DAVUD ZAHİRÎ

Davud bin Ali el-İsfehanî Fıkıh ve hadis âlimi
A- A+

Fıkıh ve hadis âlimi. İsmi, Davud bin Ali el-İsfehanî, künyesi Ebu Süleyman olup, zahiriye mezhebinin kurucusu sayıldığı için Davud Zahirî diye tanınır. Aslen İsfehanlı olup 202 yılında Kufe'de doğmuştur. Babası Hanefî mezhebine mensup idi. Davud İsfehanî, Bağdat'ta çok sayıda üstaddan ders aldı. İmam Şafiî'nin talebelerinden ders aldı. İmam Şafiî'ye büyük bir hayranlık duydu. Onun menkıbelerini ilk yazan kişi olarak tanındı. Şafiî mezhebine geçti. Bu arada Bağdat, Nişabur gibi beldelerde hadis dinleyip rivayet etti. Sonradan kıyas ve taklidin aleyhinde bir tavır benimseyerek, fıkhî meselelerin hallinde yalnızca kitap ve sünnetin zahirini esas alan mezhebini kurdu. Bu mezhebe bundan dolayı Zahiriyye mezhebi denildi. Davud İsfehanî, 270 (m. 883) senesinde Bağdat'ta vefat etti. Zayıflığından ve renginin sarılığından dolayı usfuru'ş-şevk (çalıkuşu) lakabıyla tanınan oğlu Ebu Bekr Muhammed de meşhur bir hukukçudur.

Babasının vefatında yaşı küçük olduğu hâlde, onun yerine geçti ve fıkıhta hayli kitap yazdı. Zahi rî mezhebi bilhassa Endülüs'te yayılmış ve hicri sekizinci asra kadar devam etmiştir. Endülüs'teki Muvahhidi hükümdarı Emir Ya'kub 595 (m. 1198), Zahi rî mezhebini resmi mezhep yapmış ve hatta Mali kî mezhebini yasaklamıştı. Davud Zahi rî, kendi fıkhını büyük bir kitap hâ linde yazmıştır. Aynı zamanda Zahi rî usul-i fıkhını da müstakil bir kitap hâ linde tedvin etmiştir. Güzel, açık ve kuvvetli bir hitabeti vardı. Hazırcevap idi. Sözlerine güçlü deliller getirmekte mahir idi. Sürat-i intikal sahibi idi. Ebu Zür'a, onun hakkında şöyle der: “Eğer o, ilim sahiplerinin yetindiği şeyle iktifa etseydi, sanırım ki bid'at ehlini, sahip olduğu beyan ve delilleriyle ezerdi.” Davud Zahi rî, hak bildiği şey uğrunda cesaretle hareket ederdi. Onu söylemekten çekinmez ve kimsenin kınamasından korkmazdı. Ancak re'yini açıklaması, ilim tahsiline mani olacaksa ilimin hatırı için susardı. El-Müsta lî şöyle der: “Davud bin Ali el-İsfeha nî'nin, İshak bin Raha veyh ile ilmi münazarada bulunduğunu gördüm. Davud'dan önce de, sonra da hiç kimsenin böyle yaptığına şahit olmadım. Çünkü herkes, İshak bin Rahe veyh'in heybetinden buna cesaret edemezdi”. Davud Zahi rî, böyle cüretli görüşlere sahip olmakla beraber, aynı zamanda ibadet ehli, züht ve takva sahibi idi. Maişet bakımından pek az bir şeyle iktifa ederdi. Bununla birlikte çok muttaki olduğu için hediye de kabul etmezdi. Devlet adamlarından birisi ona hâ lini dü zeltmesi için bin dirhem göndermişti. Davud, bunu hizmetçiyle geri çevirmiş ve şöyle demiştir: “Seni gönderen kimseye söyle: O, beni hangi gözle görmüş ve nasıl bir ihtiyaç içinde olduğumu duyup bunu seninle bana göndermiş, merak ediyorum doğrusu!” 

Davud Zahi rî; züht, takva ve ibadet ehli olduğu kadar; büyük bir tevazu sahibiydi. İlmi ve ibadetiyle kendisini hiç kimseden üstün görmezdi. Bununla beraber cesareti, hakkı söylemekten çekinmemesi ve en mühimi de kıyası reddetmesi sebebiyle çok kimsenin muhalefetini çekmiştir. Davud Zahi rî'nin kavillerine itibar edilip edilmeyeceği hususunda ulema ihtilaf etmiştir: Ebu İshak İsferayi nî ve İmamü'l-Hare meyn, kıyasa karşı olduğu için Davud Zahi rî'nin kavillerine itibar edilmeyeceğine kaildir. Ebu Amr bin Salah ise, Davud Zahi rî'nin ce lî kıyası değil, istihsanın bir türü olan ha fî kıyası reddettiğini, ce lî kıyası inkar edenin İbn-i Hazm olduğunu, bu sebeple Davud'un ce lî kıyasa muhalif olmayan kavillerinin muteber sayılacağını söylemektedir. Ebu Hamid, Maver dî, Ebu Tayyib gibi ulema ise Davud Zahi rî'nin kavillerinin her hâlde muteber olduğu kana atindedir. İbnü's-Süb kî de, Davud'un icma'ya aykırı olmayan kavillerinin nazar-ı itibara alınacağını kaydetmektedir. Bu hususta İmam Neve vî'nin Tehzibü'l-Esma kitabında geniş malumat bulunmaktadır. 

Kavillerinin esas alınmasına kail olanların, Davud Zahi rî'yi müstakil bir mezhep kurucusu olmaktan ziyade, Şa fiî mezhebinde müçtehit olarak gördükleri anlaşılmaktadır. Davud Zahi rî, “Ellerinizin altında bulunan kölelerden mükatebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır görüyorsanız, hemen mükatebe yapın.” mealindeki ayetin (Nur suresi: 33) zahirine bakarak, kazanmaya muktedir ve emin kölenin efendisine kitabet, yani çalışıp kazanarak bir bedel ödeme karşılığında azatlanması teklifini efendinin kabule mecbur olduğunu söyler. Hâlbuki bütün ulema bu ayetin hükmünü edbe yormuş, efendinin kitabet teklifini kabul etmeye mecbur olmadığını ictihad etmişlerdir. Çünkü kimse malında iradesi haricinde tasarruf etmeye zorlanamaz. Bir başka misal, Davud Zahi rî, “Kadınları boşayacağınızda iki adil şahit getirin.” mealindeki ayetlerin (Talak suresi: 1-2) hükmünü de zahire hamlederek, talakta iki şahit tutulmasını şart görmüştür. Hâlbuki diğer bütün müçtehitler, bunu müstehab kabul etmişlerdi. Bir başka misalde, Davud Zahi rî'nin, faizin, sadece hadis-i şerifte sayılan altı şey, yani altın, gümüş, buğday, arpa, tuz ve hurmada cereyan edeceğine kail olmasıdır. Zahi rî mezhebinde, hakkında nass olmayan meseleler, istishab kaidesince mübah kabul edilir. Davud Zahiri'nin, kıyası tanımadığı hâlde, delil adını vererek kıyasa müracaat etmek zorunda kaldığı söylenir. Davud'un delil dediği, fıkhi istidlalden başka bir şey değildir. Nitekim; “Her sarhoşluk veren şey şaraptır. Her şarap haramdır.” hadisinden, sarhoşluk veren her şeyin haram olduğu neticesi çıkmaktadır. Buna kıyas-ı matvi (dürülgen kıyas) de deniyor.

El-Muvaddah isimli eserin sahibi ve İbnü'l Mugallas olarak meşhur Ebü'l-Hasan Abdullah bin Ahmed ve Deylem meliki Adudüddevle'nin isteği üzerine Şiraz'dan Bağdat'a gelerek Zahiriyye mezhebini yayan Ebü'l-Hasan Abdülaziz bin Ahmed el-Hara zî bu mezhebin önde gelen fakihlerindendir. Bununla beraber Zahiriyye mezhebinin esasları, Endülüslü İbn-i Hazm tarafından nakledilmiştir. Bu sebeple İbn-i Hazm, Zahiriyye mezhebinin ikinci kurucusu sayılır. İbn-i Hazm, kelam, hadis, fıkıh ve edebiyatta mahirdi. Önceleri Şa fiî mezhebindeydi. Felsefeyle yakından meşgul olmuş; Şa fiî mezhebinden ayrılarak Zahi rî mezhebini benimsemiştir. Ancak Davud'dan ileri giderek, kıyasın her türlüsünü ve taklidi reddetmiştir. Bu sebeple ulema tarafından Ehl-i Sünnet harici görüldüğünü Şihrista nî Milel ve Nihal kitabında bildiriyor. Zahi rî lerden İbn-i Hazm'ın temsil ettiği görüşler, Selef-i salihin, manası açık olmayan nassları tevil ettikten sonra ortaya çıktığı için icma'ya aykırı görülmüş ve nazara alınmamıştır. Çünkü Selef bir hususta ihtilaf ettiği zaman, onların ihtilaf ettiği görüşlerin dışında başka bir görüş ileri sürmek icmaya aykırıdır. Ayrıca İbn-i Hazm, ulemanın ileri gelenleri hakkında tezyif edici sözleri ve nezaket hududunu aşan tenkitleri sebebiyle ilmi çevrelerde tasvip görmemiştir. İbn Hazm'ın füru-ı fıkıhtaki görüşlerini anlattığı El-Muhalla adlı eseri meşhurdur. Kitabü'l-İmameti ve'l-Hilafe fî Siyeri'l-Hülefa adlı kitabı kıymetlidir. Usul-i fıkıhta El-İhkam fî Usuli'l-Ah kâm ve kıyasa reddiye olarak İbtatü'l-Kıyas adlı eserleri vardır.

Eserleri: Davud Zahi rî'nin 150 kadar eseri olduğu kaynaklarda zikredilmektedir. Ancak bu eserlerin hiçbirigünümüze ulaşmamıştır. Bunlar arasında; El-İzah; El-İfsah, Kitabü'l-usül; Er Reddü ala ehli'l-ifk, Sıfatü ah lâ ki'n-nebi, İbtalü't-taklid, İbtalü'l-kıyas vb. önemli olanlarıdır.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları