimseye bakmak. 7- Kabir taşları üzerindeki yazıları okumak. 8- Yakaladığı biti öldürmeden yere atmak. 9- Ense çukurundan şişe ile kan aldırmak.

Fakirliğe sebep olan hususlar: 1- Yalan söylemek. 2- Ayakta bevl etmek. 3- Cünüp iken yemek yemek. 4- Çıplak olarak yatakta yatmak. 5- Bir yere yaslanarak yemek. 6- Ekmek ufağını hor görüp basmak. 7- Soğan ve sarımsak kabuklarını ateşe atmak. 8- Gece vakti ev süpürmek ve süprüntüleri evde bırakmak. 9- Yaşlı insanların önünde yürümek. 10- Ana-babayı adı ile çağırmak. 11- Eline geçirdiği ağaç ve süpürge çöpü ile dişini karıştırmak. 12- Kapı eşiğinde oturmak. 13- Elbisesini üzerinde dikmek. 14- Evde örümcek yuvası bırakmak. 15- Elini balçıkla yıkamak. 16- Bevl ettiği yerde abdest almak. 17- Çanağı ve çömleği yıkamadan yemek koymak. 18- Aç iken soğan yemek. 19- Sabah namazını kılınca mescitten acele ile çıkmak. 20- Pazara erken gidip geç dönmek. 21- Yoksul kimseden ekmek satın almak. 22- Babaya ve anaya kötü duada bulunmak. 23- Kap kacağı örtüsüz bırakmak. 24- Çırayı ve mumu üflemek. 25- Her işe Besmelesiz başlamak. 26- Pantolonu ayakta giymek.

Zenginliğe sebep olan hususlar: 1- Sadaka vermek. 2- İşe erken başlamak. 3- Güler yüzlü olmak. 4- Hoş sözlü olmak. 5- Evin etrafını süpürmek. 6- Namazını büyük saygı ve korku ile, Allahü tealaya karşı boyun eğerek, tadil-i erkanına riayet ederek, vaciplerini, sünnetlerini, adabını yerine getirerek kılmak. 7- Kuşluk namazını kılmak. 8- Ezandan önce mescitte bulunmak. 9- Devamlı abdestli dolaşmak. 10- Sabah namazının sünneti ile vitir namazını evde kılmak. 11- Dünya ve din için faydası bulunmayan boş sözler konuşmamak. 12- Sabah namazından sonra yetmiş kere “Estağfirullah” demek. 13- “Lâ havle ve lâ kuvvete illa billahi'l-aliyyi'l-azim.” sözünü çok tekrarlamak. 14- Her cuma günü yetmiş kere “Allahümme agnini bi halalike an haramike ve ekfini bi fadlike ammen sivake.” duasını okumak.

Ömrün uzamasına sebep olan hususlar: 1- Başkalarına devamlı iyilikte bulunmak. 2- İnsanlara eziyet etmeyi terk etmek. 3- Yaşlılara karşı saygılı olmak. 4- Akrabaya karşı iyilikte bulunmak ve onları ziyaret etmek. 5- Zaruret olmadıkça yaş ağaçları kesmekten sakınmak. 6- Abdesti sünnete uygun ve adabı ile almak. 7- Namazları tadil-i erkanına uygun kılmak. 8- Büyük bir saygı ile Kur'an-ı Kerim okumak. 9- Sıhhat kaidelerine riayet ederek kendini zararlı şeylerden korumak.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
Rehber İnsanlar Sayfası