Osmanlı Devleti'nin beşinci sultanı. İsmi, Mehmed bin Bayezid bin Murad'dır. Doğum senesini ekseri tarihçiler 788 (m. 1386) olarak kaydetmektedirler. Babası, Sultan Yıldırım Bayezid Han, annesi ise Germiyanoğlu Süleyman Şah'ın kızı Devlet Hatun'dur.
Çelebi Mehmed, bütün şehzadeler gibi devrinin en gözde âlimlerinin elinde yetişti. Şemseddin ibni Cezerî'nin oğlu Ahmed bin Muhammed Cezerî'den Arapça ile kıraat ilimlerini; Sofu Bayezid namıyla meşhur olan İmamüddin Ali Çelebi'den diğer aklî ve naklî ilimleri öğrendi. Bursa kadısı Bedreddin Koca Mahmud Çelebi ve Molla Fenarî'den Hanefî mezhebi fıkıh bilgilerini öğrenen Çelebi Mehmed, eniştesi Emir Sultan'dan da feyiz aldı.
Sivas ve havalisinin hükümdarı olan Kadı Burhaneddin'in 783 (m. 1381) senesinde rakibi Amasya emiri Hacı Şadgeldi Paşa'yı ortadan kaldırmasından sonra başlayan savaş uzun sürdü. Şadgeldi Paşa'nın oğlu Emir Ahmed, uzun süre Amasya'yı müdafaa etti. 797 (m. 1391)'de Yıldırım Bayezid Han'ın Canik ve havalisindeki bölgeleri ele geçirmesi üzerine, Amasya emiri Ahmed, başka yerde sancak verilmek şartıyla, Amasya'yı Osmanlı hükümdarına teklif etti. Bunun üzerine Sultan, oğlu Şehzade Mehmed'i otuz bin kişilik bir orduya kumandan tayin ederek Amasya üzerine gönderdi. Kadı Burhaneddin'in geri çekilmesi üzerine, Şehzade Mehmed şehre girdi ve bu ilk hizmetinden dolayı Amasya sancak beyliğine getirildi. Bu vazifesi sırasında yanından ayrılmayan hocası Sofu Bayezid, ona her hususta yardımcı oldu. Din ve fen bilgilerinin artmasına ve idarecilikte ilerlemesine yardım etti.
Çelebi Mehmed, Amasya'ya geldiği vakit; halk, ümera ve ulema tarafından sevinçle karşılandı. Elli dört senedir bölgede hüküm süren Kutlu Şah sülalesinin hakimiyetine son verdi.
Ankara Savaşı'ndan sonra bozulan Anadolu'daki birliği yeniden tesis eden, bu bakımdan Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusu sayılan Çelebi Sultan Mehmed Han.
Çelebi Sultan Mehmed'in bir başka portresi.
Çelebi Mehmed'in en büyük yardımcıları, hocası Sofu Bayezid, lalası Ali ve Yakut paşalar, Yahşibeyzade Bayezid Paşa, Taşarzade Ahmed, Hacıbeyzade Kasım, Osmanpaşazade Hasan beylerdi. Çelebi Mehmed'in Amasya'da tam bir otorite kurup halkla ünsiyet peyda ettiği; ulema ve ümeranın sevgi ve saygısını kazandığı bir sırada, Timur Han'ın Erzurum taraflarına yaklaştığı haberi geldi. Çelebi Mehmed halktan aldığı yardım ve destekle ordusunu güçlendirip, babasının daveti üzerine yerine Yakup Paşa'yı vekil bırakarak Ankara'ya hareket etti.
805 (m. 1402) senesinde babası Yıldırım Bayezid ile Timur Han arasında yapılan Ankara Savaşı'nda Osmanlı ordusunun ihtiyat kuvvetleri kumandanlığında bulundu. Savaş sırasında büyük yararlıklar gösteren Çelebi Mehmed, Sırp prensinin ve bazı şehzadelerin kaçması, Tatarların ve bazı beylerin de Timur Han'a iltica etmesine rağmen, babasını son ana kadar yalnız bırakmadı. Savaşın sonucu belli olunca, ileri görüşlü ve devletin geleceğini düşünen bazı beylerin ikazları ile muharebe meydanından geri çekilerek Amasya'ya yöneldi. Önüne, Candaroğlu İsfendiyar Bey'in yeğeni Yahya Bey çıktı ise de, bunu mağlup eden Çelebi Mehmed, ilerlemesinin tehlikeli olacağını anlayarak Bolu'ya gitti. Burada bir müddet ortalığın yatışmasını bekledi. Fedailer gönderip babasını Timur Han'ın elinden kurtarmaya çalıştı, fakat bunda başarılı olamadı.
Amasya ile tamamen irtibatı kesilmiş, şehrin idaresi Kutluşahzade Yakut Paşa'nın elinde kalmıştı. Timur Han, âdeti üzere Anadolu'daki her bölgeyi o yerin eski beyine tevdi ettiği gibi, Amasya'yı da eski Ankara hakimi olan Melik Nasıreddin Bahtiyar Bey'in oğlu Kara Devlet Şah'a vermişti. Fakat şehir halkı bundan hiç memnun olmadığından başında yine Osmanoğlu Mehmed Çelebi'yi görmek istiyordu. Kara Devlet Şah'ın keyfi yönetimini istemeyen Amasya ileri gelenleri, beyleri ve âlimleri beraber olup, çevre kazalarla birlikte Kara Devlet Şah'ı topraklarına sokmadılar.
Durum Timur Han'a bildirilince, o da oğlu Muhammed'i hocası Numaneddin Abdülcebbar ile birlikte Amasya'ya gönderdi. Şehzade Muhammed, güçlü bir orduyla Amasya'ya gelince, şehir ulemasını toplayıp, hocasının suallerine cevap verebilirlerse şehrin cezadan kurtulacağını söyledi. Sorulan suallere Amasya âlimlerinin ileri gelenlerinden Pir İlyas, tam bir vukufiyetle cevap verdi. Amasya halkı, sefer masraflarını ödeyerek, Timur Han'ın ordusunun bir an önce şehirden ayrılmasını sağladı. Pir İlyas ve yeğeni Şemseddin Ahmed Çelebi'yi Şehzade Muhammed'in beraberinde götürmesi üzerine; Gümüşlüzade Celaleddin Abdurrahman Çelebi, Amasya müftisi; Şadgeldi Bey de, Amasya emiri oldu.
Bu duruma rağmen, Kara Devlet Şah tehlikesi ortadan kalkmamıştı. Amasya ileri gelenleri ve âlimleri toplanarak, Şehzade Çelebi Mehmed'in Bolu'dan Amasya'ya davet edilmesini kararlaştırdılar. Dinî ve millî duyguları çok yüksek olan Amasya ileri gelenleri, daha önce başlarına gelenlerden çok çektikleri için, Çelebi Mehmed ile bir anlaşma yapmayı da kararlaştırdılar. Bayezid Paşa'nın eniştesi olan Asayiş Bey başkanlığında bir heyet Bolu'ya gönderildi. Amasya halkının; dinimize muhalif iş işlemeyip, bize zulmetmeyeceksin, Allahü tealanın emir ve yasaklarına itaatli olacaksın teklifini can u gönülden kabul eden Çelebi Mehmed, Amasya'ya gitmek için yola çıktı.
Kara Devlet Şah'ın Amasya dışında bulunan kuvvetlerinin çoğunun çapulcu olduğunu öğrenen Çelebi Mehmed, ani bir baskınla Kara Devlet Şah'ı ortadan kaldırdı. Amasya halkı, Mehmed Çelebi'yi Amasya boğazında karşıladı. Orada tertip edilen yemekte, Mehmed Çelebi; Allahü tealanın rızası, millet ve devletinin bekası, halkının huzuru için çalışacağına, Allahü tealanın emir ve yasaklarına riayet edip, fakir fukara ve sair tebeasını gözeteceğine dair, âlimler huzurunda söz verdi.
Amasya'ya yerleşip sultanlığını ilan eden Mehmed Çelebi, eski emir Şadgeldi'yi teselli etmek için de kız kardeşi ile evlendi. Çelebi Mehmed bu sırada on yedi yaşında idi. Bu arada kardeşlerinden Şehzade Süleyman Çelebi Edirne'de; İsa Çelebi Balıkesir ve Bursa'da; Musa Çelebi Kütahya'da sultanlığını ilan etmişti. Her tarafta eski beylikler yeniden ortaya çıktı. Anadolu birliği tamamen parçalandı. Timur'dan beylik izni alanlardan biri de Kubadoğlu idi. Niksar ve çevresinde faaliyet gösteren bu şakinin adamları, Çelebi Mehmed tarafından gönderilen kuvvetler ile dağıtıldı. Kubadoğlu bin bir zorlukla kaçarak Taşanoğlu kalesine sığındı. Fırsattan istifade ile yağmacılığa başlayan şakilerden İnaloğlu ise etrafına yirmi bin kişi toplayarak Tokat'taki Kazabad'a kadar gelmişti. Her gün geçtiği yerlerde kan ve gözyaşı bırakıyordu.
Çelebi Mehmed'in katına devamlı surette feryatcılar gelmekteydi. Taraftarlarının da günden güne artmasıyla İnaloğlu, Osmanlı mülkünü tümden elde etmek gibi rüyalara dalmış bulunuyordu. Çelebi Mehmed'in, hemen hemen oturduğu bölgeye kadar yayılan İnaloğlu'nun faaliyetleri karşısında gönlü daralmış, sıkıntısı artmıştı. Düşmanın durumunu anlamak ve maksadını öğrenmek kastıyla bir mektup yazarak elçi ile göndermeyi uygun buldu. Mektubunda İnaloğlu'na şöyle demekteydi:
Çelebi Sultan Mehmed'i Divan üyeleri ile birliktegösteren bir minyatür.
“Memleket halkı ve güçsüz kişiler Allahü tealanın sizlere bir emanetidir. Bunlara bakmakla onları korumak padişahın namus borcudur. Kulağımıza öyle geldi ki, kendinize bağlı olanlar, hizmetinizde bulunanlar, atalarımızdan kalan illerimizde yaşayan halkımızı dara düşürmüşlerdir. Oysa at ve davarlarınız ziyadedir. Size yakışan budur ki, illerimizin çiğnenmesine, ayaklar altına alınmasına izin vermeyesiniz. Adamlarınız halkın varlığına el uzatmamalıdır. Bu toprakları sahipsiz sanarak el çabukluğuyla konmaya kalkıştıysanız, buraların şanı yüce koruyucusunu tanıyınca artık çekip gidersiniz. Yok göçmezseniz kötü bitecek sonuçlara hazırlanınız. Bundan sonra sadece kılıçların ve okların diliyle konuşulur ve görüşülür.”
Elçi, İnaloğlu'nun konduğu yere geldiğinde onun askerînin ve gücünün anlatılanlardan çok yüksek olduğunu gördü. Şerrinden genç şehzadeyi koruması esirgemesi için Allah'a yalvarmaya başladı. İnaloğlu ise Şehzadenin elçisine kıymet vermediğini göstermek üzere karşılamayı ağırdan aldı. Huzuruna aldığında hiç ilgilenmez göründü. “Şimdi Mehmed ne mahalde? Ne iştedir?” şeklinde uygunsuz sorular yöneltti. Nameyi okuduğunda ise cahillik damarı kabararak elçiyi öldürmeye tevessül etti. Ancak yanındaki gün görmüş adamların tesiriyle bu teşebbüsten vazgeçti. Bunun üzerine şu mektubu kaleme aldı:
“Muradımız seninle savaşmak değildir. Asıl amaç senin elinde olan bütün illeri almaktır. Dostça nasihatimiz budur ki, namem eline geçtiğinde durmayıp esenlik yolunu tutasın ve gözün gördüğü yere gidesin.”
Bu uygunsuz haberler devletli Şehzadenin katına ulaşınca; kibirli, gururlu kişilerden daha üstün olunmalı, sözü ile hareket etmeye karar verdi. Bin kadar atlısı ile İnaloğlu üzerine hareket etti. Adamlarının bir kısmını yağma ve çapul için çevreye yaymış olduğu halde İnaloğlu'nun yanında on bin kişi bulunuyordu.
Bin Osmanlı yiğidi yıldırım sürati ile daldığı çapulcu sürüsüne öyle hızlı bir kılıç çaldı ki gözle takip edebilmek mümkün değildi. Bir kaç dakika içinde meydan cesetlerle dolmuştu. Savunmasız köylülere saldırmaktan başka mahareti olmayan şakiler çil yavrusu gibi dağıldılar. İnaloğlu canını zor kurtarırken Çelebi Mehmed'in ordusundan bir tek kişinin dahi hayatını kaybetmemesi büyük sevince sebep oldu. Tokat ve havalisine hakim olan Çelebi Sultan Mehmed, Sivas'ta hüküm süren Kadı Burhaneddin'in damadı Hacıbeyzade Mezid Bey'in üzerine Bayezid Paşa komutasında bir ordu gönderdi. Bayezid Paşa'nın Mezid Bey'i yenmesi üzerine, Çelebi Sultan Mehmed; Sivas, Tokat ve Amasya bölgelerine tamamen hakim oldu (806/1403).
Çelebi Sultan Mehmed'in yaptırdığı Bursa'daki Yeşil Cami'nin üstten görünüşü (sağda) ve caminin içinden bir görünüş (solda).
Çelebi Sultan Mehmed'in Bursa'da yaptırdığı Yeşil Medrese'nin girişi (sağda) ve yandan görünüşü (solda).
Timur Han'ın Batı Anadolu taraflarında bulunduğu bu sırada Çelebi Sultan Mehmed, Timur Han'a bir elçi gönderip, bağlılığını arz etti. Timur Han'ın yanına daveti üzerine, ondan çekinen maiyyet beylerinin karşı çıkmalarına rağmen, geleceğini bildirip, Timur Han'ın elçisi ile birlikte yola çıktı. Osmancık'a geldiği zaman, İsfendiyar'ın yeğeni Yahya Bey'in hücumuna uğradı. Yahya Bey'i mağlup edip yoluna devam ederken, Murtazaabad'da (bugünkü Mürted ovasında) bölge Türkmenlerinden Savcızade Ali Bey'in kuvvetleri ile karşılaştı. Çelebi Sultan Mehmed, Ali Bey'i de bozguna uğrattı.
Bunun üzerine yanında bulunan Timur Han'ın elçisine mükellef bir ziyafet çektikten sonra şöyle dedi: “Henüz idaremiz altındaki yerlerde iken yolları kesen düşmanlar yüzünden bunca sıkıntıyla karşılaştık. Fitne tohumlarının her yana ekilmiş olduğunu anladık. Bu durumda beyliğimizi terk edip gitmek akıl alacak iş olmaktan uzaktır. Tehlikeli konaklarda düşmanla karşılaşmak, korkulu duraklardan geçmek doğru bir yol olmasa gerektir. Emir Timur'la görüşmek pek yüksek arzumuz idi. Varlığımız kaynağı keremli babamın ayrılığı ciğerimi yakmaktaydı. Ancak bu hasretimizi engelleyen sebepler tarafınızca malumdur. Rica ederiz ki Timur Han'ın katında özürlerimizi, gönüllere hoş gelecek biçimde açıklarsınız.” Ayrıca bir mektup yazarak Timur Han'a yolladı ve özür diledi.
Timur Han da ona sahip olduğu yerleri verip, büyük âlim Şücaeddin Pir İlyas da yanlarında olduğu halde bir elçilik heyeti ile, hükümdarlık alametlerinden olan taç, kemer ve hil'at gönderdi. Çelebi Sultan Mehmed de, Timur Han ve kendi adına para bastırdı.
Çelebi Sultan Mehmed, Amasya'da çok kısa bir zamanda teşkilatını kurdu. Beş yüz kişilik bir orduyla girdiği Amasya'da, yapılan çalışmalar sonunda güçlü bir ordu meydana getirdi. Her kesimden halk, asker olmak için yarış ediyordu. Âlimler de ahaliyi devamlı teşvik ederek, Çelebi Sultan Mehmed'e yardıma davet ediyordu. Halkın dinî ve millî şuuru fevkalade idi.
Çelebi Sultan Mehmed, bu çalışmalar arasında, hocası Sofu Bayezid ile devamlı âlimlerin ders ve sohbetlerinde bulunuyor, onların dualarını alıyordu. Halk, sultanı çok seviyor, peşinde Allah rızası için canlarını feda etmekten çekinmiyordu. Özellikle Seyyid Yahya Şirvanî'nin halifesi Şücaeddin Pir İlyas ve talebelerinin de teşviki ile halk, Osmanlı Devleti'nin ilk günlerinde olduğu gibi âdeta birbirine kenetlenip bir asker millet vücuda geldi. Böyle bir ordunun verdiği güvenle Çelebi Sultan Mehmed, Osmanlı Devleti'ni yeniden bir bayrak altında toplamaya azmetti. Kardeşlerine haber gönderip birleşmeye veya toprakları kendi aralarında pay edip, birbirleriyle çatışmamaya davet etti. Fakat şehzadelerin her biri Sultan olduklarından bahisle, kendi bayrağı altında toplanılmasını arzu ediyordu. Çelebi Sultan Mehmed, ordu kurmaya ve manevî birleşmeye çalışırken, bir taraftan da maddî durumu düzeltmeye gayret etti. Defterdar Celal Çelebi, malî durumu düzeltmek için yeni tedbirler aldı. Şadgeldi Paşa'nın darphanesinde Mağribî İlyaszade Bedreddin Mahmud Çelebi tarafından gümüş akçeler kesildi. Altın ve gümüş yerine geçerli olmak üzere Çavik veya Çav denilen kağıt paralar da, Çavikçi namıyla meşhur Buharalı Hoca Şemseddin Mehmed Çelebi tarafından basıldı.
Meselelerini halleden Çelebi Sultan Mehmed, Bursa'da bulunan ağabeyi İsa Çelebi'ye müracaatla; “Kardeş kavgasından vazgeçelim, herkes kendi başına bölgesini idare etsin.” diyerek Anadolu'nun taksimini teklif etti. Teklifi reddedilince, iki kardeş orduları Ulubat mevkiinde karşılaştı. Muharebeyi kazanan Çelebi Sultan Mehmed, Bursa'ya girerek hükümdarlığını ilan etti (807/1404).
Çelebi Sultan Mehmed'in medfun olduğu Bursa'daki Yeşil Türbe'nin uzaktan görünüşü (sağda) ve Türbenin kapısının görünüşü (solda).
İsa Çelebi ise, Yalova yolu üzerinden Bizans imparatorunun yanına kaçtı. Edirne'de Sultan olan Süleyman Çelebi, İsa Çelebi'yi yanına getirterek yanına kattığı mühim bir kuvvetle Anadolu'ya geri gönderdi. İsa Çelebi Bursa'yı almak istedi ise de, halkın muhalefeti ile karşılaştığından, şehrin büyük kısmını yaktı. Çelebi Sultan Mehmed ile yaptığı ikinci muharebede de mağlup olunca, İsfendiyar Bey'in yanına kaçtı ve onunla beraber Ankara'yı almak üzere harekete geçti. Fakat, Çelebi Sultan Mehmed'e mağlup olup, Kastamonu taraflarına çekildi. Bir müddet sonra İsa Çelebi, Aydınoğlu Cüneyd Bey'in yanına gitti ve onun aracılığı ile Saruhan ve Menteşe beyleri ile anlaşarak tekrar Mehmed Çelebi'nin karşısına çıktı. Mağlup olunca Karamanoğlu'na iltihak etti. Daha sonra Eskişehir yakınlarında yakalanarak öldürüldü.
İsa Çelebi'nin ortadan kaldırılmasından sonra Çelebi Sultan Mehmed Anadolu'da yalnız kaldı. Ancak, kardeşinin kuvvetlenmesinden endişe ederek Anadolu'ya gelen Emir Süleyman, Çelebi Mehmed'in elinden birçok yerleri aldığı gibi, Aydınoğlu Cüneyd Bey ile Menteşeoğlu İlyas Bey'e de hakimiyetini kabul ettirdi.
Çelebi Mehmed, ağabeyine karşı koymayarak Amasya'ya çekildi ve Karamanoğlu'nun yanında bulunan kardeşi Musa Çelebi'yi Rumeli'ye geçirerek, ağabeyini yeniden Rumeli'ne döndürmek istedi. Musa Çelebi'nin Rumeli'deki faaliyetlerini öğrenen Süleyman Çelebi, derhal Rumeli'ye geçti ve ilk anda Musa Çelebi'yi mağlup etti. Fakat sonradan onun baskınına uğrayarak hayatını kaybetti. Çelebi Sultan Mehmed Bursa'yı tekrar hakimiyeti altına alırken, Musa Çelebi Edirne'de bağımsızlığını ilan etti. Musa Çelebi, kardeşinin Anadolu'da kuvvetli olduğunu bildiği için, orayla alakadar olmayıp, Bizans ile meşgul oldu ve bazı yerleri aldı. Bu arada ileride büyük bir isyan çıkaracak olan Şeyh Bedreddin'i kazasker yaptı. Şeyh, böylece nüfuzunu arttıracak bir mevkiye sahip oldu. Bir ara İstanbul'u muhasara eden Musa Çelebi tehlikesine karşı, imparator, Çelebi Mehmed'i Rumeli'ye davet etti. Çelebi Mehmed Üsküdar'a gelerek imparator ile görüştü. 814 (m. 1411) senesinde İnceğiz mevkiinde kardeşi ile yaptığı muharebeyi kaybedince, İstanbul'a imparatorun yanına sığındı ve gemiyle Anadolu'ya geçerek yaralı bir halde Bursa'ya geldi. Bir sene sonra Musa Çelebi ile yaptığı mücadele de de başarılı olamadı. Musa Çelebi'nin devlet adamlarına karşı kötü davranması, onları Çelebi Sultan Mehmed ile anlaşmaya mecbur etti. Yapılan anlaşma üzerine, Çelebi Sultan Mehmed Rumeli'ne geçti. Kendisine katılan Sırp despotu ve bazı devlet adamları ile Tuna'ya çekilmekte olan Musa Çelebi üzerine yürüyen Çelebi Sultan Mehmed, Çamurlu Derbend mevkiinde yapılan muharebede, Musa Çelebi'yi mağlup etti. Musa Çelebi yaralı olarak kaçarken yakalandı ve kısa bir süre sonra da öldü. Cenazesi Bursa'ya nakledilip babasının türbesine defnedildi. Sultan Mehmed, daha sonra yakalanan Emir Süleyman'ın oğlu Orhan Çelebi'ye Geyve ve Akhisar'ın dirliklerini verdi.
Çelebi Mehmed, Edirne'de bütün devletin hükümdarı olduğunu ilan etti (817 / M. 1413). Çelebi Sultan Mehmed Rumeli'de iken, Bursa'nın muhafızlığını Hacı İvaz Paşa yapıyordu. Bu sırada Karamanoğlu Mehmed Bey, Çelebi Mehmed'in müttefiki olan Germiyanoğlu Yakub Bey'in topraklarını işgal etti ve bu beyliğin merkezi olan Kütahya'yı yaktı yıktı. Arkasından Bursa önlerine gelerek şehri kuşattı. Muhasara otuz veya otuz iki gün devam etti. İvaz Paşa'nın çok iyi bir şekilde müdafaa ettiğini görünce, şehri susuz bırakmak suretiyle teslime mecbur bırakmak için Pınarbaşı ırmağının yolunu değiştirmek istedi. İvaz Paşa'nın ve askerlerinin şiddetli hücumu karşısında bunu yapmaya muvaffak olamadı. Musa Çelebi'nin cenazesini getiren kafileyi görünce, Osmanlı ordusunun geldiğini zannederek şehri ateşe verdi. Babasının intikamını almak için dayısı Yıldırım Bayezid'in kabrini yıktırdıktan sonra alelacele Bursa önlerinden uzaklaştı. Bu duruma çok üzülen Harman Danası diye tanınmış bir Karamanlı subayın; “Sultanım! Osmanlının ölüsünden böyle kaçıyorsun, eğer dirisi gelseydi hâlin nice olurdu” demesi üzerine, bu sözlere kızan Mehmed Bey, bu komutanını derhal astırdı.
Yine Çelebi Mehmed'in kardeşleri ile olan mücadelesi sırasında Ohri sancakbeyi olan Aydınoğlu Cüneyd Bey fırsattan istifade ederek memleketine dönmüş ve Ayaslug'u (Selçuk) muhasara edip, sancak beyini öldürmüştü. Rumeli tarafındaki işlerini yoluna koyan Çelebi Sultan Mehmed, Karamanoğlu hadisesi üzerine derhal Anadolu'ya geçti. İlk önce Osmanlıların Aydıneli beyini öldürerek Ayasolug'u zapt edip, Aydınoğulları Beyliğini tekrar kuran Cüneyd Bey'in üzerine yürüdü. Çandarlı, Menemen, Kayacık, Nif kalelerini ele geçirdikten sonra İzmir önlerine geldi. Şehri kuşattığı sırada Cüneyd Bey bir yolunu bularak şehirden kaçmayı başardı. Çelebi Mehmed şehri karadan kuşatırken, Rodos şövalyeleri ile Midilli, Sakız ve Menteşeoğulları donanmaları da denizden kendisine yardım ettiler. On gün süren muhasaradan sonra şehri ele geçiren Mehmed Çelebi, surları yerle bir ettirdi. Ayrıca Rodos şövalyelerine, yarıya kadar yaptırdıkları muazzam kaleyi de bir gece içinde yıktırdı. Rodos şövalyelerinin reisi, Çelebi Sultan Mehmed ile görüşerek durumu şiddetli bir şekilde protesto etti. Şayet kalenin yeniden yapılmasına izin verilmezse, papa ile anlaşıp Osmanlı Devleti'ne karşı büyük bir donanma ile gelip kıyıları tahrip edeceği tehdidinde bulundu. Bu tehditleri sükunetle dinleyen büyük Sultan, kendisinin herkese adaletle davrandığını, fakat bu kalenin bir korsan yatağı olup, bölgedeki Müslümanlara çok zarar verdiğini ve muhakkak yıkılması gerektiğini ve bunun bölge halkının isteği olduğunu söyledikten sonra; “Hem senin istediğin olsun, hem de Türklerin isteği yerine gelsin. Karya ve Klikya bölgeleri içinde sana istediğin kadar toprak vereyim, orada kaleni inşa et.” dedi. Şövalyelerin reisi bu bölgenin Menteşeoğullarına ait olduğunu bildirince, Çelebi Sultan Mehmed, Menteşe beyinin kendisine bağlı olduğunu söyleyerek meseleyi halletti. Böylece, üstad-ı azam denilen şövalyelerin reisi, bugün Bodrum denilen eski Halikarnas'ta, Petroniyum kalesini inşa ettirdi. Kuşatma sırasında kaçan Cüneyd Bey, annesinin ricası üzerine affedildi. Hayatta olduğu müddetçe sadık kalacağına ve Osmanlı hakimiyetini tanıyacağına dair yemin etti. Bunun üzerine Cüneyd Bey, Niğbolu sancak beyliğine tayin edildi (817 / m. 1414).
Çelebi Sultan Mehmed'in Türbesi'nin eski bir resmi(sağda) ve kapının yeni bir resmi (solda)
Çelebi Sultan Mehmed Hanın kabri.
İzmir'in ele geçirilmesi üzerine Midilli, Sakız ve Foça'daki Ceneviz kolonilerinin elçileri gelip bağlılıklarını arz ederek, Osmanlı Devleti'ne vergi vermeyi kabul ettiler. Bir süre sonra da Teke beyi, Osmanlı Devleti'ne tabi oldu. Böylece Ege sahillerindeki hakimiyetini sağlayan Çelebi Sultan Mehmed aynı sene Bursa'ya geldi. Germiyan ve Candaroğulları beyliklerinden takviye alıp Karaman seferine çıktı. Osmanlı kuvvetleri herhangi bir mukavemetle karşılaşmadan, daha önce kendilerine ait olan Akşehir'den başlayarak; Saideli, Beyşehir, Seydişehir, Otlukhisarı ve bazı yerleri ele geçirdiler.
Konya önlerine gelen Çelebi Sultan Mehmed, şehri kuşattı ise de yağan şiddetli yağmurlar sebebi ile bir sonuç alamadı. Halasının oğlu Mehmed Bey ile bir anlaşma yaptı. Sultan, Canik taraflarına yürüyünce, bu durumdan faydalanmak isteyen Mehmed Bey rahat durmayıp Beyşehir ve Seydişehir'e saldırdı. Çelebi Sultan Mehmed bu duruma çok üzüldü ve ikinci defa Karamanoğlu'nun üzerine gitti. Konya'da yapılan muharebede mağlup olan Karamanoğlu Mehmed Bey, Taşili'ne kaçtı. Bu sırada Konya'da oğlu Mustafa Bey'i bırakmıştı. Veziriazam Bayezid Paşa tedbiriyle, Mehmed Bey ve büyük oğlu Mustafa Bey yakalanarak Sultan'ın huzuruna getirildi.
Sultan, Karamanoğlu'nu bir kardeş gibi bağrına bastı. Bu durum karşısında Karamanoğlu, kaftanının altında elini yüreğinin üzerine koyarak; “Yemin ederim ki, bu can şu tende durdukça, padişahın memleketlerine asla göz atmayacağım. Bu suçlara batmış kulun kapında sadakatla kölelik edecektir. Bundan böyle fesatlık kılıcını kınından çıkartırsam, ona göğsüm yatak olsun ve ölüm yayının gerileceği nişan tahtası yapılsın.” diyerek yemin etti. Çok merhamet sahibi olan sultan, Mehmed Bey'i ve oğlunu tekrar affetti. Muhabbetine bir alamet olmak üzere de Karamanoğlu'na tabl, alem ve bir takım hediyeler vererek serbest bıraktı. Sultan'ın huzurundan ayrılan Karamanoğlu biraz ilerdeki çayırda otlayan Osmanlılara ait atları önüne katarak uzaklaştı ve; “Bizim Osmanoğulları ile düşmanlığımız beşikten mezara kadar devam edecektir.” dedi. Yanında bulunan beylerin, huzurda yaptığı yemini hatırlatmaları üzerine, göğsünde bulunan ve kendi tarafından öldürülen güvercini çıkardı. Yemin ederken; “Bu can şu tende durdukça.” sözüyle, güvercini kastettiğini ve onun da ölü olması dolayısıyla yemininin hükümsüz olacağını belirtti.
Bu durum karşısında Sultan'ın, Karamanoğlu ile tekrar mücadele etmesi gerekiyordu. Konya üzerine yürüyen sultan, şehri ikinci defa kuşattı ve ele geçirdi (818/1415). Mehmed Bey'i ve oğlunu tekrar affeden Sultan, Karamanoğlu ile bir antlaşma imzaladı. Yapılan bu anlaşma neticesinde; Beypazarı, Sivrihisar, Akşehir, Yalvaç, Beyşehir, Seydişehir Osmanlılara bırakıldı. Ayrıca Karamanoğlu gerekli hallerde Osmanlı Devleti'ne askerle yardım etmeyi kabul etti. Karaman seferi sırasındaki hizmetlerinden dolayı veziriazam Bayezid Paşa'ya ayrıca beylerbeylik ünvanı da verildi.
Denizlerde İlk Mücadeleler
Çelebi Sultan Mehmed, Anadolu'da Türk birliğini sağlama çalışmalarını sürdürürken, Hıristiyanlarla da dost geçinme politikası güdüyordu. Venediklilerle 817 (m.1414)'de yapılan anlaşmada, Osmanlı Devleti, Arnavutluk'taki Venedik üslerine taarruz etmemeyi taahhüt ediyor; Venedik de, Ege denizindeki Osmanlı ticaret gemilerine dokunmayacağına dair söz veriyordu. Fakat bu anlaşmaya rağmen Naksos Dukası gemileriyle Osmanlı ticaret gemilerine saldırıyor, ele geçirdiği mal ve esirleri pazarlara sevk ediyordu. Bu durum karşısında Sultan, Gelibolu'da otuz kadırgadan meydana gelen bir donanma hazırlattı. 818 (m. 1415) senesinde Çalı Bey komutasındaki bu donanmayı; Andros ve Paros adalarını vurmaya gönderdi. Donanma çok sayıda ganimet ve esir alarak vazifesini başardı.
Bu hareket sırasında Venediklilerin sayıca çok üstün filo ile kendisine karşı geldiğini haber alan Çalı Bey, derhal geri dönerek Gelibolu kalesi limanına demirledi. 10 büyük kadırgadan kurulu Venedik filosu; Eğriboz, Girit ve Oniki Ada dukalıklarından da yedi kadırgalık takviye almak suretiyle Çanakkale boğazına girdi. Amiral Pietro Loredano, Türkler tarafından herhangi bir saldırıya maruz kalmadıkça, taarruz etmeme emri almıştı. Filo içinde Osmanlı Devleti'yle görüşme yapmak üzere gönderilen iki elçi de bulunuyordu. Venedik donanması Lapseki önlerinde demirledi.
27 Rebiulevvel 819 (M. 26 Mayıs 1416) günü Marmara istikametinden gelen bir Ceneviz ticaret gemisi göründü. Venedik donanması İstanbul tarafından gelmekte olan bu küçük gemiyi Türk gemisi zannederek yakalanması için bir kadırga gönderdi. Osmanlı denizcileri de gelen geminin kendilerine ait olduğunu zannedip, muhafazası için onlar da bir kadırga gönderdiler. Neticede Osmanlı ve Venedik gemileri, birbirlerini görünce muharebeye tutuştular. Bilahare filolar da bu muharebeyi takviye ettiler. Muharebe iki safhalı olarak cereyan etti. Birinci safhada; Osmanlı donanması Gelibolu Kalesi'nin himayesinde bulunduğu için, Venedik donanması büyük bir zayiatla geri çekildi. Çalı Bey'in Venedik donanmasını takibe kalkması, muharebenin ikinci safhasını başlattı. Venedik donanması, Osmanlı donanmasının toplu bir halde çıktığını görünce taarruza geçti. Marmara Adası'yla Gelibolu arasında meydana gelen muharebede, Çalı Bey Şehit oldu. Pietro Loredano da gözünden yaralandı. Osmanlı donanması ağır kayıplar verdi. Venedik filosu da yaralı vaziyette Bozcaada'ya döndü. Venedikliler ele geçirdikleri Türkleri ve donanmada gemicilik yapan Hıristiyanları öldürdüler.
Venedik donanması bir sene sonra Pietro Loredano komutasında tekrar boğazdan içeri girdi ve Çardak Kalesi'ni bombardıman ederek Gelibolu önüne geldi ise de, Kaleden yapılan şiddetli mukabele yüzünden geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Bu sırada Bizans İmparatoru Venedik ile barış yapılmasına aracı oldu. Yedi ay süren görüşmeler neticesinde barış anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre Venedik, Osmanlı filosunda yaptığı hasarı ödeyecek, Osmanlı Devleti de Venedik ticaret gemilerine boğazlardan serbest geçiş hakkı verecekti.
Balkanlar ve Eflak Seferi
Osmanlılara tabi olan Eflak prensi Mirçe, taht mücadelelerinden istifade ederek yıllık ödediği vergiyi kesmişti. Ancak kendisine voyvodalıkta rakip çıktığından zor durumda idi. Rakibi Dan, Osmanlılara müracaat ederek yardım istemişti. Buna karşılık Mirçe de, Macar kralı Sigismund'a müracaat ederek Osmanlıların kendisine yardım etmesi için arabulucu olmasını istedi. Kardeş mücadeleleri sırasında Mirçe'nin Musa Çelebi'yi desteklemesi yüzünden, Çelebi Mehmed, Macar kralının teklifini reddedip, Candar ve Karamanoğullarından yardımcı kuvvet alarak, Tuna'yı geçip Romanya topraklarına girdi. Karşısına çıkan Macar-Eflak kuvvetlerini bozguna uğrattı. Bunun üzerine Mirçe, sulh teklifi yaptı. Osmanlılara büyük vergi vermeye ve garanti olması için de oğlunu rehin olarak Osmanlı ülkesine göndermeye razı olduğundan, voyvodalık makamında bırakıldı (819/1416).
Eflak meselesi, Osmanlılarla Macarlar arasında uzun süren hudut mücadelelerine sebep oldu. Osmanlılar Erdel'e bir kaç defa akın düzenlediler. Macar ülkesi baştan başa çiğnendi. Sırbistan, Bosna ve İstirya'da Macarlarla şiddetli çarpışmalar vuku buldu. Macar kralı Sigismund sefere çıkarak, Niğbolu ile Niş arasında Türklere karşı bir muvaffakiyet elde etti. Bu Türk ve Macar mücadelesi uzun sürmekle beraber büyük bir harp şeklinde olmayıp, genelde iki tarafın birbirlerini denemesi mahiyetinde cereyan etti. Çelebi Sultan Mehmed Rumeli'de fetihlerde bulunurken, Candaroğlu İsfendiyar Bey de Osmanlıların elinde bulunan; Kastamonu, Çankırı, Kalecik, Tosya ve Safranbolu kalelerine taarruz ederek ele geçirmişti. Ayrıca 821 (1418)'de Canik beyleri arasındaki mücadeleden faydalanarak Samsun ve Bafra'yı zapt eden Candaroğlu İsfendiyar Bey, kuvvetli bir duruma geldi. Ancak bu sırada İsfendiyar Bey'in, oğlu Kasım ile arası açılınca, Kasım, Osmanlı Devleti'ne iltica etti.
Hacca Gidelim
Çelebi Mehmed kardeş kanının akıtılacağı savaşlara karşı isteksiz ve arzusuzdu. Nice canların nice yiğitlerin ve nice beylerin bu mücadelede ecel şerbetini içeceğini iyi biliyor ve üzülüyordu. Bu sebeple Amasya'da iken bir gün musahiblerinden (sohbet arkadaşı) Molla Ali'yi huzuruna davet edip dedi ki: “Ya Molla Ali! Meydana gelen hadiseden ibret aldın mı? Babam Yıldırım Bayezid'in başına gelen musibet ve belaların sebebini düşünebiliyor musun? Görüyorsun ki, herbirimiz bir yere ayrıldık. Düşman bizden korkarken, şimdi biz âleme maskara olduk. Özellikle Edirne'de oturan kardeşim Süleyman Çelebi'nin fitne-fesadından korkulur. Din ve devlete taşıdığım iyi niyet ve gayret, bu hadiseler karşısında beni daha hassas kıldı. Gel seninle tac ve taht düşüncesini terk ederek hacca gidelim!” Çelebi Mehmed hem söylüyor hem ağlıyordu. Akşam ikisi de istihareye yattı. Çelebi Mehmed rüyasında dedesi Murad-ı Hüdavendigar'ı gördü. Yanında Emir Sultan da vardı. Ona bir kılıç, bir de eğerlenmiş at vererek; “Haydi yiğidim! Din esaslarını ikame eyle”, dediler. Çelebi Mehmed, ata binmek istemediği halde, çaresizlik içinde binmek zorunda kaldığını ve Gelibolu istikametine doğru hareket ettiğini gördü. Molla Ali, aynı gece rüyasında Bursa'da olduğu halde Çelebi Mehmed'i tahtın üstünde Musa Çelebi'yi ise altında otururken gördü. Bu rüyayı ilahî bir işaret olarak kabul eden Çelebi Mehmed, şimdi Osmanlı ülkesini bir birlik haline getirmenin hesaplarını yapmaya başlamıştı.
Fırsat Düşkünleri
Ankara Savaşı üzerinden çok geçmedi. Kara Devletşah Ankara Savaşı'nın hemen akabinde Timur Han'ın huzuruna çıkarak bağlılığını arz etti. Ondan Orta Anadolu'ya sahiplik beratı aldı. Derhal etrafına topladığı Türkmenlerle Amasya yöresini altüst etmeye başladı. Timur Han'ın buyrultusunu göstererek meşru emir olduğunu iddia ediyor, yağmacı ve çapulcu sürülerini etrafında topluyordu.
Çelebi Mehmed bu faaliyetleri haber alınca ileri gelen adamlarını topladı ve; “Üzerimizde bunca sıkıntı ve üzüntüler varken, ülkemizin durumu zihnimizi alt üst ederken, bir de Kara Devletşah adındaki bu kara yüzlü ortaya çıktı. Atadan kalan bakımlı topraklarımıza el atarak köyleri yakıp yıkmaya çalışan bu adam, kederlerimizi bir kat daha arttırıyor. Karşı savunma tedbirleri alınmaz, gerekenler yapılmazsa tutuşturduğu fesat ateşinin çevreyi sarması ve üzerimize gelmesi yakındır.” dedi. Yüce otağın hizmetinde olanlar Şehzadenin bu endişe yüklü sözleri üzerine; “Baş ve canımız, evimiz ve barkımız Sultanımız yoluna feda, devletinin düşmanları keskin kılıçlarımıza gıda olsun. Düşmanın gözüne bu ferah cihanı dar eylemek işini dinimize bağlılığın alameti bilmekteyiz. Ferman padişahtan, yardım rahman olan Allahü tealadandır.” dediler.
Yapılan müzakereler sonunda özellikle Kara Devletşah'ın kuvvet ve konumunu anlamak üzere casuslar sevk edildi. Kısa zamanda ulaşan haberlerden onun ve askerlerinin talan ve yağmadan ve köyleri kasabaları vurmaktan başka bir şey düşünmedikleri, bu maksatla dört bir yana dağıldıkları anlaşıldı. Yine Kara Devletşah'ın bin kadar adamı ile Hakala'da konakladığı zevk ve eğlence içerisinde yaşadığı bildirildi.
Çelebi Mehmed bu haberler üzerine derhal adamlarını topladı. Uçan kuşlara örnek bir hızla bu fitne uydusunun üzerine at kopardı. Kara Devletşah son anda haberdar olarak Şehzadeyi karşıladı. Çelebi Mehmed'in yaşının küçüklüğü ile alay ederek, keremli babasının başına gelenleri istihza ile anlatarak şöyle seslendi: “Ana kuzularının, arslan yavrularını yiyen gün görmüşlerin karşısında durması, hayatını yele vermek ve kendi ayağıyla uçuruma atılmaktır. Eğer geride kalan ömrüne acıyorsan şu beladan kurtulmaya bak. Karşıma çıkmaktan vazgeç.” Hadislerin içinde büyümüş, tecrübe kazanmış genç Şehzade bu sözlere şöyle cevap verdi: “Ey gönlü kararmış, ömrünü boşa harcamış, işi çirkin, akılsız herif! Allah'ın takdirini, bir padişahın durumundaki değişikliği alaya almak pek çirkin bir harekettir. Bilmez misin ki felek bazen gönle göre, arzulara uygun dönmez. Hem üstünlüğün, faziletin dayanağı ne yaş ne de yıldır. Değerli bir sedef parçası onu tanımayanların katında kıymetsizdir. İleri görüş sahiplerinin ölçülerine göre küçücük bir inci binlerce akçaya alınır. Kısa boylu ok, kargıyı geçer de sineleri delik deşik eder. Arslan yavrusu, yaşlı deveye bir oyunla tırnaklarını geçirir.” Bu söyleşmelerin akabinde oklar savrulmaya, kılıçlar çarpışmaya başladı. Daha savaşın başında nice gazalarda ok salmış yiğit bir Osmanlı akıncısı temiz bir ok salarak Kara Devletşah'ın dünya ile doymaz gözünü karanlıklara boğdu. Devletşah attan yere yuvarlanırken, düşmanları paralayan kılıçları çekenler de başına üşüştüler. Ona katılanların çoğu Timur Han'ın korkusuyla gelmişlerdi. Şimdi ölüsünün yerde çırpındığını görünce derhal bahtı açık Şehzadenin tarafına geçtiler. Böylece büyük bir fitne uyanmadan yok edildi.
Kasım Bey'in babasına gücenmesinin sebebi; İsfendiyar Bey'in; Tosya, Çankırı, Kalecik ve Kastamonu gibi mahsulü bol olan yerleri çok sevdiği ikinci oğlu Hızır Bey'e vermek istemesi idi. Kasım Bey, Osmanlı hükümdarından bu yerlerin kendisine verilmesi için aracı olmasını ve Osmanlı himayesinde bulunmasına izin vermesini rica etti. Çelebi Sultan Mehmed bu isteği kabul ederek, İsfendiyar Bey'den bu yerlerin Kasım Bey'e verilmesini istedi. Bu istek reddedilince, Osmanlı kuvvetleri Sinop'u muhasara ettiler. Çaresiz kalan İsfendiyar Bey, Osmanlı Devleti'nin yüksek hakimiyetini tanıdı. Ayrıca oğlu Kasım'ın istediği Kastamonu, Tosya, Çankırı ve Kalecik'i Osmanlılara bıraktı. Çelebi Sultan Mehmed daha önce anlaştığı şekilde Tosya, Çankırı ve Kalecik'i Kasım Bey'e devretti. Bunun müteakip Sultan, daha önce Osmanlıların elinde olan Samsun'un alınmasını arzu etti.
Müslüman ve kafir olmak üzere ikiye ayrılmış olan Samsun'un Müslüman olmayan kısmını Biçeroğlu Hamza Bey kuşattı. Kale halkı şehri ateşe verip kaçınca, şehir zahmetsiz ele geçti. Müslüman Samsun'u bizzat muhasara eden Çelebi Mehmed'e karşı koyamayan İsfendiyaroğlu Hızır Bey, şehri teslim edip babasının yanına döndü (821/m.1418).
Şeyh Bedreddin İsyanı
Çelebi Mehmed devrinin en önemli iç hadisesi, Şeyh Mahmud Bedreddin'in isyanıdır. Musa Çelebi zamanında Edirne'de kazaskerliğe getirilen ve Çelebi Mehmed'in cülusunu müteakip 1000 akçe aylık ile İznik'te ikamete mecbur edilen Şeyh Bedreddin, Edirne'de ve İznik'te kitap yazmakla meşgul olup, kendisini ziyarete gelenlere telkinatta bulunuyordu. Edirne'ye gelmeden önce Anadolu'da ün kazanmıştı. İznik'te boş durmayan Şeyh, adamlarından Börklüce Mustafa'yı Aydın taraflarına gönderip Şii propagandası yaptırıyordu. Ayrıca Torlak Kemal adındaki adamı da, daha önce Manisa taraflarında faaliyet gösteriyordu. Şeyh Bedreddin, Börklüce Mustafa'nın hareketinin genişlemesi üzerine, hacca gitmek bahanesiyle, önce Sinop, oradan Kefe ve nihayet daha önce tanıştığı Eflak prensinin yanına gitti. Deliorman taraflarına giderek, Şiîlerle meskun olan bölgeleri gezdi. Oralarda Batınî sapık fikirlerini yaydı.
Şeyh Bedreddin, İslam'a uymayan zararlı fikirler ortaya atıyor, haram olan hususların helal olduğunu ileri sürüyor ve isyan hislerini körüklüyordu. Neticede önce Karaburun'da başlayan isyan, sonra Manisa'da kendini gösterdi ve az zamanda genişledi. Börklüce Mustafa'nın isyanı, Amasya valisi Şehzade Murad ile Bayezid Paşa tarafından kanlı bir şekilde bastırıldı. Börklüce yakalanarak katlolundu. Manisa'daki Torlak Kemal de aynı akıbete uğradı. Şeyh Bedreddin, Bayezid Paşa tarafından yakalanarak Serez'de bulunan Padişah'ın huzuruna getirildi. Şeyh'in durumu ulema tarafından tetkik olunduktan sonra, Ehl-i sünnete uymayan itikad üzere olmak ve cemiyet nizamını bozmakla suçlu bulunarak, Heratlı Molla Haydar'ın fetvasıyla Serez pazarında asıldı ve malları varislerine bırakıldı. Böylece İslam ittihadını tehdit eden önemli bir tehlike ortadan kaldırılmış oldu (m. 1420).
Düzmece Mustafa Hadisesi
Şeyh Bedreddin isyanı bu şekilde bastırıldıktan sonra, Çelebi Mehmed 1420 senesinde yeni bir isyan tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Bu tehlike, Ankara meydan muharebesinde babası ile birlikte Timur Han'a esir düşüp Semerkand'a götürülen, Düzmece Mustafa da denilen kardeşi Mustafa idi. Uzun müddet kendisinden haber alınamayan Mustafa, bir müddet sonra geri dönüp, Karaman topraklarında kaldıktan sonra, Rumeli'ye geçti. Osmanlı tahtına oturmak niyetinde olan Mustafa, Eflak voyvodasının ve Niğbolu sancakbeyi Aydınoğlu Cüneyd Bey'in yardımıyla faaliyete geçip, Selanik ve Teselya'da saltanat iddiası ile adam toplamaya başladı.
Fesadın büyümesine mani olmak için, Çelebi Mehmed, hemen harekete geçti ve ağabeyi Mustafa Çelebi'nin kuvvetlerini Selanik civarında mağlup etti. Cüneyd Bey ile birlikte Mustafa Çelebi Selanik kalesine sığındı. Çelebi Mehmed ertesi sabah, mültecileri istedi ise de, Selanik'in Rum valisi, imparatorun müsaadesi olmadan teslim edemeyeceğini beyan ile özür diledi. Nihayet imparator da, Çelebi Mehmed hayatta oldukça bunları salıvermeyeceğini yemin ile taahhüt edince, Padişah, Selanik muhasarasını kaldırdı. Padişah andlaşma mucibince Mustafa Çelebi için her sene imparatora önemli miktarda akçe ödeyecekti. Bu vakayı müteakip Çelebi Mehmed, İstanbul'u resmen ziyaret ederek imparator tarafından karşılandı ve Üsküdar'da imparatora veda edip İzmir üzerinden Bursa'ya gitti. Bir müddet sonra da Gelibolu yolu ile Edirne'ye döndü.
Vefatı ve Vasiyeti
Padişah, Edirne'de iken ava çıktı ve rahatsızlandı. Bu hastalıktan kurtulamayacağını anlayınca, vezirlerini topladı ve devletin geleceğini düşünerek, taht mücadelelerinin tekrar başlamaması için; “Tizcek ulu oğlum Murad'ı getürün. Ben artık bu döşekten kalkmam ve Murad gelmeden ölürem. Memleket birbirine karışmadan hazırlık görün. Murad gelinceye kadar ölümümü duyurmayasınız.” diye vasiyet etti. Kısa süren hastalıktan sonra 824 yılı Cemaziyelevvel (M. 1421 senesi Mayıs) ayında vefat etti. Çelebi Mehmed'in vefatı son derece gizli tutuldu. Cesedi tahnit edilerek sarayda muhafaza edildi. Şehzade Murad'ın Bursa'ya gelişine kadar 40-42 gün padişahın vefatı gizlendi. Na'şı Bursa'ya getirilerek Yeşil Türbe'ye defnedildi.
Çelebi Sultan Mehmed Hanın Merzifon'da yaptırdığı Medresenin avlusundan bir görünüş (sağda). Çelebi Sultan Mehmed tarafından 1419 yılında Tekirdağ Hayrabolu'da yaptırılan ve yöre halkı tarafından Çelebi Sultan Mehmed Camisi olarak bilinen Cami. Mimarı Hacı İvaz'dır (solda).
Çelebi Sultan Mehmed tarafından, 1420 yılında, Dimetoka'da mimar İvaz Paşaya yaptırılan Çelebi Sultan Mehmed Camii. Camiye Bayezid Camii de denilmektedir (sağda) ve caminin kapısı (solda).
Çelebi Sultan Mehmed Hanın kabrinin baş taraftan görünüşü.
Şahsiyeti ve Fizikî Yapısı
Pembeye yakın beyaz tenli, kara gözlü, kara kaşlı, gür sakallı, şahin bakışlı, açık alınlı, geniş göğüslü ve uzun kollu olup burnu hanedanın değişmez şeklini haizdi. Bedeni sporlarda fevkalade maharetliydi. Bünyesinin kuvvetli ve mütenasipliği dolayısıyla Güreşçi Çelebi ünvanı ile anılırdı. Ankara Savaşı'na katıldığında henüz on dört yaşında idi. Savaşın kaybedilmesi ile küçük yaşta büyük problemlerle karşı karşıya kaldı. Parçalanan devleti uzun mücadelelerden sonra tek elde birleştirdi. Anadolu'da dağılan birliği yeniden sağladı. Timur Han'ın ihya ettiği Anadolu beyliklerinden bir kısmını ortadan kaldırırken bir kısmını da tabi duruma getirdi. Bu özelliğinden dolayı Osmanlı devletinin ikinci kurucusu denilmiştir.
Rumeli'de ise Türk nüfuzunu kuvvetlendirdi. Ömrünün tamamını savaşlarda geçiren bu kahraman hükümdar katıldığı yirmi dört muharebede kırk yara almıştır. Kendisinden nakledilen şu söz hayat hikayesini çok güzel ifade etmektedir: “Çocuk yaşımda bunca belalar kim çekdim, kimse çekmiş değildir.” Ne yazık ki devleti eski haşmetine kavuşturmak için gece gündüz gayretle uğraşan bu Türk hakanı, otuz iki yaşında hayata gözlerini kapadı.
Osmanlı Devleti'nin ikinci kurucusu kabul edilen Çelebi Mehmed, makul hareket eden, sabırlı, azim ve irade sahibi, sözüne ve vaadine sadık, vakur ve ciddi bir hükümdar idi. İleri görüşlülüğü sayesinde tehlikeli olabilecek hadiseleri önceden düşünerek hareket ederdi. Planlı ve programlı iş yapar, kararlarını süratle tatbik sahasına koyardı. Yalnız dostuna değil, düşmanlarına da kendisini sevdirerek, itimat telkin etmiş ve saydırmıştı. Onun hakkında, Osmanlı tarihlerinden başka, yabancı kaynaklar da iyi şehadette bulunmaktadırlar.
Çelebi Mehmed, ömrünü, Allahü tealanın dinine hizmet etmek, insanlara Resul-i Ekrem'in örnek ahlakını tanıtmak ve yolunu yaymak için kuvvetli bir devlet kurmaya feda etti. Halkın kendisinden beklediğini fazlası ile yerine getirdi. Memlekette birlik ve dirliği tesis etti. Ülkesini çeşitli sosyal tesislerle süsleyip, halkın maddî ve manevî refahı için çalıştı. Âlimlere meclislerinde yer verip, ulema meclislerinde itibar gördü. Zamanın büyüklerinin ilim ve feyizlerinden istifade etti.
Memleketindeki refahtan diğer Müslümanlara pay vermek, Resul-i Ekrem'in mübarek komşularının dualarını almak için her sene onlara hediyeler gönderme âdetini çıkardı. Sürre alayı adı verilen bir heyet, Osmanlı hacılarının başında bu hediyeleri götürüyordu. Altın para vesair hediyeler develere yüklenir ve çok güzel bir şekilde süslenirdi. Padişah'ın hediyeleri yanında, paşalar ve halkın da hediyeleri konurdu. Çelebi Mehmed zamanında başlayan bu âdet, Birinci Cihan Harbi'nde Hicaz'la irtibat kesilinceye kadar devam etti. Gönderilen bu hediyelerle Mekke ve Medine'deki mübarek yerlerin tamir ve bakımı, fakirlerin yiyecek ve giyeceği temin edilirdi.
Eşkıyayı Bile Affetti
Ankara Savaşı'ndan sonra, Niksar'da Gözleroğlu, Sivas'ta Mezid, Kazabad civarında ise Köpekoğlu denen şakiler kesif bir faaliyete girişmişlerdi. Ancak genç şehzade önce Gözleroğlu'nu ardından da Köpekoğlu'nu tepeledi. Bayezid Paşa'yı ise Mezid Bey'in üzerine gönderdi. Bayezid Paşa süratle Sivas'a geçerek Mezid Bey'in adamlarını dağıttı. Yakaladığı Mezid Bey'i de Şehzade'nin katına gönderdi. Mezid Bey Şehzade'nin huzuruna çıktığı sırada gösterişi, yiğitliğini ortaya koyan tutumu, mert tavırları ile beğeni topladı. Çelebi Mehmed kendisine hitap ederek; “Şayet yol kesicilikle harcadığın bu yiğitliği, gözüpekliği, Allah yoluna sarf etmeye söz verirsen, hatanı örter, seni memnun ederim.” dedi. Ölümü bekleyen Mezid Bey şehzadenin bu cömertçe davranışından utanarak; “Benim gibi suç deryasına batmış, ortadan kaldırılması iyi görülen bir kimseye tövbe fırsatı verilirse, bunun şükrünü gece gündüz kapında hizmet beklemekle ödemeye çalışırım. Osmanoğullarına kul olarak ebedi mutluluk kazanmaya çalışırım.” cevabını verdi. Bunun üzerine Çelebi Mehmed kendisine hil'at giydirdikten sonra Sivas'a tayin etti. Sivas ve çevresini yakıp yağmalayan Mezid Bey şimdi tamir ve bakımını yaparak mutlu oluyor, hatalarını affettiriyordu.
Padişahlar da Ağlar
Hoca Sa'deddin Efendi Tacü't-tevarih'te şöyle anlatır: Çelebi Sultan Mehmed'e Timur'un kendisinin beyliğini kabul ettiğini bildiren namesinin ardından keremli babasının vefatı iletildi. Padişahlar gözdesinin gözleri önce karardı ve sonra yağmur gibi boşandı. Siyah kirpiklerinden gözyaşları aktı. Güneş üstüne yıldızlar saçıldı. Gönülleri kederlere gark eden haber üzerine beyler ve askerler karalar giydiler. Padişah'ın yasına katılıp, yerlere oturdular. Nice günler bu üzüntüyle vakitlerini geçirdiler. Sonunda gün görmüş tecrübeli beyler Şehzade'nin huzuruna çıkarak:
“Dediler ki, ey bahtı civan ulu padişah! Hayırlı olsun sana bu taht ve tac oldun Şah. Padişahlara ağlayıp sızlamak yaraşmaz, Bülbüle bırak feryadı, ah eylesin bostanda.
Yıllar görmüş geçirmiş servi, ne olur göçtüyse, Taze bir dal gibisin sen bu cihanda, Devletinin ağacı salınca aleme kök, Düşmanların her biri kölen olmalı kapında.
Sen şu üzüntünün ateşini hele söndür de, Çaresizler huzur bulur ancak senin gölgende, Eğer bir padişah dalarsa gama kedere, Halk da askerlerin de hep kalırlar üzüntüde.
Saltanat tahtına oturup muradını bul, Cihanı yönetmelisin o yüce otağında, Zira bu mutluluk bağının tek gülüsün, Muzaffer kılsın Allah, seni her savaşında.”
diyerek teselli ettiler.
İmar Faaliyetleri ve Eserleri
Çelebi Mehmed, kısa ömrünü savaş alanlarında geçirmiş olmasına rağmen, memleketin imarına da önem verdi. Bursa'da yaptırdığı cami, medrese ve imaret ve Yeşil türbesi önemli sanat eserleridir. Caminin karşısına yüksekçe bir mevkide kendi türbesini yaptırdı. Türbenin karşısına düşen medresesi bugün müze haline getirilmiş olup, Bursa medreseleri arasında Sultaniye adı ile meşhur idi. Bunlardan başka Edirne'de Emir Süleyman tarafından inşasına başlanan ve Musa Çelebi tarafından devam ettirilen Evliya Çelebi'nin Ulu Cami dediği Eski Cami'nin tamamlanması ona nasip oldu. Çelebi Mehmed bu camiye vakıf olmak üzere Edirne'deki bedesteni yaptırdı. Oğlu Şehzade Kasım, bu caminin bahçesinde medfundur. Edirne'deki eski sarayın inşasının da Çelebi Mehmed tarafından başlatıldığı rivayet edilmektedir.
Çelebi Sultan Mehmed'in kısa süren hükümdarlığı döneminde namına muhtelif mevzularda eserler yazılmıştır. Zekeriya bin Mehmed Kazvinî'nin ansiklopedik tarzda; hey'et, coğrafya, tıp, nebatat ve ilaçlardan, meşhur şehir ve kasabalardan bahseden Acaibü'l-Mahlukat adlı eseri Rükneddin Ahmed tarafından Türkçe'ye çevrildi. Çelebi Sultan Mehmed için te'lif edilen Kitabü'l-Müntehab fi't-tıb adındaki eser, Ahmed el-Merdanî tarafından yazıldı. Yine bu dönemde Ruhü'l-kulub adlı ilmihal kitabı, El-Kasidetü'n-Nasiha bi-lügati't-Türkiyye isminde altmış dört beytli kaside şerhi ve manzum Şemsiye Şerhi ve daha bir çok eser kaleme alınmıştır. Sultan, namına yazılan bu eserlerin müelliflerine pek çok ihsanda bulunmuş ve onları teşvik etmiştir.
Hanımları: Emine ve Kumru Hatunlardır. Erkek çocukları: İkinci Murad, Yusuf Mahmud, Kasım Ahmed ve Mustafa'dır. Kızları: Selçuk, Ayşe, Hafsa, Sultan ve İlaldı hatunlardır.
Çelebi Sultan Mehmed bazen şiir de söylemiştir. Tezkirelerde rastlanan şu şiir onundur:
Cihan hasm olsa, Hakk'dan nusret iste!
Erenlerden dua vü himmet iste!
Çalup din ışkına udvane şimşir,
Anuban çar-ı yarı himmet iste!
Eğer leb-teşne isen ey bed-endiş;
Bu deşne çeşmesinden şerbet iste!
Geçenden geç, demür taşdan sakınma,
Demüri mahv idenden kuvvet iste!
Çevürme yüz muhalifden Mehemmed,
Aduyı arsadan sür vüs'at iste!