Endülüslü hadis, tefsir ve Malikî mezhebi fıkıh âlimlerinden. Künyesi, Ebu Bekr olup; ismi, Muhammed bin Abdullah bin Muhammed bin Abdullah, bin Ahmed bin el-Arabî'dir. Ebu Bekr bin el-Arabî Endülüs âlimlerinin sonuncusudur. Hadis, tefsir, fıkıh ilimleri yanı sıra, kelam, usul-i fıkh, tarih ve edebiyat ilimlerinde de söz sahibiydi. Şarka (yani Şam, Musul, Bağdat gibi şehirlere) giden Ebu Bekr İbnü'l-Arabî hazretlerinin, "Ahkamü'l-Kur'an" adlı eserinin ikinci cüzünün kapak sayfası (sağda) ve ilk sayfası (solda). İbnü'l-Arabî bu eserde Kur'an-ı Kerim'in sadece ahkâm ayetlerini tefsir etmiştir. Âlimlerden hiçbiri, Ebu Bekr İbnü'l-Arabî kadar ilim ile mücehhez bir hâlde Endülüs'e dönmemiştir.
Ebu Bekr İbnü'l-Arabî, 468 (m. 1076) senesinde İşbiliyye'de (Sevilla'da) doğdu. Babası Abdullah bin Muhammed ve dayısı Ebü'l-Kasım el-Hasan bin Ebu Hafs el-Hevzenî âlimdiler. Ebu Bekr bin el-Arabî ilk tahsilini bu iki zattan aldı. Ayrıca Ebu Abdullah bin Ahmed es-Serakustî'den de ders aldı. Bu üç zat, Ebu Bekr İbnü'l-Arabî'nin ahlâkının güzel, idrakinin geniş, zekasının ve ilminin mümtaz olmasında yardımcı oldular. Kendisi; "Dokuz yaşında, Kur'an-ı Kerim'i iyice ezberledim." demektedir. On altı yaşında kıraat, şiir ve lügat ilimlerini çok iyi öğrendi ve bu ilimlerde söz sahibiydi.
On yedi yaşına geldiği 485 (m. 1092) senesinde, babası ile birlikte İşbiliyye'den ayrılarak Kuzey Afrika'ya geçtiler. Burada Cezayir'in Bicaye liman şehrinde bir müddet kaldılar. Bu beldenin Ebu Abdullah el-Külaî gibi meşhur ve Ebu Bekr İbnü'l-Arabî hazretlerinin Fas'ın Fez şehrinde bulunan türbesi (solda) ve türbe içindeki kabri (sağda) büyük âlimlerinden ders aldı. Sonra doğuya doğru giderek, Tunus'un Mehdiyye limanına geldiler. Ebu Bekr İbnü'l-Arabî burada ise; Ebü'l-Hasan bin Ali bin Muhammed bin Sabit ve Ebu Abdullah Muhammed bin Ali el-Mazerî'den ders aldı. Burada ayrıca "El-İşarat" kitabının şerhlerini ve birçok kitap okudu. Mısır'a doğru yola çıktıklarında, denizde fırtınaya yakalandılar. Bu durumu Ebu Bekr İbnü'l-Arabî şöyle anlatır: "Biz, kabirden ölünün çıkması gibi, denizden Ka'b bin Süleym diyarına çıktık. Çok yorgun ve bitkin idik. Biz, Ka'b bin Süleym'in yanına sığındık. Ka'b bin Süleym bizi yedirdi, içirdi, bize giyecek verdi."
Ebu Bekr İbnü'l-Arabî ve babası, Ka'b bin Süleym'in yanında fazla kalmayarak, Mısır'a doğru yola çıktılar. 485 (m. 1092) senesinin sonlarında Mısır'a geldiler. O zaman Mısır'da Ehl-i Sünnet âlimi azdı. İbnü'l-Arabî, Mısır'da; Ebü'l-Hasan el-Haleî, Ebü'l-Hasan bin Müşerref, Mehdi el-Verrak ve Ebü'l-Hasan bin Davud el-Farisî'den ilim tahsil etti. İbnü'l-Arabî, babasıyla Mısır'dan Kudüs'e gitti. O zaman Endülüs'ün Malikî mezhebi büyük âlimlerinden Ebu Bekr Muhammed bin Velid Tartuşî de Kudüs'te idi. İbnü'l-Arabî, Ebu Bekr Tartuşî ile görüşerek, ondan da ilim tahsil etti. Selçuklu nüfusu altında olan Kudüs'te yüksek seviyede dinî eğitim veren birçok ders halkası vardı. Ayrıca Hanefî ve Şafiî mezheplerine göre eğitim veren iki Nizamiye Medresesi vardı. İbnü'l-Arabî çeşitli ders halkalarına katıldı. Yapılan ilmî münazaraları takip etti. Kudüs'teki ilmî atmosfer ve Doğu İslam dünyasından gelen Hanefî fıkıh âlimleri onu çok etkiledi. Kudüs'te geçirdiği üç yıl onun için çok verimli olmuştur. Kudüs'ten Şam'a giden İbnü'l-Arabî, buradaki âlimlerden de ilim tahsil etti. Burada ilim tahsil ettiği âlimlerden bazıları şunlardır: Şafiî mezhebi fıkıh âlimi Ebü'l-Feth Nasr bin İbrahim el-Makdisî, Ebu Muhammed Hibetullah bin Ahmed el-Ekfanî, Ebü'l-Fadl İbnü'l-Furat Ahmed bin Ali. Burada İmamiyye ve Batıniyye mensuplarıyla ilmî münazaralar yapıp Ehl-i sünnet itikadını anlattı.
Şam'dan Abbasîlerin başşehri Bağdat'a giden İbnü'l-Arabî, burada da ilim tahsiline devam etti. Irak bölgesindeki ilmî birikim, eğitim ve öğretim usulü İbnü'l-Arabî'yi çok etkiledi. O dönemde ilme ve ilim adamlarına verilen değer sebebiyle Bağdat'ın ilim ve kültür merkezi olma özelliği daha çok artmıştı. Burada Nizamiye Medreselerine devam etti. Hanefî ve Şafiî âlimleriyle görüştü. Birçoğundan ders veya icazet aldı. Bağdat âlimlerinden, hadis, akait, usul-i fıkh, Arabî lisan ilimleri ve edebiyat ilimlerini tahsil etti. Bağdat'ta Ebü'l-Hasan el-Mübarek bin Abdülcebbar es-Sayrafî, Ebü'l-Hasan Ali bin Eyyub bin Ali el-Bezzazî, Ebü'l-Mealî Sabit bin Bündar el-Bakkal el-Mukrî, Kadı Ebü'l-Berekat Talha bin el-Hanbelî, Ebu Bekr Muhammed bin Ahmed bin Hüseyin bin Ömer eş-Şaşî, Ebu Âmir bin Sadun el-Abderî, Ebü'l-Hüseyin Ahmed bin Abdülkadir el-Yusufî, Ebu Zekeriyya Yahya bin Ali et-Tebrizî, Ebu Muhammed Ca'fer bin Ahmed es-Serrac el-Hanbelî, Ebu Bekr Muhammed bin Tarhan et-Türkî eş-Şafiî gibi birçok âlimden ilim tahsil edip, hadis-i şerif dinledi.
İbnü'l-Arabî, babasıyla birlikte daha sonra hac için Mekke-i Mükerreme'ye gitti. Orada hadis âlimi Ebu Abdullah el-Hüseyin bin Ali bin el-Hüseyin et-Taberî'den hadis-i şerif dinledi. Hac vazifesini yerine getirdikten sonra, tekrar Bağdat'a gitti. Bağdat'ta İmam-ı Gazalî'nin sohbetlerine iki sene kadar devam etti. 492 (m. 1099) senesinde, babasının ihtiyarlaması sebebiyle memleketlerine gitmek için yola çıktılar. İbnü'l-Arabî, yol üstündeki şehirlerde bulunan İslam âlimlerinden ilim tahsiline devam etti. Sonra babası ile birlikte İskenderiyye'ye geldiler. İbnü'l-Arabî, babasının vefat ettiği 493 (m. 1100) senesinde İskenderiyye'den ayrılarak, memleketi olan İşbiliyye'ye döndü. İşbiliyye'ye döndüğü zaman âlimlerden ve halktan meydana gelen büyük bir kalabalık tarafından karşılandı. Birçok âlim İbnü'l-Arabî'den ilim öğrenmek için evine akın ettiler. Bunun üzerine İbnü'l-Arabî evini medreseye çevirdi. Medresede birçok ilimden ders vermeye başlayan İbnü'l-Arabî'den; Kadı Iyad ve oğlu Muhammed bin Iyad, Ebü'l-Kasım Ebu Bekr İbnü'l-Arabî hazretlerinin, "Aridatü'l-Ahvezi fî şerhi't-Tirmizî" adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve Kahire'de Ezher Kütüphanesi'nde bulunan, başı ve sonu eksik olan yazma nüshasının 28. sayfası (solda). Bu eser İmam-ı Tirmizî'nin **"Camiu's-Sahih"**inin tamamına yapılan ilk şerhtir. Bu eser de Mısır'da, on üç cilt hâlinde basılmıştır. İbnü'l-Arabî'nin ilk yazdığı eserdir. Halef bin Abdülmelik, Ebu Abdullah Muhammed bin Mücahid el-İşbilî, Ebu Ca'fer bin Bazis, Ebu Abdullah Muhammed bin Abdurrahman el-Hazrecî, Ebu Abdullah Muhammed bin Abdullah bin Halil el-Kaysî, Ebü'l-Hasan bin en-Ni'me, Ebu Bekr Muhammed bin Hayr el-Emevî el-İşbilî, Ebü'l-Kasım Abdurrahman bin Muhammed bin Ceyş, Şarihü's-siyre Abdurrahman bin Abdullah es-Süheylî, Ebü'l-Abbas bin Abdurrahman es-Sakar el-Ensarî, Ebü'l-Hasan Ali bin Atik el-Kurtubî ve daha birçok âlim ilim öğrendi ve hadis-i şerif rivayet etti.
İbnü'l-Arabî parlak bir zekaya, kuvvetli bir hafızaya ve sağlam bir muhakemeye sahipti. Endülüs ve Doğu İslam dünyasının önemli merkezlerindeki zengin ilmî birikimi yakından tanıma imkanı buldu. Birçok ilim dalında derinleşti. Ülkesinde Malikî mezhebinin güçlü bir temsilcisi oldu. İlmî çalışmalarını daha çok tefsir ve hadis alanlarında yoğunlaştırmıştır. Her iki alanda da otorite sayılır. Tefsirde nakle dayanan metodu esas almış, dirayet tefsirinin nakle uygunluğuna özen göstermiştir. İtikatta Ehl-i sünnet mezhebinin Eş'arî kolunda olup Batınî denilen bid'at ehlini ve filozofları ağır bir dille eleştirmiştir. İbnü'l-Arabî hazretleri, kırk sene hocalık ve müftülük yaptı. Bu müddet zarfında elli civarında eser yazdı. Talebelere icazet verdi. 543 (m. 1148) yılında Mağrîb'den İşbiliyye'ye dönerken yolda vefat etti. Fez şehrinde Babülmahruk mevkiinde defnedildi. Ebu Bekr İbnü'l-Arabî hazretlerinin "El-Avasım mine'l-kavasım" adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve Mısır Milli Kütüphanesi'nde bulunan yazma nüshasının ilk sayfası (solda). Eshab-ı Kiram'ın büyüklüğü ve üstünlüğünün anlatıldığı çok kıymetli bir eserdir.
Eserleri: İbnü'l-Arabî hazretleri, dinî ilimlerin hemen her dalında birçok eser yazmıştır. Fakat bunlardan çok azı günümüze ulaşmıştır. İbn-i Ferhun on beş eserinin, Makkarî otuz eserinin adını vermiştir. Günümüz araştırmacılarından bazıları bu rakamı seksen sekize kadar çıkarmıştır. Yazdığı eserlerden bazıları şunlardır:
1- "Envarü'l-fecr fî tefsiri'l-Kur'an": Bu eseri İbnü'l-Arabî yirmi senede hazırlamıştır. Kitap 80.000 varak olup, yüz altmış bin sahifedir. Çok muazzam bir tefsir olan bu eser, elden ele dolaşarak telef olmuş, maalesef günümüze ulaşmamıştır.
2- "Ahkamü'l-Kur'an": Bu eserde, Kur'an-ı Kerim'in sadece ahkâm ayetlerini tefsir eden İbnü'l-Arabî, ayet-i kerimelerin fıkhî hükümleri ve bu hükümlerle, ilgili mezheplerin içtihatlarını beyan etmiştir. Bu eser (m. 1958) yılında Mısır'da, dört cilt hâlinde basılmıştır.
3- "Aridatü'l-Ahvezi fî şerhi't-Tirmizî": Bu eser İmam-ı Tirmizî'nin "Camiu's-Sahih"inin tamamına yapılan ilk şerhtir. Bu eser de Mısır'da, on üç cilt Ebu Bekr İbnü'l-Arabî hazretlerinin "Kanunü't-te'vil" adlı eserinin kapak sayfası (sağda), yazma nüshasının ünvan sayfası (ortada) ve ilk sayfası (solda). Eser, Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi 499 numarada kayıtlıdır. Hâlinde basılmıştır. İbnü'l-Arabî'nin ilk yazdığı eserdir. 4- "Kanunü't-te'vil", 5- "En-Nasıh ve'l-Mensuh fi'l-Kur'an", 6- "Kitabü'l-müşkileyn" ("Müşkilü'l-Kitab ve Müşkilü's-Sünne"),
7- "Kitabü'n-neyyireyn fî şerhi's-Sahihayn",
8- "El-Mesalik fî şerhi Murattaî Malik",
9- "Et-Tefsirü't-tafdil beyne't-tahmid ve't-tehlil",
10- "El-İnsaf fî mesaili'l-hılaf": Yirmi ciltlik bir eserdir.
11- "Kitabü setri'l-Avret",
12- "Siracü'l-müridin",
13- "El-Hilafiyyat",
14- "Tebyinü's-sahih",
15- "El-Mahsul fî usuli'l-fıkh",
16- "El-Avasım mine'l-kavasım": Çok kıymetli bir eserdir. 1347-1348'de İstanbul'da, 1985'te Beyrut'ta basılmıştır. Eshab-ı Kiram'ın büyüklüğü ve üstünlüğünün anlatıldığı bu eserde, Ehl-i Sünnet düşmanlarının Eshab-ı Kiram'dan bazıları hakkındaki asılsız iddiaları çok kuvvetli bir şekilde çürütülmüş, Ehl-i Sünnet'in haklılığı, tereddüde mahal bırakmayacak bir tarzda isbat edilmiştir.
17- "El-Kabes fî şerhi Muvatta",
18- "El-Emedü'l-aksa".
"El-Avasım mine'l-Kavasım" adlı eserden bazı bölümler: "Medine halkı, Yezid'i hilafetten hal'etmek istedikleri zaman, Abdullah bin Ömer, yakınlarını ve çocuklarını toplayıp: “Buna, Allah'ın ve Resulullah'ın halifesi olarak biat ettik. Allah'ın ve Resulullah'ın halifesi ile harp etmekten daha büyük gadr olmaz.” dedi. Abdullah bin Ömer, Yezid'e biat ederken; “Bu biat hayırlı ise razı oluruz. Kötü olursa sabrederiz.” dedi. Hamid bin Abdurrahman diyor ki: “Yezid'e biat olunurken, bir Sahabinin yanına gittim. Bana; “Yezid bu ümmetin hayırlısı değildir. Ondan daha âlimler, ondan daha şerefli kimseler var diyorsunuz. Ben ise, bu ümmetin birlik olmasını, ayrılıklarından daha çok severim. Ümmet-i Muhammed'in girip rahat ettiği bir yere giren kişi, rahatsız olur mu? Elbette olmaz.” dedi."
Yezid'in şarap içmesine gelince, buna inanmak için iki adil şahidin, gördüm diyerek haber vermesi lazımdır. Leys bin Sa'd; "Emirü'l-Müminîn Yezid, altmış dört senesinde vefat etti" dedi. Bu sözü, Yezid'in adaletini haber vermektedir. Onu adil bilmeseydi, Emirü'l-Müminîn demezdi. İmam-ı Ahmed bin Hanbel "Kitabü'z-zühd"de diyor ki, Yezid hutbe okurken; "Hasta olan kimse, en iyi amelini araştırıp, hep onu yapsın! En kötü amelini de araştırıp onu terk etsin!" dedi. Bu yazısı, Yezid'in sözünü hüccet kabul ettiğini gösteriyor. Ona şarap içmeyi, fasık ve facir olmayı iftira eden tarihçilerin utanmaları lazımdır. Tarihçilerin çoğu din bilgilerinden cahildirler. Bidat deryasına düşmüşlerdir. Çoğu Eshab-ı Kiram'ı ve Selef-i salihîn'i kötüleyebilmek için hadis uydurmaktan çekinmemişlerdir. Bunların maksatları din değil, dünya idi. İnsanların en zararlısı, zeki olan cahiller ve hilekâr olan bidat sahipleridir. Mal satın almak için adil olan tacir aranıyor da, Selef-i salihîn hakkında bilgi almak için dinden ve hele adaletten nasibi olmayanların sözleri, yazdıkları nasıl kabul olunur?
Kur'an-ı Kerim'in toplanması, tertibi ve yazılması: Âlimler ittifakla Zeyd bin Sabit'in şöyle anlattığını bildirdiler: Yemame Savaşı'nda yetmiş Kur'an-ı Kerim hafızının şehit olması üzerine, Hazreti Ebu Bekr, birisi ile beni çağırttı. Huzuruna gittiğimde, Hazreti Ömer de onun yanında idi. Hazreti Ebu Bekr bana: "Ömer bana geldi. Yemame muharebesinde yetmiş Kur'an-ı Kerim hafızının şehit olması pek tehlikeli bir hadisedir. Diğer muharebelerde, Kur'an-ı Kerim'in çoğunun kaybolmasından endişe ediyorum. Bu bakımdan, Kur'an-ı Kerim'in toplanmasının isabetli olacağına inanıyorum." dedi. Ben de kendisine: "Resul-i Ekrem'in yapmadığı bir işi nasıl yapabilirim?" deyince, Hazreti Ömer bana; "Valla Ebu Bekr İbnü'l-Arabî hazretlerinin hayatı ve ahkam tefsirindeki metodunun anlatıldığı Ebu Bekri'bni'l-Arabî ve tarikatuhu fî dırasati ayati't-teşri' bi kitabi Ahkamü'l-Kur'an adlı eserin kapak sayfası. Eser Mekke'de doktora tezi olarak hazırlanmıştır. hi bu iş hayırdır." dedi. Bana bu işi yapmam için ısrar ettiler. Nihayet Allahü teala bu işin yapılması için gönlüme rahatlık verdi. Ben de bu işte Ömer'in gördüğü hayrı gördüm. Ebu Bekr de bana: "Sen, genç ve akıllı bir kimsesin. Sana bu hususta söyleyecek bir sözümüz de yok. Sen, Resul-i Ekrem'e gelen vahiyleri de yazıyordun. Sen, kimde Kur'an-ı Kerim'den bir şey varsa, onları araştır ve topla." dedi. Ben de, nerede Kur'an-ı Kerim'den bir sahife veya bir şey varsa onları topladım. Topladığım sahifeler, vefatına kadar Hazreti Ebu Bekr'in yanında, sonra da Hazreti Ömer'in yanında kaldı. Hazreti Ömer'in vefatından sonra, Resul-i Ekrem'in zevcesi ve Hazreti Ömer'in kızı Hazreti Hafsa'nın yanında kaldı.
Nihayet Hazreti Osman'ın halifeliği zamanında Ermenistan ve Azerbaycan'ın fethi için Şamlılar ve Iraklılardan müteşekkil bir ordu buralara gönderilmişti. Huzeyfe de onların arasındaydı. Bu sırada Iraklılarla Şamlılar arasında ihtilaf meydana geldi. Her grup kıraatlerinin Ebu Bekr İbnü'l-Arabî'nin, İmamı Malik hazretlerinin "Muvatta" adlı eserine yaptığı "Kabes" adlı şerhin birinci cüzünün kapak sayfası (sağda).
"Kabes"in Medine-i Münevvere İslam Üniversitesi Kütüphanesi'nde bulunan yazma nüshasının ilk iki sayfası (solda). Ebu Bekr İbnü'l-Arabî hazretlerinin, "El-Mesalik fî şerhi Muvattai Malik" adlı eserinin kapak sayfası (sağda) ve Fas'ın Raşidiyye bölgesindeki Hamzaviyye Zaviyesi'nde bulunan yazma nüshasının birinci cüzün ilk iki sayfası (solda). Doğru olduğunu söylüyordu. Çünkü Kûfeliler Abdullah bin Mes'ud'dan, Basralılar Ebu Musa el-Eş'arî'den, Şamlılar Übey bin Ka'b'dan, Humuslular Mikdad bin Esved'den Kur'an-ı Kerim öğrenmişlerdi. Az kalsın aralarında fitne zuhur ediyordu. Huzeyfe sefer dönüşü Hazreti Osman'a, Şamlılarla Iraklılar arasındaki bu kıraat ihtilafını arz etti. Bu husustaki endişesini belirerek; "Bu ümmet, böyle bir ayrılığa düşmeden onlara yetiş!" dedi. Bunun üzerine Hazreti Osman, Hazreti Hafsa'daki Kur'an-ı Kerim'i çoğaltmak için getirtti. Hazreti Osman; bana, Abdullah bin Zübeyr'e, Sa'id bin As'a, Hanis bin Hişam'a emir verip Kur'an-ı Kerim'i çoğalttırdı. Hazreti Osman, Kureyşli olan heyete; "Eğer Zeyd bin Sabit ile Kur'an-ı Kerim'den herhangi bir şeyde aranızda ihtilaf olursa, Kureyş lisanı ile yazınız. Çünkü Kur'an-ı Kerim Kureyş lisanı üzere indi." dedi. Onlar Hazreti Osman'ın bu emrine uydular. Kur'an-ı Kerim'in sahifelerini Mushaf hâline getirerek çoğaltılar. Hazreti Osman, Hazreti Hafsa validemizden aldığı sahifeleri tekrar kendisine iade etti. Bütün İslam ülkelerine, çoğaltılan Kur'an-ı Kerim'den gönderildi. Kur'an-ı Kerim'in bu şekilde toplanıp çoğaltılması, Hazreti Osman'ın en büyük iyiliklerindendir.
Müslümanların icma ettiği bir husus: "Resulullah Efendimiz kendisinden sonra yerine halife olacak kimseyi sarih (açık) bir şekilde bildirmemiştir. İbn-i Abbas anlattı: “Hazreti Ali, Resulullah Efendimiz hasta iken huzurlarına girdi. Biraz kaldıktan sonra dışarı çıkınca, Abbas bin Muttalib kendisine; “Ey Ebe'l-Hasan! Hazreti Resulullah nasıl sabahladı?” diye sorunca Hazreti Ali; “Hamdolsun iyileşti.” dedi. Abbas Hazreti Ali'nin elini tutarak; “Vallahi! Bana Resulullah'ın vefat edeceği düşüncesi geliyor. Çünkü ölüm zamanlarında Abdülmuttaliboğullarının yüzlerini iyi tanırım. Haydi bizi Resulullah'a götür vefatlarından sonra bu işi kimin üzerine alacağını soralım. Eğer bu işi üzerine alacak aramızda ise onu biliriz. Eğer aramızda değilse, bize tavsiyede bulunur.” dedi. Bunun üzerine Hazreti Ali bunu sormaktan çekindi.”
"Allahü tealanın dinini insanlara anlatan, dinin muhafızları durumunda olan âlimler dört sınıftır. Birincisi: Resulullah Efendimizden gelen haberleri muhafaza eden âlimlerdir. Bunlar, insanların maddî varlıkları için lüzumlu olan ihtiyaçları koruyan bekçi durumundadırlar. İkincisi: Usûl âlimleridir. Allahü tealanın dinini bidat sahiplerinden korurlar. Bunlar, İslam'ın kahramanlarıdır. Bunlar, İslam'a bidat karıştırılmasına mâni olur. Üçüncüsü: İbadetin temellerini, muamelatın kaide ve şartlarını zapt edip, helal ile haramı birbirinden ayıran ve din bilgilerini ortaya koyan âlimlerdir. Dördüncüsü: Bunlar, kendilerini Allahü tealaya ibadet ve taat yapmaya vermişlerdir."