Çorum velîlerinden. İsmi Ömer Lütfi olup, babasınınki Abisal Beydir. Çerkez Şeyhi ismiyle meşhur oldu. 1266 (m. 1849)'da Kafkasya'da doğdu. 1343 (m. 1924) senesi Ramazan ayının on altıncı akşamı iftardan önce Çorum'da vefat etti. Vasiyeti üzerine Çelebi Hüsameddin Efendinin yanına defnedildi.
Çerkez Şeyhi'nin Çorum'daki kabrinin yandan görünüşü (sağda) ve baş taraftan görünüşü (solda).
Yedi yaşında ailesi ile birlikte Trabzon'a yerleşti. Sonra Tokat'ın Batmantaş köyüne taşındılar. Akrabalarından Kundukzade Musa Paşa, tahsilini tamamlaması için İstanbul'a götürdü.
Çerkez Şeyhi, daha 7 yaşında iken rüyalarında gördüğü bir zat ona devamlı; “İlim öğrenmek için İstanbul'a gel!” diyordu. İstanbul'a gittikten sonra rüyasına giren zata rastladı. Bu zat Edirneli Şeyh Seyyid Muhammed Nuri idi. Çerkez Şeyhi ona talebe oldu. On bir senelik bir tahsil hayatından sonra icazet, diploma alan Çerkez Şeyhi, hocası tarafından Sivas'ın Aziziye kasabasına bağlı Kazancı köyüne ilim yaymak için gönderildi. Burada iki sene kadar insanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını öğretmeye çalıştı. Sonra Çorum'un Bakırboğazı köyüne yerleşerek, bir tekke inşa ettirdi. Dört sene kadar bu köyde kaldıktan sonra 1309 (m. 1891)'de Çorum'a yerleşti. Çorum'da taliplerine ilim öğretmeye çalıştı.
Sakarya Meydan Muharebesinin başladığı gün, Çerkez Şeyhi bazı talebeleri ile sohbet ederken birden bire ayağa kalkıp, kıbleye dönerek ezan okumaya başladı. Meclistekilerin hepsi ayağa kalkarak, şaşkın vaziyette birbirlerine bakıyorlardı. Ezanı bitiren Çerkez Şeyhi, mütebessim bir çehre ile; “Çok şükür, müjdeler olsun, Yunan kafiri Sakarya'da bozguna uğradı, kaçıyor. Fakat çok da şehidimiz var.” dedi.
Çerkez Şeyhi'ni çok seven Kürevî Hafız Mustafa Efendi isminde bir zat vardı. Çerkez Şeyhi ona, kısa boylu ve çok şişman olduğu için Kürevî lakâbını takmıştı. Bu zat her hafta hocasını ziyarete gelir ve evinde yapılan yoğurttan bir tas getirirdi. Bir hafta yine hanımına; “Bugün yoğurt çalda hocamı ziyarete gideyim.” dedi. O gün çamaşır hazırlığında olan hanımı; “Yarın da süt götürüver. Ölmezsin ya.” dedi. Hafız Efendi de sütü alıp hocasının evine gitti. Sıkıntı ile içeri girdi ve sütü hizmetçilere verdi. Biraz üzüntülü olarak hocasının yanına girdi. Çerkez Şeyhi onu kucaklayarak; “Kürevî mesele süt, yoğurt değil, dostluktur dostluk.” diyerek gönlünü aldı.
Çerkez Şeyhi'nin büyük oğlu askerlikte öğrendiği fotoğrafçılık mesleğini sivil hayatında da sürdürmekte idi. Babasının ne kadar resmini çekmek istedi ise hep filimleri yandı. Bir yaz günü, sabah kahvaltısı bahçede hazırlandı. Oğlu fotoğraf makinasını da getirmişti. Çerkez Şeyhi'nin gözleri katarakt sebebi ile çok zor seçiyordu. Bu sebepten hanımının yardımı ile bahçeye indi. Son basamağa geldiğinde, birden geri dönerek odasına gitti ve; “Hanım ben resmimin çekilmesini istemiyorum. Çekilenler için de çıkmaması için Allahü tealaya yalvarıyoum. Söyle ona, bir daha böyle bir münasebetsizliğe sebebiyet vermesin.” dedi. Çerkez Şeyhi'nin son vaazını yaptığı Çorum Ulu Camii.
Çerkez Şeyhi, Çorum Ulu Camiinde verdiği son Cuma vaazında; “Ey cemaat! Artık ihtiyarladım. Sanırım bu son Cumamızdır. Hakkınızı helal edin.” dedi. Vefatından elli gün kadar önce evde çocukları ile sohbet ederken, rahatsızlandı ve sol tarafına felç geldi. Bir ara iyileştikten sonra Ramazan ayının on altıncı akşamı iftardan önce vefat etti. Vasiyeti üzerine Çelebi Hüsameddin Efendinin yanına defnedildi. Vasiyetinde; “Beni Çelebi hazretlerinin sol yanına defnedin ve başımı bir karış aşağı koyun. Zira o, Peygamber soyundan büyük bir zattır.” demiştir.
ACELE ÇORUM'A DÖN
Talebelerinden Abbas Efendi ticaret maksadı ile Samsun'da bulunduğu sırada gece rüyasında Çerkez Şeyhi'ni gördü. Ona; “Acele Çorum'a dön.” diyordu. Abbas Efendi uyanmasına rağmen tekrar uyudu. Aynı rüya birkaç defa tekrarlandı. Son defa ise Çerkez Şeyhi rüyasında elinde bir sopa ile yürüyünce hemen kalkıp, acele ile hazırlandı. Yanındakileri kaldırıp hemen yola çıktı. Çorum'a geldiğinde Abbas Efendi yolda rastladığı birisine; “Çerkez Şeyhi vefat etti mi?” diye sordu. O da; “Hayır! Fakat ağır hasta olduğunu söylüyorlar.” dedi. Abbas Efendi derhal hocasının ziyaretine gitti. Odadan içeri girer girmez daha bir şey söylemeden; “Abbas Efendi, bizim sopayı görmeden niçin yola çıkmayıp da, beni üzersin.” diyerek tebessüm etti.