ÇALEKLİ DURSUN EFENDİ

Dursun Nuri Fevzi Güven Son devir hadis, kelam ve fıkıh âlimi.
A- A+

Son devir hadis, kelam ve fıkıh âlimi. Dursun Nuri Fevzi Güven, Of'un Çalek köyünde 1300 (m. 1883) senesinde dünyaya geldi. 7 Rebiulevvel 1397 (m. 27 Şubat 1977) tarihinde köyünde vefat etti. Van'dan göç edip Trabzon'un Of kazasına bağlı Büyükköy'e yerleşen ve Güveli lakabıyla anılan Abdülaziz Efendi'nin torunlarından Yakup Efendi'nin oğludur. Doğum yerine nispetle Çalekli Dursun Efendi olarak tanınır.

Hafızlık çalışmaya başladığı yedi yaşında babasını kaybetti. Dokuz yaşında iken Hemşinli Ahmed Efendi'nin yanında hafızlığını bitirdi. Hayrat Hanlut (Dağönü) köyünden olan Karakaş Ahmed Efendi'den onun köyündeki medresesinde Arapça öğrenmeye başladı. Hocasının 1903 yılında vefatı üzerine Çaykara'nın Akdoğan köyüne giderek Tayyib Zühdü Efendi'nin talebesi oldu. Bu sırada annesi vefat ettiğinden tahsiline ara verdi. Bir müddet sonra hocası Çalek (Sıraağaç) köyüne gelince tahsiline kendi köyünde devam etti. Tayyib Zühdü Efendi'nin birkaç yıl sonra Çaykara'ya dönmesi üzerine İstanbul'a gitti. Bazı medreselerde kısa zaman devam etti. Daha sonra tekrar memleketine dönerek eski hocası Tayyib Zühdü Efendi'den tahsilini tamamladı. Hocasının kardeşi Velizade Hasan Hilmi Efendi'den Feraiz ilmini öğrenip icazet aldıktan sonra İstanbul'a döndü.

Son devir âlimlerinden Çalekli Dursun Efendi. Çalekli Dursun Efendi'nin uzun yıllar ders verdiği Çalek'teki medresesi.

Fatih Darü'l-Hilafet-i Aliyye Medresesi'ne giderek Medrese-i Sahn'ı bitirdi. Buradaki hocaları arasında meşhur Oflu Mehmed Emin Efendi ve padişahın huzur hocalarından Mahmud Kamil Efendi de vardır. Çocuklarına bu hocasının Fatih camisindeki mezarı başında her hafta Cuma günleri Yasin okumasını vasiyet etmiştir. Başka bir Oflu hocası da Yusuf Şevki Efendidir. Memleketi Çaykara'da talebelik yaparken Gümüşhanevî Ahmed Efendi'nin halifelerinden Hacı Ferşad Efendi, bir gün, “Bana Ya'kub'un uşağı Molla Dursun'u çağırın.” deyip onu okutarak daha sonradan tarikatına aldığı rivayet olunur. Ayrıca Vizena Ahmed Efendi'den de feyz aldı. Her ikisinden de hilafet ihraz etti. 1957 yılında İstanbul'da Ali Haydar Efendi'den de hilafet aldı.

Çalekli Dursun Efendi, Süleymaniye Medresesinde tahsil gördü. Burada ilk yıl Tarih-i Edyan'dan 10, Felsefe-i İslamiye'den 10, Hikmet-i İlahiye'den 7, Kelam'dan 9, İlm-i Nefs'ten 8, Felsefe-i Umumiye'den 9, Mantık'tan 8 ve Tasavvuf'tan 8 gibi sınıfının en yüksek notlarını alanlardan oldu. Aynı muvaffakiyeti ikinci sınıfta da tekrarladı. Burada da yukarda ifade olunan sekiz dersten 68, üçüncü sınıfta ise aynı sekizden toplam 74 gibi en yüksek notlardan birini alarak 17 Nisan 1922 tarihinde mezun oldu.

Dursun Efendi, evvela Meşihat dairesine intisap etti. İlk maaşı 400 kuruş idi. Sonra alay imamlığı yaptı. Ardından Medresetü'l-Kudat'tan da mezun oldu. Karadeniz havalisindeki medreselerin müfettişliğine tayin edildi. 23 Ekim 1923'te beldenin ileri gelen âlimlerinin de görüşlerine tercüman olmak amacıyla Sebilü'r-Reşad mecmuasına gönderdiği bir yazıda özetle şu hususlara değindi:

“Türklerin en hususî emelleri vatanları ile beraber dinlerinin de muhafazasıdır. Türkler İslamiyeti kabul ettikten sonra, bütün ictimai düşünceleri İslamiyetle yoğrulmuştur. O derece ki, Türk demek İslam demek olmuştur. Binaenaleyh Türkleri İslamiyetten ayırmak imkansızdır. İstiklal Harbinden önce milliyet ve mevcudiyetlerini kaybetmiş bir takım şahsiyetler memleketin birliğini, içtimaî esaslarını bozacak cereyanlar meydana getirmeye çalışmışlardı. Büyük bir üzüntü ile görüyoruz ki, bu şahsiyetler bugün de faaliyetlerine hız vermektedirler. Halkın dinî esaslarını ve millî ananelerini oyuncak sayan bu adamlar, gürültü ile bütün Türk halkını milliyetsiz, ananesiz, dinsiz insan kümesi yapmak kolay bir iş midir sanıyorlar? Millî Hukukumuz olan fıkhımızın millî ahlâk ve ictimaiyatımızın yerine Batının bozulmuş, kokuşmuş şeylerini getirmek isteyen bu kör taklidcilerin sözlerini gazete sütunlarında gördükçe bunların Türk olduğuna bir türlü inanamıyoruz. Türkler nasıl Batının fuhşa bulaşmış ahlâk ve içtimaiyatını kabul eder? Batının sanayiini, iktisadiyatını alacağız, ziraat ve ticareti ile rekabet edeceğiz. Fakat hiç bir zaman varlığımızı ahlâk anlayışımızı Batıya feda etmeyeceğiz.”

1924'te medreselerin kapatılmasının ardından Of'ta açılan İmam-Hatip Mektebi'nde müdürlük yaptı. İki yıl sonra bu vazifeden ayrılarak Havza'nın dağ köylerinden birine yerleşti. Siyasî gerginliğin azalması ve bazı af kanunlarının çıkmasının ardından, 1933 yılından sonra, tekrar Karadeniz havalisini dolaşarak Trabzon, Giresun, Ordu ve Samsun'da vaazlar verdi. 1938 yılında köyüne dönerek Trabzon Hayrat kazası Hundez (Güneşli) köyünde Çaykaralı Tahir Efendi'ye ait medresede gayri resmî olarak İslami ilimleri okutmaya başladı. Arapça yazdığı bazı risalelerini de neşretmek maksadıyla 1950 yılında hacca gitti. Ancak kitaplarını neşretme imkanı bulamadığı gibi, yolculuk esnasında bunlardan bir kısmını kaybetti. Çok sayıda talebe yetiştirdi. Bunlar arasında Mahmud Ustaosmanoğlu, Mehmed Rüşdü Aşıkkutlu gibi tanınmış şahsiyetler vardır. Bunların yanı sıra Remzi Yavuz, Osman Niyazi Atay, Hüseyin Hatipoğlu, Hüsnü Lostar, Kamil Küçük, Hasan Rami Yavuz da talebeleri arasında bulunmaktadır.

Çalekli Dursun Efendi'nin bir süre ders verdiği Hanlut Köyü Camiindeki odası. Çalekli Dursun Efendi köylülerle beraber (sağda) ve icazet merasiminde konuşma yaparken (solda). Çalekli Dursun Efendi'nin icazetnamesinin ilk iki sayfası.

Hasan Fehmi Akçe anlatıyor: 1947 yılında dedemle birlikte Mehmed Rüşdü Aşıkkutlu Efendi'nin yanına gittim. Hocası olan Hacı Dursun Feyzi Güven Efendi de oradaydı. Dursun Efendi, dedem Mehmed Çavuş'a hitaben: “Biraz eksikliklerim var. Mehmed Rüşdü Efendi'den onları telafi edeceğim” dedi. Mehmed Efendi güldü. “Hayır, benim eksiklerim var onları tamamlayacağım” dedi. Dursun Efendi tekrar, “İkimiz birbirimizi tamamlayacağız” dedi. Hacı Dursun Efendi, her Cuma sabahı Hanlut köyünün bir mahallesi olan Varhali mahallesinde Karakaş Mehmed Efendi'nin mezarını ziyaret ederdi.

Talebelerinden Ali Sabit Salihoğlu anlattı: “Birkaç arkadaş ile Hoca efendinin Çalek köyünde bulunan evinin ikinci katındaki misafir odasında kendisini ziyarete gitmiştik. Hoca efendi henüz misafir odasında değildi. Birden bir sarsıntı hissettik. Deprem oluyor diye heyecanlandık. O esnada odada bulunan Hoca efendinin oğlu Süleyman Efendi, “heyecanlanmayın. Heyecanlanacak bir şey yok. Babam şu anda alt kattaki odasında zikir ediyor. Yaptığı zikir esnasında ev her zaman zelzele oluyormuş gibi sallanır, bu geceye mahsus bir hadise değildir” diyerek bizi teskin etti.”

Dursun Efendi, 1940'lı senelerde çok büyük mahrumiyetler içinde Gülderen köyünün yukarı kısmı Humruk mahallesi, Hundez köyü ve Harvel (Kireçli) köyünde küçük kız ve erkek çocuklarla (iki yüzden fazla) gece gündüz demeden uğraşırdı. Akşam ile yatsı arası köy cemaatına kıraat ve kısa sürelerin ezberlenmesi ve namazın şeklini tâlim ederdi. Yatsı namazından sonra gece saat on ikiye kadar üç-dört ilim talebesine derslerini tekrarlatırdı. Zamanla ilim talebelerinin sayısı arttı. Bunlar havalide imam, vaiz ve müftü olarak hizmet etmeye başladı. Böylece Dursun Efendi'nin yakacak, gazyağı ve yiyecek olmayan bir zamanda ektiği tohumlar yeşererek semere verdi.

Çalekli Dursun Efendi'nin Çalek'teki kabri.

Hopşeralı Hasan Efendi, Çalekli Dursun Efendi'yi iki katlı bir ev yaptırmakta olduğunu görünce ona maniyle takıldı. Dedi ki:

“Çalek'in müderrisi Oldu dünya herisi İki kat bina yapmaz Peygamberler varisi.”

Buna üzülen Dursun Efendi, dünya hırsı taşımadığını ve yaptığı bu iki katlı evin aslında kendisi için değil de buraya okumaya gelecek talebeler için olduğunu söyleyince, Hopşeralı Hasan Efendi, “Ha, o zaman caizdir.” diye cevap verdi. Dursun Efendi de zaman zaman şiirle nasihat ederdi:

“Günümüz âlimleri Yediler alemleri Kesb, bu kazanç gördükçe Kan akıttı kalemleri”

Çalekli Dursun Efendi, bir Ramazan ayında imamlık yapmak ve bol kazanç elde etmek için bir molla arkadaşıyla beraber Rusya'ya gider. O zamanlar Rusya'da Müslüman köyler imamları olmadıkları için Ramazan ayında gelen imamlara iyi para veriyorlardı. Tam bir köye giderek köylülerle anlaştıkları sırada, harb çıktığını ve sınırların kapatılacağını, Rus tarafında kalanların esir olacağı işitildi. Bunun üzerine hemen geri dönmeye çalıştılar. Ancak ellerinde hiç para kalmadı. Dönüşte Batum'a geldiklerinde hem aç hem de parasızdılar. Bir yerde gürültü duyarak, gidip baktılar. Bir düğünde, güreş tertiplenmiş, iri yarı bir Rus, önüne geleni yeniyor ve kendisini yenecek olan aya daha çok para vaat ediyordu. Artık, Rus'a karşı kimse çıkamaz olmuştu. Dursun Efendi, Rus'un karşısına çıktı. Halbuki kaç zamandır aç ve çelimsiz idi. Güreşçi de değildi. Rus'un yanına gitti ve teklifi kabul etti. Rus onu küçümseyip “Yahu sen güreş bilmezsin, git işine” dediyse de dinlemedi. Sonunda meydanda kapıştılar. Rus, Dursun Efendi'nin belini sardı. Dursun Efendi, kıpırdayamaz hâle geldi, nefesi kesildi. Sonra bir silkelenip Rus'u yere vurdu. Rus yere serilip, bir taraftan da yellenince herkes güldü. Rus, “Bu molla işi değil, Allah'ının işi” dedi. Dursun Efendi de “Evet, parasızdım; sen belimi kavrayınca dua ettim. Allah'ım beni Rus'a yendirme, dedim” dedi. Parasını aldı ve sınırdan içeri girdiler. Kısa zaman sonra da sınırlar kapatıldı.

Üç hanımından on çocuğu olan Hacı Dursun Efendi, 22 Şubat 1977 tarihinde Of'taki köyünde vefat etti. Mezarı köyündedir. Karadeniz bölgesinde Çalekli Dursun Efendi diye meşhur oldu. Çalekli Dursun Efendi'nin kabir taşı (eski). Havalide ehl-i sünnet itikadını yaymak için büyük bir gayretle çalıştı. Hacı Dursun Efendi'nin tesirleri o havalide hâlâ devam etmektedir.

Eserleri: 1- Muhtaru'l-Ehadisi'n-Nebeviyye'nin 1. cildi tercümesi (İstanbul 1964); 2- Tevhit ve İşrak (İstanbul 1920); 3- Ahlak ve İnanç Öğütleri (Giresun 1956); 4- Muhtaru'l-Ehadis, 1, 2 ve 3. cilt tercümeleri bir arada. 5- Ahiret hakikatleri ve Dirilmek Hikmetleri (manzum, Trabzon 1970); 6- Münkızü'l-Felasife ve Muzhirü'l-Hakika (Mekke 1949).

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları