CÜBBAÎ, Ebu Ali

Ebu Ali Muhammed bin Abdülvehhab bin Sellam el-Cübbaî Basra Mu'tezile reislerinden, kelam, tefsir ve fıkıh âlimi.
A- A+

Basra Mu'tezile reislerinden, kelam, tefsir ve fıkıh âlimi. İsmi ve künyesi Ebu Ali Muhammed bin Abdülvehhab bin Sellam el-Cübbaî'dir. 303 (m. 916) senesinde vefat etti. Hayatı hakkında yeterli bilgi bulunmamakla birlikte 235 (m. 849) yılında Huzistan'ın Cübba kasabasında doğduğu bilinmektedir. Soyu Hazreti Osman'ın kölelerinden Eban'a dayanır. Küçük yaşta ilim tahsiline başladı. Basra'da Ebü'l Hüzeyl el-Allaf'ın talebelerinden olan ve devrinin Basra Mu'tezile reisi bulunan Ebu Ya'kub Yusuf bin Abdullah eş-Şahham'dan kelam okudu. Burada karşılaştığı diğer âlimlerden de faydalandı. Basra ve Bağdat'ta genç yaşlarda katıldığı ilim meclislerinde yaptığı münazaralarda başarılı olmasıyla dikkatleri üzerine çekti. Hocasının ölümünden sonra Basra Mu'tezilesi'nin reisi oldu ve ölünceye kadar ders okuttu.

Öğrencileri arasında oğlu Ebu Haşim el-Cübbaî, Ebü'l-Hasan el-Eş'arî, Abdülvahid bin Muhammed el-Husaynî, Muhammed bin Zeyd el-Vasıtî, Muhammed bin Ömer es-Saymerî, Ebü'l-Fazl el-Hucendî ve Musa bin Rebah gibi tanınmış kişiler de vardır. Cübbaî, talebesi Eş'arî ve oğlu Ebu Haşim ile birçok ilmî tartışmada bulundu; ayrıca Hıristiyanlarla yaptığı münazaralarla da ün kazandı. Aynı zamanda üvey oğlu olan Eş'arî; “Üç kardeş (İhve-i selase)” meselesi diye bilinen kelamî bir konudaki meşhur tartışmadan sonra hocasını terk etti. Tanınmış bir kelam âlimi olmakla birlikte fıkıh, usul-i fıkıh, hadis ve tefsir ilimleriyle de ilgilenen ve bu sahalarda eser yazmış olan Ebu Ali el-Cübbaî, Askerimükrem'de vefat etti. Cenaze namazı burada kılındıktan sonra vasiyeti hilafına oğlu Ebu Haşim tarafından Cübba'ya nakledilerek orada defnedildi.

Ebü'l-Hüzeyl el-Allaf'tan sonra Mu'tezile'nin en meşhur bilgini sayılan Cübbaî, kelamî konuları anlaşılır bir üslupla ifade etmeyi başaran bir âlim olarak kabul edilir. Muhaliflerinin kendisine yönelttiği bazı tenkitler, Cübbaî'ye atfedilen kelam sisteminin güçlü bir muhakeme ağı ile örülmediği izlenimini vermektedir. Bazı kelamî görüşleri şöyledir: “Âlem cevher ve arazlardan oluşur. Renk hariç hiçbir cevher arazsız olamaz. Değişik cisimleri oluşturan bütün cevherler mahiyet itibariyle bir olup onların farklı olmalarını sağlayan şey taşıdıkları arazlardır. Arazlar cisimlere, cisimler de arazlara dönüşemez. Canlının doğrudan doğruya kendisinde meydana getirdiği arazlar devamsız, bunların dışındakiler ise devamlıdır. Bütün cisim ve arazlar görülebilir. Hayat araz, ruh ise cisimdir. Allahü tealanın sıfatları zatî ve fiilî kısımlarına ayrılır. Zatî sıfatların başında kıdem yer alır; zira Allahü tealanın en özel zatî sıfatı odur, hatta kıdem uluhiyetin hakikatidir. Allahü teala bizatihi kadim ve kadir olmakla yaratıklardan ayrılır. Allahü teala zatından dolayı âlim, kadir, hay ve kadimdir; yani zatı sıfatlarının illeti olup ilim, irade, kudret gibi zattan ayrı sıfatları yoktur. İrade sıfatı hadis olup herhangi bir mahalde bulunmaz.” Bu görüşü ile Ehl-i Sünnet'ten dolayısı ile Müslümanların çoğunun yolundan ayrılmıştır.

Allahü teala dünyada da ahirette de gözle görülemez. Cübbaî, Ehl-i Sünnet'in, “O gün parlak yüzler vardır, rablerine bakarlar.” manasını verdiği Kıyamet suresinin 23. ayetini; “...rablerinin nimetlerini beklerler.” şeklinde tevil eder. Bu konuda öne sürülen hadisleri delil olarak kabul etmez. Böylece hak yoldan ayrılır. Cübbaî'ye göre peygamberlerin nübüvvetten önce bazı küçük günahlar işlemeleri mümkünse de bu nübüvvetten sonrası için söz konusu değildir. Velilerin keramet göstermesi imkânsızdır. İman, farz olan buyrukları yerine getirmektir. Büyük günah işleyen kişiye sözlük anlamı itibariyle “Mümin” dense de tövbe etmedikçe gerçek Mümin sayılmaz ve bu durumda öldüğü takdirde kafir muamelesi görür.

Cübbaî'nin kelamla ilgili alanların dışındaki bazı görüşleri de şöyledir: “İbadetler en az iki Sahabinin rivayet ettiği hadislerle sabit olur. Şer'î kaynaklardan biri olan icma, İslam âlimlerinin açıkladıkları hükümlerin muhalefetle karşılaşmadan yaygınlaşmasıyla gerçekleşir. Kıyasa dayanılarak namaz, zekat, kefaret ve had konularında yeni hükümler vazedilemeyeceği gibi usul kaideleri de konamaz.” Ona göre Kur'an'a ve akla aykırı bilgileri ihtiva eden her hadis uydurmadır, ravileri adil olsa da bu tür hadislere güvenilmez. Cübbaî tefsirle de ilgilenmiş, ancak bu konuda başarılı görülmemiştir. Zira Kur'an-ı Kerim'i tefsir ederken Arap dili kaidelerini dikkate almamış ve az sayıda bazı müfessirlerin görüşlerine başvurmuştur.

Kelam ilmi tarihinde önemli tesirler bırakan Cübbaî'nin görüşleri, başta oğlu Ebu Haşim, meşhur talebesi Eş'arî ve bazı konularda tesiri altında kalan Kadı Abdülcebbar olmak üzere çeşitli âlimler tarafından tenkit edilmiştir. Buna karşılık Cübbaî'nin görüşleri Huzistan ve Ahvaz civarında birçok taraftar bulmuş, Cübbaiyye adıyla anılan taraftarları, Mu'tezilî olan oğlu Ebu Haşim'in bile fikirlerini benimseyenleri tekfir edecek derecede aşırılığa sapmışlardır.

Eserleri: Cübbaî'nin 40.000 varakı (arkalı önlü bir sayfa) kelama dair olmak üzere 150.000 varak hacminde çeşitli eserler telif ettiği yolundaki rivayet hayli mübalağalı olsa da, onun velud bir müellif olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Başlıcaları tefsir, kelam ve fıkıhla ilgili yetmişe yakın kitabından hiçbiri günümüze ulaşmamıştır. Çoğu Mutezile olan kaynakların kendisine atfettiği eserler şunlardır: 1- Tefsirü'l-Kur'an, 2- Müteşabihü'l Kur'an, 3- Men yükeffer ve men la yükeffer, 4- Nakzü'l-ma'rife, 5- Nakzü'l-imame, 6- El Usul, 7- Kitab fi'r-red ala Ebi'l-Hüzeyl fi'l mahluk, 8- Nakzu Kitabi Abbad, 9- Kitabü'l Latif vb.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları