DARENDELİ ÖMER RIZAÎ

DARENDELİ ÖMER RIZAÎ Evliyanın meşhurlarından
A- A+

Evliyanın meşhurlarından. Darende'de 1170 (m. 1757) de doğdu. 1240 (m. 1824) yılında Hakk'ın rahmetine kavuştu. Medine-i Münevvere'ye defnedildi.

İlk tahsiline burada başladı ve Arap Fars dillerini öğrendi. Yirmi beş yaşlarında Hadim'e varıp Müftü Yeğen Efendi'den zahir ve batın ilimlerinde dersler aldı. Sonra tasavvufa yönelip Bursa'da mürşid-i kamil Seyyid Münzevî Abdullah Nasreddin hazretlerinin sohbet ve derslerine katıldı. Hocasının kalb aynasını parlatması için koyduğu şartları aynen yerine getirdi. Nefsininin isteklerine sırt çevirdi. Az yemek, az konuşmak, az uyumak ve çok ibadet etmekle tasavvuf yolunda ileri derecelere kavuştu. Hocasından icazet, diploma aldı.

Ömer Rızaî hazretleri bundan sonra yürüyerek hac etmeyi murad ettiler. Ancak bu sırada Osmanlı Devleti Rusya ile harp içerisine girmişti. Ulema ve şeyhler cihada katılmaya başlayınca, Seyyid Abdullah Efendi, Ömer Rızaî'den cihada iştirak etmesini istedi. Bunun üzerine Ömer Rızaî hazretleri asker ile İstanbul'a geldi. Ebu Eyyub el-Ensarî hazretlerinin kabr-i şerifini ziyaret ederek dua ve niyazda bulundu. Sonra Avusturya cephesine hareket ettiler. Avusturya kuvvetleri 30 bin asker ve 70 topla Yergöği'ni muhasara altına almışlardı. Osmanlı yardımcı kuvvetlerinin gelmesiyle kale önünde kanlı bir savaş oldu. Osmanlı askerinin zaferi ile neticelenen savaşta Ömer Rızaî Efendi kılıcı ve duası ile yardımcı oldu.

Gazadan dönünce tekrar Bursa'ya hocası Seyyid Abdullah hazretlerinin huzuruna geldi. Şeyh hazretleri ona pek çok dua ettikten sonra; “Şeyh Ömer! Yavrum şimdi bedeninizde kuvvet var iken Beytullah'ı hac etmeniz gerekir.” dedi. Bundan sonra ona bizzat hazırladığı hacı elbiselerini giydirdi. Eline bir koyun postu ile bir abdest ibriği ve on para da harçlık verdikten sonra; “Var yavrum Mevlam muinin, yardımcın olsun.” diye dua edip Fatiha okudular ve uğurladılar.

Ömer Rızaî Efendi köy ve kasabalara vardıkça camilerde ibadet ediyor, halka vaaz ve nasihatlarda bulunuyordu. Varsa o beldenin mübarek zatlarını da ziyaretten sonra yoluna devam ediyordu. Bu şekilde Rodos'a vardı. Bu sırada o havalide birbirlerine hasım ve düşman iki derebeyi taifesi vardı. Bunlardan birinin adamları Ömer Rızaî Efendi'yi karşı tarafın casusu diye tutup hapse attılar. Konuşturmak için çok sıkıştırdılar. Bu sırada yine karşı gruptan yakaladıkları bir adamı işkence ile öldürdüler. Ömer Rızaî Efendi'ye; “Şayet yarın da konuşmazsan seni de bu şekilde öldürürüz.” diye tehdid ettiler. O gece reisleri birkaç defa korkunç bir rüya ile uyandı. Ne zaman uykuya dalsa büyük bir felaket ve azap ile karşı karşıya kalmakta idi. Sabah erkenden adamlarını toplayıp; “Bu ne hâldir bir günahsıza zulüm mü yaptık?” diye sordu. Adamlarından bir tanesi dün bir kişi yakalamıştık. Devamlı hapishanede namaz kılıyor ve dua ediyor diye bildirdi. Reis onun derhal huzuruna getirilmesini bildirdi. Böylece Ömer Rızaî hazretlerini reisin huzuruna getirdiler. Reis, Şeyhin ayaklarına kapanıp affedilmesi için yalvardı, ne dilerse vereceğini söyledi. Ömer Rızaî Efendi hakkını helal ettiğini bildirip serbest bırakılmasını istedi.

Rodos'ta kırk gün kadar kalan Şeyh hazretleri, Hasan Kapudan ismindeki bir şahsın yardımıyla gemi ile Kahire'ye geldi. Burada Camiü'l-Ezher'deki ulema ile sohbet etti. Camilerde vaazlar verdi. Hac mevsimi geldiği zaman Mısır hacılarıyla Süveyş'ten Yenbua'ya, oradan da Medine-i Münevvere'ye vasıl olup, Peygamber Efendimizin mübarek kabr-i şeriflerini ziyaretten sonra Mekke'ye vardılar.

Ömer Rızaî hazretleri hac vazifesini ifadan sonra iki sene Mekke'de mücavir olarak kaldı. Bu zaman içinde geceleri Harem-i şerifi tavaf etti, namaz kıldı, Allahü tealayı zikirle meşgul oldu. Mekke tüccarından bir kimse kendisine her gün bir tas çorba hazırlar ve onunla idare ederdi. İki sene sonraki hacılarla tekrar Medine'ye geldi ve Peygamber Efendimizin kabrini ziyaretten sonra mukaddes beldelere veda etti. Dönüşte Kahire'ye vasıl olduklarında bir camide vaaz ü nasihatla meşgul iken Mısır Valisi İzzet Mehmed Paşanın dikkatini çekti. Paşa, Ömer Efendi'nin ilim ve ihlastaki yüksek derecesini görerek onu ilim meclislerine davet etti. Bunu duyan Mısır'ın en değerli âlimleri meclisine gelerek Ömer Efendi'nin sohbetine katıldılar.

Diğer taraftan İzzet Paşa sadaret emeli ve arzusu ile de dolu idi. Nitekim o bu maksadla Ömer Efendi'den dua buyurmasını istedi. Bunun üzerine Ömer Rızaî Efendi; “Bizim elimizde bir şey yoktur. Allahü teala ne dilerse o olur. Dua edelim haklarında hayırlısı olsun.” buyurdular. Sonra bir camide kırk gün ibadet ve zikirle meşgul oldu. Kırk günün sonunda murakabeye daldığı bir sırada Peygamber Efendimizi gördü. Resulullah Efendimiz İzzet Paşayı kır bir atın üzerine bindirip; “Var Allahü tealanın kullarının hizmetini güzelce gör.” diye emir buyurdular. Ömer Rızaî Efendi ertesi gün huzuruna gelen İzzet Paşanın adamlarına; “Paşanızın muradları hasıl oldu.” diye müjde verdi. Nitekim İzzet Paşanın bu müjdeyi aldığı gün çok geçmeden İstanbul'dan davetçi tatar, postacılar gelerek kendisine sadaret verildiğini bildirdiler. İzzet Paşa müjdenin tahakkuk etmesi üzerine Ömer Rızaî Efendi'ye pek çok teşekkür ettikten sonra onu İstanbul'a davet edip nerede isterlerse o mahalde bir tekke veya medrese inşa ettireceğini bildirdi. İzzet Paşaya muvaffak olması için dua eden Ömer Rızaî hazretleri; “İnşaallahü teala mübarek beldeleri bir kez daha ziyaret ve sıla-i rahmden sonra saadet kapısına, İstanbul'a geliriz.” buyurdu.

İzzet Paşa, 1209 (m. 1794) senesi Rebiülevvel ayında İstanbul'a geldi. Ömer Rızaî Efendi ise Kudüs-i şerif, Şam ve Halep'ten sonra doğum yeri olan Darende'yi de ziyaret etmek istedi. Darende'ye üç saat mesafedeki bir köyde namaz esnasında bir şahıs kendisini tanıyıp süratle Darende'ye geldi ve Ömer Efendi'nin geldiğini bildirdi. Şehir halkı bu mübarek velîye hürmet için bir saat mesafeye kadar yürüp kendisini karşıladı. Kardeşi Ebu Bekr'in hanesinde bir gece misafir kalan Ömer Rızaî Efendi, daha sonra İstanbul'a gelerek Eyyub'da Yazılı Medreseye teşrif buyurdular.

İzzet Paşa, Şeyh hazretlerinin geldiğini haber alınca, sadık dostu, müderris Abdülhalim Efendi'ye; “Halim mollamız! Mısır'da bir zat-ı şerifle tanıştık. Hicaz ve Rum'u gezdim böyle içi ve dışı mamur, mücahid, keşf ve keramet sahibi bir mürşid-i kamil görmedim. Bu tarafa teşrif etmelerini arzuluyordum. Şimdi Eyyub'a gelmişler. Yarın selamımızı tebliğ edip ve görüşüp hatır-ı şeriflerini sual ediniz. Şayet İstanbul'a gelirlerse kendilerine ya bir tekke veya bir medrese yaptırmayı vaateylemiş idim. İnşaallahü teala muvaffak olup bina ederim. Bu hususları size ısmarlıyorum. Gerek tekke, gerekse sair hususları iyice gör” diyerek tenbih etti. Ertesi gün Ömer Rızaî Efendi'nin yanına gelen Abdülhalim Efendi, kendisine İzzet Paşanın selamlarını ve arzularını bildirdi. Ömer Rızaî Efendi ise; “Azizim! Efendim Münzevî Abdullah Nasırüddin hazretlerinin ahir vakitleridir. Kendilerini ziyaret etmedikçe cevap vermeye cesaret edemem.” buyurdu. Bunun üzerine İzzet Paşa bereketlenmek ve dualarına kavuşmak için Ömer Rızaî Efendi'ye, Münzevî Abdullah Efendi hazretlerinin dergahlarına verilmek üzere bir çalar saat ve talebelere dağıtılmak üzere 500 kuruş gönderdi.

Ömer Rızaî Efendi Bursa'ya gelerek hocasını ziyaret ile başından geçenleri naklettikten sonra; “Efendim emriniz olur ise yine Hicaz'a gideyim.” diye sordu. Abdullah Efendi ise; “Yok yok Şeyh Ömer, madem ki İzzet Paşa vaat eylemişler. Hayra mani olmayalım. Hayra delalet eden, yol gösteren, yapan gibidir, sözü gereğince bir fukara meskeni ihya olsun, yapılsın. Sonunda yine Hicaz'a gidersiniz.” buyurdular. Bunun üzerine bir müddet daha Bursa'da kalan Ömer Rızaî Efendi, sonra Eyyub'a gelerek görüştükleri Abdülhalim Efendi'ye İstanbul'a ikamet edeceğini haber verdi. Bunun üzerine Abdülhalim Efendi, İzzet Paşa ile görüşerek Eyyub'da Ömer Rızaî Efendi için bir bahçe satın aldı. İçerisinde bir tekke ve hane yapılması için emirler verdi ve her türlü ihtiyaçlarını gördü. Abdülhalim Efendi bu arada Ömer Rızaî Efendi'nin sohbet ve nasihatlarıyla tasavvuf yolunda ilerledi. O, Nur-ı Osmaniye ve Bayezid Camilerinde sarf, nahiv, mantık, meani, akaid ve usul-i fıkıh dersleri de veriyordu. Bir gün Ömer Rızaî Efendi kendisine; “Halim Efendi! Allahü tealanın kerem-i inayeti olarak çok hizmetlerimizde bulundunuz. İnşaallah zayi olmaz.” diye dualar ettikten sonra kendisinden bir istediği, bir muradı olup olmadığını sordu. Bunun üzerine Abdülhalim Efendi; “Efendim bir muradım vardır. 1192 (m. 1778) senesinde hacc-ı şerifte iken Medine-i Münevvere'de medreseler gördüm. Onlardan birine gitmek Mevlaya niyazımdır.” dedi. Ömer Rızaî hazretleri bir müddet düşünceye daldıktan sonra; “Medine-i Münevvere'de Ağa Medresesi müderrisi Hadimîzade Mehmed Said Efendi ihtiyar olmuşlardır. Ahirete göçtükleri zaman nasip sizindir.” buyurdular. Bu konuşmanın üzerinden üç ay geçtikten sonra Şeyhü'l-haremden gelen bir yazıda müderris Said Efendi'nin vefatı bildiriliyordu. Bunu haber alan müderris Abdülhalim Efendi derhal Ömer Rızaî hazretlerine koşarak; “Aman efendim, sözleriniz gerçekleşti. Benim için Paşaya istekte bulunur musunuz?” diye rica etti. Bunun üzerine Ömer Rızaî Efendi Medine'deki Ağa Medresesi müderrisliğine Abdülhalim Efendi'nin uygun olduğunu bildiren bir yazı gönderdi. İzzet Paşa bu teklifi derhal kabul ederek Abdülhalim Efendi'yi Medine-i Münevvere'deki Ağa Medresesine müderris tayin etti. Ömer Rızaî Efendi, Abdülhalim Efendi'ye; “Halim Efendi siz gayri işlerinizle meşgul olunuz. Mevla selamet versin. Lakin bizim işlerimizi görecek ve Paşa ile aramızda irtibatı sağlayacak bir kimsemiz yoktur. Sizin mizacınıza uygun bir kimseyi bu işle görevlendiresiniz.” dedi. Bunun üzerine Abdülhalim Efendi talebelerinden Şeyh Efendi'yi, İzzet Paşaya götürerek durumu arzetti. İzzet Paşa, Şeyh Efendi'ye; “Göreyim seni güzelce hizmet eyleyüp dualarını alırsanız iki cihanda selamet bulursunuz. Zira Hicaz'ı ve Rum'u gezdim böyle keşfi açık bir mürşid, rehber görmedim. Her ne isteği olursa gelip derhal bize haber ver.” buyurdu.

Bundan sonrasını Şeyh Efendi şöyle nakletmektedir: 1211 (m. 1796) senesinde tekkenin inşasını tamamladık. Ancak mimar, işi iyi tutmadığından bina pek muhkem olmadı. O seneki kış da çok şiddetli geçiyordu. Pek çok eziyetlere maruz kaldık. Bir gün İzzet Paşa tebdil-i kıyafetle Eyyüb'daki dergaha geldi. Şeyh hazretlerinin sohbeti ile şereflendi. Şeyh hazretleri hiç bir sıkıntısından bahsetmeyip hayır duada bulundu. Bu sırada Rusya Çariçesi Katerina'nın İslam düşmanlığından ve kabul edilemeyecek tekliflerinden bahsedip dualarını istedi. Şeyh hazretleri ise; “Gönlünü ferah tut. İnşaallahü teala kısa bir zaman sonra habisin ölüm haberini alırsın.” buyurdu. Öte yandan binanın hâline vâkıf olan İzzet Paşa, saraya döndükten sonra ilk olarak mimar ağayı azledip yerine başkasını tayin etti. Bu sırada Katerina'nın ölüm haberini de alan İzzet Paşa çok memnun oldu. Bunun şükranesi olarak daha önce yaptırdığı tekkesine bitişik yan bahçeyi satın aldı ve oraya Şeyh için bir ev yaptırdı.

Yine o tarihlerde bir gün İzzet Paşa tebdil-i kıyafetle Eğrikapı dışında Savaklar denilen mahaldeki bir dergaha gelmişti. Şeyh efendimize de haber göndererek oraya getirttirdi. Sohbet esnasında bir ara İzzet Paşa Kaptan-ı derya Küçük Hüseyin Paşanın uygunsuz hareketlerinden ve beytülmali lüzumsuz yere sarfetmesinden bahsederek kendisinin uygun bir şekilde defedilmesi arzusunda olduklarını bildirince Şeyh hazretleri; “Bu fakir cellad olmak için gelmedik. Bizlerden o şekilde bir iş meydana gelmez ve gelmesine dahi ihtimal yoktur. Zira Hüseyin Paşanın pek çok fakir, fukara, çaresiz ve kimsesizi vardır. Onların geçimlerine cenab-ı Hak onu vesile kılmaktadır. Şayet bir tekke bina eyledim diye yüzüme kakarsanız bana tekke lazım değildir.” diyerek üzüntülü bir hâlde dergahı terk etti. O gün Hicaz'a gitmeye niyet eyledi. Ancak o gece rüyasında Peygamber Efendimizi gördü. Peygamber Efendimiz dergaha gelerek; “Şeyh Ömer bu dergah Allahü tealanın ve benim rızam ile bina edilmiştir. Kırka kadar (hicri 1240 yılına kadar) burada otur, sonra gelirsin.” buyurdular. Bu emir üzerine Ömer Rızaî hazretleri 1240 (m. 1824) yılına kadar dergahta ikamet etti. Bu müddet zarfında nice fukara, dervişan, mürşidler, mücahidler, devlet adamları gelerek sohbetine erdiler. Nasihatlarından istifade ettiler. Duaları ile bereketlendiler.

Şeyh hazretleri zaman zaman mahalleleri, kahveleri dolaşır, garip, kimsesiz, yetim ve yoksulları bulur, ihtiyaçlarını görürdü. Dergahta kaldığı 30 yıl boyunca hükümet kapısına bir defa bile gitmedi. Daima sünnet-i seniyye üzere hareket edip dünya işlerini dahi niyetini halis kılmayınca, Allah rızası için düşünmeyince işlemezdi. Devlet ileri gelenlerinden kimsenin konağına gitmezdi. Bazan gitmeleri icab ettiğinde çok az kalırlar, nasihatlarda bulunurlar, yemeğe kalmazlardı. Çok ısrar ettiklerinde, ancak birkaç lokma alırlardı. Sebebini sorduklarında; “Şöhrete sebeb olur. Şöhret ise afettir.” buyururlardı.

Hafız İsmail Paşa, Ömer Rızaî hazretlerinin zaman zaman ziyaretine gider ve dualarını istirham ederlerdi. 1220 (m. 1805) yılında Sadaret makamına geldikleri zaman bir gün Sultan Üçüncü Selim Han; “Seksenbin asker hazır eyledim. Tuna boyuna göndermek muradımdır.” diye emir buyurdular. Bu emri alan İsmail Paşa derhal Şeyh hazretlerine gelerek durumu bildirdi ve teveccühleri ile hayır dualarına mazhar olmak istedi. Lakin Ömer Rızaî hazretleri hiç bir söz beyan etmedi. O gece rüyalarında Ebu Eyyub el-Ensarî hazretlerinin türbe-i şeriflerine davet olundu. Vardıklarında kıbleyi şerife karşı oturan iki muhterem zat gördü. Onlar da Ömer Rızaî Efendi'yi gördüklerinde; “Gel ya Şeyh Ömer! Bizleri bilir misin? Ben Fatih Sultan Mehmed'im bu da oğlum Bayezid'dir. Sultan Selim oğlum Tuna cihetine asker göndermek ister. Ancak şimdi vakti değildir. Terk eylesün. Fesada sebeb olur, haber ver.” diye emir buyurdu. Ömer Rızaî hazretleri bu vakayı derhal İsmail Paşaya yazarak haber verdi. Bunun üzerine harp ilanından vazgeçildi. Ancak 1806'da sadarete getirilen İbrahim Hilmi Paşa döneminde Rusya'ya harp ilanı ile çıkan savaş ülke içinde fitne çıkarmak isteyen Nizam-ı Cedid düşmanlarını harekete geçirdi. Kabakçı Mustafa adındaki bir asinin liderliğinde kısa zamanda büyüyen isyan, Üçüncü Selim Han'ın tahttan indirilmesine ve nihayet şehid edilmesine kadar vardı.

Ömer Rızaî Efendi, 1240 (m. 1824) yılı olduğunda, o senenin surre-i hümayun emini Veliyyüddin Paşa ile birlikte Mekke-i Mükerreme'ye doğru yola çıktı. Şam'da sürre alayından ayrılarak Mısır'a geldi. Burada ulemadan Tayyibizade Hafız Ali ve Derviş Mehmed efendilerle tanıştı. Onların içinde bulunduğu hacılar kafilesi ile yola devam etti. Üç yüz civarında olan hacı taifesi dört kafile halinde hareket ediyordu. Ömer Rızaî Efendi'nin kafile başısı bedevî şeyhlerinden Şeyh Hasan namında birisi idi. Şeyh hazretlerine derin bir muhabbet ve saygı duyuyor ve itaatta kusur etmiyordu. Dört kafile çölde ilerlerken bir dağ arasına geldiklerinde burada durmak hiç âdet olmadığı halde Şeyh hazretlerinin emri üzerine mola verdiler. O gece Hafız Ali şiddetli bir hastalığa yakalandı. Şeyh hazretlerine; “Perişan bir hâldeyim korkarım sizden ayrılacağım.” dedi. Şeyh hazretleri ise; “Korkmayın siz sâlimen hac idüp İslambol'da evlad-ı iyalinize kavuşursunuz. Lakin benim kendimden ümidim yoktur. Gelin vasiyet edeyim.” dedikten sonra, vefat ettiğinde kendisini çölde bırakmayıp Medine-i Münevvereye götürmelerini istedi.

Nitekim tekrar yola koyulduklarından bir müddet sonra Şeyh hazretleri hastalandılar. Güçlükle yola devam ediyorlardı. Yine bir konak yerinde Hafız Ali Efendi'ye; “Bizim vaktimiz tamamdır. Heybedeki emanetleri al İslambol'da evlatlarımdan kalan kimseye götür.” diye rica etti. Sonra Şeyh Hasan'ı yanına çağırıp, mutad üzere saat sekizde yola çıkmak gerekirken öğle sırası hareket etmesini söylediler. Şeyh Hasan bütün ısrarlara rağmen o sabah kafileyi hareket ettirmedi. Hatta kafilenin biri kendisini dinlemeyip hareket etti. Şeyh Hasan birkaç saat sonra hareket emrini verdi. Bir müddet gittikten sonra Ömer Rızaî hazretlerinin; “Allah!” diyen sesi duyuldu ve Ömer Rızaî hazretleri, Hakk'ın rahmetine kavuştu. Az daha gittikten sonra Şeyhin hareketi tehir ettirmekteki gayesi ortaya çıkmıştı. Söz dinlemeyip hareket eden hacı kafilesi ise, eşkıyanın hücumuna uğramış, içlerinden on bir kişi öldürülmüş ve hepsinin malları gasp edilmişti.

Bundan sonra Şeyh Hasan, Hafız Ali Efendi'ye dönerek; “Kaidemiz budur ki kafile içinde bir cenaze olduğu zaman bulunduğu mahalle defnolunur. Merhum efendimizin ise Medine-i Münevvere'ye defnedilmeleri hususunda vasiyeti var. Bizim develer geç giderler bu sebeple güzel bir hecin devesi alıp önden gönderelim.” diye teklif etti. Bunun üzerine Hafız Ali Efendi yirmi üç buçuk riyale bir deve kiraladı, deveciye de durumu izah ettiği bir tezkire yazıp teslim ederek gönderdi. Bulundukları yer Medine-i Münevvere'ye 16 saatlik bir mesafede idi. Devecibaşı da nasıl olduğunu anlayamadan bir saat içinde Medine'ye girdi. Gördü ki cemaat da hazır beklemektedir. Ömer Rızaî Efendi, Babüsselam tarafında üç sıra kabir sağda ve üç sıra kabir solda kalmak üzere orta sıraya bab-ı şeriften kırk adım mesafeye defnolundu. Vefatında yetmiş yaşında idi. On kadar evladı olup, vefat ettiğinde sadece Abdülkadir ve Muhammed Kadri isimlerindeki evlatları hayatta bulunuyordu.

“Menakıb-ı Darendeli Ömer Rızaî” (“Millet Kütüphanesi”, Ali Emiri Şeriyye No: 1096/1)

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları