&Nbsp;
Halvetiyye Şabaniyye yolunun Çerkeşiyye kolunun kurucusu. Çankırı'nın Çerkeş ilçesinde doğdu Kaynaklarda doğum tarihi ve hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Ancak son yapılan araştırmalar onun 1156 (m. 1743) yılı civarında doğduğunu göstermektedir. 1229 (m. 1814)'de Çerkeş'de vefat etti. Türbesi Çerkeş'de kendi adıyla anılan caminin içindedir.
Çerkeşî Mustafa Efendi Safranbolu'ya bağlı büyükçe bir köy olan Zora'da yetişen Halvetî Şabanî şeyhlerinden Şeyh Mehmed Efendi'ye intisap etmiş ve ondan hilafet almıştır. Ulema ile tarikat mensupları arasındaki ihtilafın mahiyeti ve çözüm yolları hakkında devrin padişahı tarafından yöneltilen sorulara cevap olarak kaleme aldığı Risale fi tahkiki't-tasavvuf adlı birkaç sayfalık Türkçe risalesinden Çerkeşî Mustafa Efendi'nin şöhretinin İstanbul'da saraya kadar ulaşmış olduğu anlaşılmaktadır. Risalede adı geçmemekle birlikte söz konusu padişah muhtemelen II. Mahmud'dur. Nitekim bazı kaynaklarda risalenin İkinci Mahmud'un emriyle yazıldığı kaydedilmiştir. İstanbul'daki ulema ve meşayihe de sorulup sorulmadığı şimdilik tespit edilmeyen bu soruların cevabının Çerkeşî Mustafa Efendi'den istenmesi onun ilim ve irfanının seviyesini, şöhretinin yaygınlığını göstermesi açısından son derece önemlidir.
&Nbsp;
Çerkeşî Mustafa Efendi risalede tasavvuf tarihi açısından dikkate değer önemli tespitlerde bulunur. Ona göre tarikat mensuplarının ulaşmaya çalıştıkları tasavvuf yolu fiil, sıfat ve zat tecellileri olarak tanımlanan üç hâlden ibarettir. Bu üç tecelliye mazhar olanlar zahiren üç batıl fırka mensuplarına (Cebriye, Hululiyye, İttihadiyye) benzerler. Fiil tecellileri sahipleri Cebriyye, sıfat ve zat tecellileri sahipleri ise Hululiyye ve İttihadiyye mensuplarına benzetilebilirler.
Çerkeşli Mustafa Efendi'nin eski mezar taşı (sağda) ve sarık ve cübbesi gibi diğer eşyaları (solda).
Çerkeşli Mustafa Efendi'nin kabri.
Çerkeşli Mustafa Efendi'nin kabrinin de içinde bulunduğu Çerkeş'teki Kadınşah Camii diye bilinen Pir-i Sanî Mustafa Çerkeşî Camii (sağda) ve haziresindeki kabirler (solda).
Ancak bu üç hâlin kendilerinde tecelli ettiği sufilerin cebir, hulul ve ittihat fikirleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Sufileri bu batıl fırka mensuplarından ayırt etmenin temel ölçüsü İslamiyet'tir. İslamiyet'ten ayrılmamak şartıyla yukarıdaki üç hâl ve makamın kendisi üzerindeki tecellilerinden bahseden sufinin sözleri ilahî sır ve hikmetlerden ibarettir: ondan zuhur eden harikulade haller ise keramettir. Ancak keramet göstermek Allah, Peygamber ve mürşit katında makbul değildir. Çünkü edebe aykırıdır. İslamiyet'e aykırı en ufak bir harekette bulunan sufi sapıktır. Sözleri ilhad ve ifsat ondan zuhur eden hâller sihir ve istidraçtır.
Risalenin daha sonraki satırları, şeyhten Melamiler'le ilgili görüşünün de sorulduğu kanaatini vermektedir. Çerkeşî Mustafa Efendi halkın ve anlayışsız zahir ulemasının hakikatini kavramaktan aciz oldukları, zahiren dine aykırı sözler söyleyen ve bazı davranışlarda bulunan Melamî büyüklerinin dikkatle incelendiğinde İslamiyete ters düşen hiçbir hâllerinin olmadığını söyler. Ona göre hâllerini gizlemeyi sevdiklerinden dinin zahirine aykırı gibi görünen söz ve davranışlarla kendilerini halkın ilgi odağı olmaktan çıkarmayı tercih eden Melamiler kamil insanlardır; fakat kemale erdirici değildirler. Kendileri raşid olup mürşit olmazlar. Onlardan dua istemek ve irşat talep etmek doğru değildir. Çünkü talibi şüpheye sevk edebilirler. Halbuki irşat talibi şüpheye düşürmek değil, aksine şüphelerini gidermektir. Mürşit kafiri küfürden imana, halkı masiyetten (günah işlemekten) ibadete, havassı ise masivadan yani Allah'dan başka her şeyden ilahî vuslata davet etmekle Allahû tealanın görevlendirdiği ve bu konuda kendisine halifelik verdiği kişidir.
Dinin koruyucusu olan ulemadan nefret edip sufîlik iddasında bulunmanın tarikat ve şeriatı birbirinden farklı şeyler gibi göstermenin ulema ile meşayihin üzerinde birleştikleri taat, riyazet, mücahede gibi hususları terk etmenin sapıklık olduğunu söyleyen Çerkeşî Mustafa Efendi'ye göre ulema bu gibi sahte sufîlerle gerçek sufîleri ayırt etme gayretini göstermeden aleyhlerinde birçok risale kaleme almış. Sufîler de onlara cevap vermişlerdir. Çerkeşî'nin bu konudaki son sözü şudur: Ulema ile meşayih arasındaki ihtilaf lafzîdir, aralarında mânada ve özde ihtilaf yoktur. Onun bu uzlaştırıcı tavrı ulema üzerinde tesirini göstermiştir. Nitekim Şeyhülislam Mehmed Sa'deddin Efendi, devrin tanınmış âlimlerinden Mehmed Zihni Efendi, kelamcı Abdüllatif Harputî onun tarikatına intisap etmişlerdir.
İslam toplumunda tarih boyunca önemli bir problem teşkil eden şeriat-tasavvuf ilişkisi konusunu inceleyip açık ve net bir şekilde ortaya koyan bu risale 1873'de İstanbul'da basılmıştır.
Çerkeşî Mustafa Efendi'nin Mehmed, Mes'ud ve Osman Vehbi adlı oğulları kendisinden sonra irşat faaliyetlerini sürdürerek birçok mürid ve halife yetiştirmişlerdi. Osman Vehbi Efendi'nin (vf. 1277/1860) soyundan İstanbul'da Çerkeşîzadeler adı verilen bir ulema ailesi meydana gelmiştir.
Çerkeşî Mustafa Efendi'nin tarikat silsilesi Zoralı Şeyh Mehmed, Mudurnulu Şeyh Abdullah Rüşdi, Şabaniyye'nin Nasuhiyye kolunun kurucusu Şeyh Mehmed Nasuhî Üsküdarî, Karabaşiyye kolunun kurucusu Karabaş Velî yoluyla Şeyh Şa'ban-ı Velî'ye ulaşır.
Şa'baniyye mensuplarınca tarikatın ikinci kurucusu anlamında “pir-i sanî” ünvaniyla anılan Çerkeşî Mustafa Efendi'nin onüç halifesi olduğu kaydedilmektedir. Bunlardan ancak altısının (Beypazarlı Ali, Geredeli Halil, Mustafa Safî Amidî, Semerci Şeyh İbrahim, Tiritzade Hüseyin, Ahmed Nuri Baba) adı, kimliği tesbit edilebilmiştir. Halifelerin faaliyetleri sonucu Çerkeşiyye tarikatı Batı Karadeniz, başta Ankara ve çevresi olmak üzere Orta Anadolu, İstanbul ve Balkanlar'da yaygınlık kazanmıştır.
Çerkeşli Mustafa Efendi'nin Risale fi tahkiki't-tasavvuf adlı eserinin ilk sayfası.
Osmanlı Müellifleri; cilt-1, sh. 55 Sefinetü'l-evliya; cilt-4, sh. 56 Tezkire-i Fatin; sh. 420 Son Asır Türk Şairleri; sh. 1914