Ensar-ı kiramın büyüklerinden. Babası da Müslüman olup künyesi Ebu Abdullah veya Ebu Abdurrahman'dır. Annesinin ismi Enise binti Aneme'dir. (m. 607) yılında Medine'de doğmuş olup, 78 (m. 697) yılında Medine'de vefat etmiştir. Cenaze namazını Hazreti Osman'ın Medine valisi bulunan oğlu Eban kıldırmıştır.
Cabir bin Abdullah'ın babası Abdullah bin Amr, ikinci Akabe biatında İslamiyet'i kabul etmiş ve Resul-i Ekrem tarafından Benî Hasan'a nakib olarak tayin edilmişti. Bu sıralarda Cabir genç bir delikanlı idi. Akabe'de babası ile beraber bulunmuştu. Yedi kız kardeşi olup, erkek kardeşi yoktu. Ümmü Mabed, kız kardeşlerinin en üstünü idi. Cabir'in babası, Uhud Gazası'nda şehit olunca, Amr bin Hasanoğullarının reisi olmuştu. Kendilerine mahsus Aynü'l-Ezrak taraflarında bir çeşmeleri vardı. O devirlerde çeşme veya kuyusu olanlar, diğer halkı bundan para ile istifade ettirirlerdi. Bu çeşme Hazreti Muaviye zamanında Medine Valisi Mervan bin Hakem tarafından istimlak edilerek halkın istifadesine sunuldu.
Cabir bin Abdullah'ın Bedir ve Uhud gazalarına iştirak ettiği rivayeti varsa da doğru olanı iştirak etmediğidir. Çünkü yedi kız kardeşine bakacak kimseleri de yoktu. Babası, kızlarının kimsesiz kalmaması için oğlunun harbe iştirak etmemesini arzu ederek; “Oğlum, şu kızların kimsesiz kalmalarını düşünmesem, senin gözümün önünde şehit olmanı isterdim.” demiştir. Babasının şehadetini şöyle anlatır:
“Babam, Uhud'da şehit olmuştu. Kız kardeşim bana bir deve vererek; ‘Git, babamızı bu devenin üzerinde taşı. Onu Selemeoğullarının kabristanına göm.’ dedi. Ben de deveyi alarak harp meydanına gittim, yanımda birkaç kişi daha vardı. Resul-i Ekrem, babamı harp yerinden alarak aile kabristanına götürmek istediğimi anladılar. O sıralarda Resul-i Ekrem Uhud'da bulunuyorlardı. Beni huzurlarına çağırdılar ve; ‘Nefsim yed-i kudretinde olan Allahü tealaya yemin ederim ki; Abdullah da arkadaşları ile gömülecektir.’ buyurdular. Resul-i Ekrem'in bu sözü üzerine ben de babamı taşımaktan vazgeçtim. Onu Uhud şehitleri ile birlikte gömdük.”
Cabir'in babası Uhud'da şehit olunca, kardeşleri kimsesiz kaldı. Bunun üzerine dul bir kadın olan Süheyl binti Mes'ud ile evlendi. Yedi kız kardeşine bakabilmek için böyle dul birini tercih etmişti. Resulullah bunu duyunca “İsabet ettin.” buyurmuştur.
Hazreti Cabir'in babası şehit olduğu zaman bir hayli borcu vardı. Bu borçların mühim kısmı, etrafta oturan Yahudilere idi. Babasının şehadetinden sonra alacaklılar, Cabir'i sıkıştırarak alacaklarını istemişlerdi. Fakat Cabir bin Abdullah'ın elindeki malları borcunu ödeyecek miktarda değildi. Küçük bir hurma bahçesinden başka bir şeyinin olmadığını, borcunun bir kısmını gelecek seneye tehirini istedi. Fakat alacaklıları kabul etmedi. Çok zor durumda kalan Cabir bin Abdullah, halini insanların en merhametlisi olan peygamberine arz etti. Resul-i Ekrem hurmaları toplamasını ve kendilerine haber vermelerini buyurdular. Resul-i Ekrem Cabir bin Abdullah'ın evine gittiklerinde; “Alacaklıları çağırın.” diye buyurdular. Alacaklılar geldi; hepsine haklarını verdikten sonra bir miktar hurma yine Cabir bin Abdullah'a kaldı. Peygamberimiz mucizeyi Eshab-ı Kiram'a anlatmasını Cabir bin Abdullah'a emir buyurdu.
Hendek Gazası'nda, Resul-i Ekrem Efendimizin maiyetinde bulunan Cabir bin Abdullah o günleri şöyle anlatır: “Hendek muharebesinde Resul-i Ekrem ile eshabı üç gün ağızlarına bir lokma koymamışlardı. Bu sırada Resul-i Ekrem'e dikkat ettim, mübarek karınlarına taş bağlamışlardı. Hendek kazmakla meşgul olan Eshab, bir taş parçasını kıramadıklarını Peygamber Efendimize haber verdiler. Peygamber Efendimiz onlara; ‘Siz bu kaya parçasının üstüne biraz su serpiniz.’ buyurmuştu. Sonra külüngü almış ve kayaya üç defa vurmuşlar; her vuruşlarında kuvvetli bir ateş çıkmış, Yemen, İstanbul, Faris illeri görünmüştü. Bunun hikmeti sorulduğu zaman Peygamberimiz; buraların Müslümanlar tarafından fethedileceğini buyurmuştu.”
İstanbul Ayvansaray'da Atik Mustafa Paşa Camii, içinde Cabir bin Abdullah'ın kabri bulunduğu inancından dolayı Hazreti Cabir Camii adıyla da bilinmektedir.
Cabir bin Abdullah hazretlerinin İstanbul'da Atik Mustafa Paşa Camii içinde bulunan makamı.
Şanlıurfa ili Harran ilçesine 20 km uzaklıktaki Cabir el-Ensar (Yardımcı) Köyü'nde Cabir bin Abdullah (Cabir el-Ensari) Camii. Caminin doğu tarafında Cabir bin Abdullah hazretlerinin makamı bulunmaktadır.
İşte bu sıkıntılı ve ızdıraplı günlerden birinde, Hazreti Cabir'in evinde bir miktar arpa ile bir oğlak vardı. Hanımıyla konuşarak onları Resul Aleyhisselam ve beraberindeki birkaç Eshaba ikram etmeye karar verdiler. Zaten fazla kimseye yetecek kadar değildi. Cabir, Resul Aleyhisselam'a gelerek; “Biraz yemeğim var, siz ve birkaç kişi buyurun.” dedi. Resul Aleyhisselam; “Peki, hanımına söyle, ben gelinceye kadar yemeği ocaktan indirmesin, arpa ekmeğini de tandırdan çıkarmasın.” buyurdu. Hazreti Cabir hendek mahallinden ayrılıp evine döndü. Biraz sonra Peygamberimiz, bütün hendek ahalisini Cabir'in davetine çağırmışlardı. Yüzlerce Sahabi bu davete icabet ederek onun evine geldiler. Cabir gelenleri görüp, bir yemeğe bir gelenlere bakarak mahcubiyetinden ne yapacağını şaşırmıştı. Sonra Resulullah geldi ve yemeği ortaya koymalarını emretti. Yemeği dağıtmaya başladılar. Gelenlerin hepsi yediği halde yemek yine bitmemişti.
Hazreti Cabir yakışıklı, sevimli, güzel ahlâklı, sünnet-i seniyyeye uymakta çok gayretli; merhametli, nazik, gönül alıcı muhterem birisiydi. Hazreti Cabir'in evi Mescid-i Nebi'den bir mil (2 kilometre) uzak olmasına rağmen her namazı Peygamber Efendimizle, Mescid-i Nebi'ye gelerek kılar idi. Hakkı söylemede adaletten ayrılmaz, emr-i maruf ve nehy-i münkeri bildirmede çok gayret gösteririrdi. Resul-i Ekrem'in nasıl namaz kıldığını görmek isteyen ona gelir, Cabir de onlara tarif ederdi. Peygamberimizin iltifat ve ilgisine mazhar olanlardandı. Bir defasında Peygamberimiz onu devesinin arkasına bindirmiş, hastalandığında ziyaretine gitmiş, babasının şehit olmasına üzüldüğünü görünce, babasının Hak tealanın iltifatına kavuştuğunu haber vererek teselli etmiştir.
Hazreti Cabir Biat-ı Rıdvan'da bulunmuştur. Peygamberimizin Biat-ı Rıdvan'da bulunanlara hitaben; “Bugün sizler yeryüzünün en hayırlı insanlarısınız.” buyurduğunu Hazreti Cabir rivayet etmiştir. Hazreti Cabir buyurdu ki: “Resul-i Ekrem Mekke'de on sene kalarak herkesin toplandığı Ukaz ve Mecenne gibi panayırlarda ve Mina dağına çıkarak halka hitaben; ‘Rabbimin risaletini tebliğ için bana kim yardım ederse, Cennet'i kazanır.’ derdi. Fakat Ebu Cehl, Ebu Leheb gibi kafirler ‘Bizi bunun için mi çağırdın; sakın inanmayın.’ diyerek insanları aldatırlardı. Nihayet biz Yesrib'den (Medine'den) gelerek Resul-i Ekrem'i bulup, Ona inanmış olarak yardım ederdik. Gelen Müslümanlara Resul-i Ekrem Kur'an-ı Kerim okurdu. Onlar da döndüklerinde ailelerine İslamiyet'i tebliğ eder, onların iman ile şereflenmelerini sağlarlardı. Gönülleri iman ile dolu olan, Peygamberimizi her şeyden çok seven Müslümanlar toplanarak; ‘Resul-i Ekrem'e müşrikler tarafından hakaret, eziyet edilmesine ne zamana kadar müsaade edeceğiz?’ dediler. Bunun üzerine içimizden 70 kişi hac mevsiminde Medine'den hareket ederek Resul-i Ekrem'i bulduk. Resul-i Ekrem ile Akabe'de mülakat etmek üzere anlaştık. Birer, ikişer o mevkide toplandık. Resul-i Ekrem'e; ‘Size biat edeceğiz.’ dedik. Resul-i Ekrem; ‘Bana iyi ve fena zamanlarda itaat etmek, darlık ve bolluk zamanında infak etmek, emr-i bilmaruf ve nehy-i ani'l-münkerer riayet etmek, her sözü Allahü teala için söyleyerek, bu yolda bir şeyden korkmamak bana yardım etmek, canlarınızı, mallarınızı, çocuklarınızı her neden koruyorsanız beni de öyle korumak üzere biat ediniz, mükafatınız Cennet'tir.’ buyurdu.”
Cabir bin Abdullah hazretlerinin Irak Medayin'deki makamı.
Resulullah sözlerini bitirdikten sonra kalkıp ona biat ettik. Bizzat Resulullah'tan ilim öğrenmiş, sonra Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Ebu Ubeyde, Talha, Muaz bin Cebel, Ammar'dan öğrenmeye devam etmiştir. Sonra ilim neşretmeye başlamıştır. Mekke, Yemen, Kufe, Basra, Mısır'dan onun derslerini dinlemeye gelenler de bulunurdu. Bunlar hadis, tefsir, fıkıh ilimlerini tahsil ederlerdi. Bütün ömrünü Resulullah'ın hadis-i şeriflerini neşretmeye vakfetmiş, çok hadis-i şerif rivayet etmiştir. Kendisinden Ata bin Ebî Rebah, Mücahid bin Cebr, Ebu Süfyan, Talha bin Nafi, Sa'id bin Müseyyeb, Vehb bin Keysan, Şa'bî, Ka'b bin Malik gibi Tabiîn'in büyükleri rivayette bulunmuşlardır. Toplam 1.540 hadis-i şerif bildirmiştir. Bunlardan 210 hadis-i şerif, Sahih-i Buharî ve Sahih-i Müslim'de mevcuttur. Bunların 68'i her ikisinde, 26'sı yalnız Buharî'de, 126'sı da yalnız Müslim'de yer almaktadır. Rivayetleri son derece sağlam ve ihtiyatlıdır. Tabiîn'in her tabakası onun ilminden istifade etmiştir. Cabir bin Abdullah hazretleri sahabenin en büyük fıkıh âlimlerinden idi. Daha Resulullah'ın sağlığında sorulan suallere cevap verir, müftilik yapardı. Bu onun fıkıh ilmindeki yüksekliğine en büyük delildir. Hacca dair rivayetleri Kitabu'l-Mensek adıyla toplanmıştır. Ayrıca talebelerinden Süleyman bin Kays, Hazreti Cabir'den bir sayfa yazıp rivayet ettiği de kaydedilmektedir.
Cabir hazretleri tefsir ilminde de Eshab-ı Kiram'ın ileri gelenlerinden idi. Ayetlerin nüzul (iniş) sebeplerini bilmek ve belagatı hususunda Eshab-ı Kiram'ın önde gelenlerindendi. Tefsirine örnek: “Tezekki eden muhakkak kurtulmuştur.” ayet-i kerimesindeki Tezekkiyi şöyle tefsir etmiştir: “Allahü tealadan başka ilah olmadığına, benzeri, eşi, ortağı olmadığına, Hazreti Muhammed'in hak peygamber olduğuna şehadet etmektir.”
Bizzat Peygamber Efendimizden işiterek rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır: “Resulullah, birinin evi önünde nehir olsa, her gün beş kere bu nehirde yıkansa üzerinde kir kalır mı?” diye sordu. Eshab-ı Kiram; “Hayır ya Resulallah.” dedi. Resulullah; “İşte, beş vakit namazı kılanların da böyle küçük günahları affolur.” dedi.
Cabir bin Abdullah'ın rivayet ettiği namaz kılmanın fazileti hakkındaki hadis-i şerif yazılı levha. Aynı hadis-i şerifi Ebu Hüreyre hazretleri de rivayet etmiştir.
“Allahü teala benim ümmetime Ramazan-ı şerifte beş şeyi ihsan eder ki, bunları hiçbir peygambere vermemiştir: 1- Ramazanın birinci gecesi, Allahü teala müminlere rahmet eder. Rahmetle baktığı kuluna hiç azap etmez. 2- İftar zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü tealaya her kokudan daha güzel gelir. 3- Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde oruç tutanların affolması için dua eder. 4- Allahü teala, oruç tutanlara ahirette vermek için Ramazan-ı şerifte Cennet'te yer tayin eder. 5- Ramazan-ı şerifin son günü, oruç tutan müminlerin hepsini affeder.” buyurdu.
Medine'de mescitte dikili bir odun vardı. Peygamber Efendimiz hutbe okurken bu direğe dayanırdı. Minber yapılınca direğin yanına gitmedi. Odundan gelen ağlama seslerini bütün cemaat işittiler. Peygamberimiz minberden inip direğe sarıldı. Ağlama sesi kesildi. “Eğer sarılmasaydım benim ayrılığımdan kıyamete kadar ağlayacaktı.”
“Paranız ile önce kendi ihtiyaçlarınızı alın, artarsa çoluk çocuğunuzun ihtiyaçlarına sarf edin. Bundan da artarsa akrabanıza yardım edin.”