İslam âlimlerinin meşhurlarından ve tasavvuf büyüklerinden olan bu zatın ismi Muhammed bin Sa'id bin Hammad bin Abdullah es-Sanhacî el-Busayrî el-Mısrî'dir. Künyesi Ebu Abdullah, lakabı ise Şerefeddin'dir.
Aslen Mağribli (Kuzey Afrikalı) olan ailesi, dedeleri zamanında Mısır'a yerleşmiştir. Babası Busayrli olduğu için kendisine Busayrî denilmiştir. 608 (m. 1212) senesinde Şevval ayının üçüncü gününe rastlayan Salı günü, Mısır'da Behnesa şehrine bağlı Behşim'de doğmuştur. 695 (m. 1295) senesinde Mısır'ın İskenderiyye şehrinde vefat etmiştir.
İmam-ı Busayrî'nin içinde medfun bulunduğu Mısır İskenderiyye'deki kendi adıyla anılan camii.
Gençlik yılları Delas şehrinde geçti. Buradaki tahsil hayatı ile ilgili bilgi yoktur. Sonra Kahire'ye gidip Abdüzzahir Mescidi'nde derslere katıldı.
İmam-ı Busayrî, Ebü'l-Abbas-ı Mürsî hazretlerinin talebesidir. Ebü'l-Abbas-ı Mürsî de Ebü'l-Hasan-ı Şazilî hazretlerinin talebesidir. İmam-ı Busayrî; hadis ilminde, hattatlıkta ve bilhassa şiirde çok derin bir âlimdi. İfadesi çok tatlı ve derin manalı olup dinleyenler üzerinde çok tesirli olurdu. Mahareti ve metaneti çoktu. Evliyalık yolunda çok yüksek derecelerin sahibiydi. Başta Resulullah Efendimiz olmak üzere bu yolun büyüklerine olan muhabbet ve bağlılığı pek fazlaydı; eserlerini okuyanlar bunu açıkça görmektedirler.
İmam-i Busayrî'nin kabri.
Burada İslâmî ilimlerin yanı sıra dil ve edebiyat, siyer ve tarih okudu. Kendisine hisbe teşkilatında vazife teklif edildi; ancak, “Ben çarşı pazar işlerinden anlamam” diyerek bu teklifi kabul etmedi. Bir müddet vezir Zeyneddin Ya'kub bin Zübeyr'in yanında kaldı. 1261 miladî yılında Bilbis'e gitti ve burada maliye işlerinde muhasiplik ve kâtiplik yaptı. Ancak kısa bir müddet sonra Kahire'ye döndü. Kahire'de küçük çocuklar için bir küttab (ilkokul) açtı. Mahalle semtinde iken bir bacağı kırıldı. İbn-i Ataullah hazretleri ile arkadaşlık yapmıştır. Son olarak İskenderiyye'de sahil kenarında bir cami yaptırmış ve burada vefat etmiştir.
Eserleri: İmam-ı Busayrî'nin eserlerinin tamamı manzum olup çoğu Peygamber Efendimiz hakkında yazılan kasidelerden ibarettir. Edebiyat tarihçileri onun şiirlerinin çağının en üstünü olduğunu belirtmişlerdir. Bu eserler yüzyıllardır severek okunmuş ve talebeler tarafından zevkle ezberlenmiştir. Başlıca eserleri şunlardır:
-
1el-Kevakibü'd-dürriyye fî medhi hayri'l-beriyye (Kaside-i Bürde): Peygamber Efendimiz için yazdığı, dünyada en meşhur ve en çok okunan kasidedir. Felçli iken yazdığı bu kasideyi rüyasında Resulullah Efendimize okumuş ve O'nun mübarek hırkasını (bürde) üzerine örtmesiyle şifa bulmuştur.
-
2el-Kasidetü'l-Hemziyye (el-Minahü'l-ferdiyye): Peygamber Efendimizin hayatını ve mucizelerini anlatan, her beytin sonu "hemze" harfi ile biten çok kıymetli bir eserdir.
-
3el-Kasidetü'l-Müdariyye fî’s-salati alâ hayri'l-beriyye: Salat-ü selam içerikli meşhur bir kasidedir.
-
4Zuhru'l-me'ad: Peygamber Efendimize duyduğu muhabbeti dile getiren bir diğer eseridir.
Eserlerinin bilinenleri şunlardır:
-
1Kaside-i Bürde: Kasidenin asıl adı El-Kevakibü'd-dürriyye fî medhi hayri'l-beriyye'dir. İmam-ı Busayrî'nin felç hastalığına yakalandıktan sonra rüyasında Resulullah Efendimizi görmesi ve O'nun mübarek hırkasını (bürde) üzerine örtmesiyle şifa bulması üzerine bu ismi almıştır.
-
2Divanü'l-Busayrî: Bürde ile Hemziyye kasidesi dışındaki şiirlerini ihtiva eder. 1955'te Kahire'de basılmıştır.
-
3El-Kasidetü'l-Hemziyye: Bürde'den sonra en meşhur eseridir. Diğer adı Ümmü'l-Kura'dır ve 455 beyittir.
-
4Zuhuru'l-mead fî vezni Banet Suad: Ka'b bin Züheyr hazretlerinin meşhur kasidesine nazire olarak yazılmıştır.
-
5El-Muhrec ve'l-merdud ale'n-Nasara ve'l-Yehud: Yahudi ve Hıristiyanlara reddiye olarak yazılan 284 beyitlik manzum bir eserdir.
-
6El-Kasidetü'l-Mudariyye fi's-salatı ala hayri'l-beriyye: Peygamber Efendimize getirilen salavatları içeren meşhur bir kasidedir.
-
7Takdisü'l-Harem min Tednisi'd-darem: Müellifin diğer manzum eserlerinden biridir.
Ayrıca Kasidetü'l-Hamriyye, Et-Tevessül bi'l-Kur'an, El-Kasidetü'l-Yaiyye ve El-Lamiyye gibi daha pek çok kıymetli eseri bulunmaktadır.
Busayrî Camiinin minber ve mihrabı (sağda) ve İmam-ı Busayrî'nin kabri üzerine yazılan meşhur kasidesinden bir beyit (solda).
.
İmam-ı Busayrî'nin meşhur kasidesi Bürde'nin Melik Suud Üniversitesi kütüphanesi Yazma Eserler Bölümü No: 6805 numarada kayıtlı el yazmasının ilk iki sayfası (sağda) ve matbu nüshasının ilk sayfası (solda)
Busayrî'nin Peygamberimizin üstünlüğünü anlatan, O'nu öven en kıymetli ve en meşhur kasidesi Kaside-i Bürde'dir. Bu kasidesini yazdıktan sonra daha çok meşhur olup bütün âlimlerin ve evliyanın sevgisine, iltifatına kavuşmuştur. Bu kasidenin yazılmasına sebep olan hadise şöyle anlatılmaktadır:
İmam-ı Busayrî hazretlerine, ömrünün sonuna doğru felç hastalığı geldiğinden bedeninin yarısı hareketsiz kaldı. Allahü tealaya, hastalığına şifa vermesi için Resulullah'ı vesile edip çok dua eyledi. İnsanların en üstünü olan Peygamberimizi öven meşhur kasidesini hazırladı. Rüyada Resulullah'a okudu. Resulullah Efendimiz kasideyi çok beğendiler, hoşlarına gitti. Bunun üzerine, üzerlerinde bulunan mübarek hırkasını çıkarıp İmam-ı Busayrî'ye giydirdiler. Bedeninin felçli olan yerlerini mübarek eli ile sığadılar. Uyanınca, vücudu sıhhate kavuşmuş idi. Ayrıca Peygamber Efendimizin rüyada üzerine örttüğü (giydirdiği) hırka-i saadet de üzerinde idi. Bunun için bu kasideye Kaside-i Bürde denildi. Bürde; hırka, palto demektir.
İmam-ı Busayrî sevinerek sabah namazına giderken, yolda evliyadan salah ve züht sahibi bir zata rastladı. O zat İmam'a; “Ey Busayrî, kasideni dinlemek isterim” dedi. İmam; “Benim kasidelerim çoktur, hepsini herkes bilir” dedi. O zat; “Kimsenin bilmediği, bu gece Resulullah'a okuduğunu istiyorum” deyince; “Bunu hiç kimseye söylemedim, nereden anladın?” dedi. O zat da İmam'ın rüyasını olduğu gibi haber verdi.
O zamanın veziri Behaeddin bu kasideyi işitince hepsini okutup saygı ile ayakta dinledi. Hastalara okununca iyi oldukları; okunan yerlerin dertlerden, belalardan emin oldukları görüldü. Faydalanmak için tam bir itikat ve halis niyet ile okumak lazımdır.
KASİDE-İ BÜRDE'DEN SEÇMELER
Selem ağaçlarının bulunduğu yerdeki,
Peygamber, dostlarını yâd mı ağlatan seni?
Gözlerine ne oldu, dur dedikçe akmakta?
Kendine gel dedikçe, kalbin coşup yanmakta?
………………………………
Hazreti Muhammed'in, kerem yağmurlarından,
Bir damla almak ister, bilcümle peygamberan.
Hudutsuzdur zatının fazilet ve kemali,
Mümkün değil anlatmak, dil ile kemalini.
Mübarek isimleri anıldığı zamanda,
Hep çürümüş kemikler dirilirdi bir anda.
Hakiki değerini, anlatmaktan âciziz,
Bu yönüyle övmekten, yeğdir sükut etmemiz.
…………………………….
Mübarek bedenini kucaklayan toprağın,
Kokusu misk-ü amber gibi hoştur, inanın.
…………………………….
Peygamber Efendimiz, güneş gibidir bilin,
O'ndan ziya bulmakta nücum-ı resullerin.
Latif yaratılmıştır, gül ve çiçek misali,
Parlak ve şereflidir, Ay'ın ondördü gibi.
Arap olan olmayan, bilcümle insanların,
Efendisidir hem de, yüzü suyudur cihanın.
Kötülüğü yasaklar, emreder iyiliği,
Bir ilahî emirdir, emir ve nehyleri.
O Server, Rabbimizin öyle bir kuludur ki,
Her tehlike anında, umulur şefaati.
Medine rüzgârı mı, söyle seni ağlatan?
Gece çakan şimşek mi yoksa İdem Dağı'ndan?
Zahirî ve batınî, ruhanî ve cismanî,
Varlıkların hepsinden O'dur Hakk'a sevgili.
Eğer Resulullah'ın cümle mucizeleri,
Büyüklüğünü dile getirebilse idi.
Takatimiz üstünde, bize yük yüklemedi,
Baş ve göz üzeredir, emir ve nehyleri.
Ne mutlu o toprağı, koklayıp öpenlere,
O mübarek kokuyu sîneye çekenlere.
Allah O'nu ahlâkta, tezyin edip yarattı,
Güzel huy, güler yüzle, bezemiştir zatını.
Himmetli ve gayretli o Nebi zaman kadar,
O'nun cömertliğinde, damladır okyanuslar.
O öyle bir Resul ki, Allah'a ibadete,
Çağırır insanları, O'na uyun elbette.
………………………..
İlahî izin ver de âl ve Eshabına da,
Onlara tâbi olan, ehl-i takvalara da.
Ya Rab! Saba rüzgârı, esip esip durdukça,
Ban ağacı dalları, sabayla sallandıkça,
Fahr-i kâinat ile hem âl ve Eshabına,
Gönder rahmet bulutu, tâbi olanlarına.
Hiç kopmayan sağlam bir ipe yapışmış gibi,
Emniyette hisseder, rahat bulur kendini.
Rahmet bulutlarının, akması daim olsun,
Halim ve kerim kullar, rahmetine kavuşsun.
Kervanbaşı o tatlı, tatlı nağmeleriyle,
Develerini aşka getirdiği müddetçe,
Kaside-i Bürde, on kısımdır:
Birinci kısım, Resulullah'a olan sevginin kıymetini bildirmektedir. İkinci kısım, insanın nefsinin kötülüğünü anlatmaktadır. Üçüncü kısım, Resulullah'ı övmektedir. Dördüncü kısım, Resulullah'ın dünyayı teşrifini anlatmaktadır. Beşinci kısım, Resulullah'ın dualarının hemen kabul olduğunu bildirmektedir. Altıncı kısımda Kur'an-ı Kerim övülmektedir. Yedinci kısım, Resulullah'ın miracındaki incelikleri bildirmektedir. Sekizinci kısım, Resulullah'ın cihatlarını anlatmaktadır. Dokuzuncu kısım, Allahü tealadan af ve mağfiret, Resulullah'tan şefaat istemektedir. Onuncu kısım, Resulullah'ın, derecesinin yüksekliği bildirilmektedir.
Bu kasideye, El-Kevakibü'd-düriyye fî medh-i hayrü'l-beriyye ismi verilmiş, fakat Kaside-i Busayrî'nin Bürde kasidesine bir çok şerh yazılmıştır. Bunlardan Osmanlı âlimlerinden Harputlu Ömer bin Ahmed'in yazdığı Asidetü'ş-şühde adlı şerhin iç kapak sayfası. Kenarında yine Osmanlı âlimlerinden Şeyhzade'nin şerhi vardır (solda). Bu iki şerhin ilk sayfası (ortada) ve İbnü'l-Haim'in Bürde'ye yaptığı Tahmis'in ilk sayfası (sağda). Bu Tahmis de Melik Suud Üniversitesi No: 811'de kayıtlıdır.
İmam-ı Busayrî'nin şiirlerini ihtiva eden Divan'ının iç kapak sayfası (sağda) Kaside-i Hemziyye'sinin ilk sayfası (ortada) Kasidetü'l-Mısriyye'sinin ilk sayfası (solda).
Bürde ismiyle meşhur olmuştur. Çeşitli dillerde doksandan fazla şerhleri olan Kaside-i Bürde'ye, Kaside-i Bür'e (Şifa kasidesi) diyenler de olmuştur. Eshab-ı Kiram'dan Ka'b bin Züheyr'in yazdığı ve Peygamber Efendimize okuduğu “Banet Suad” diye başlayan kasideye de Kaside-i Bürde denilmiştir.