Evliyanın büyüklerinden. İsmi Ebu Bekr bin Abdurrahman es-Sekkaf'tır. Keramet sahibi bir zattı. 831 (m. 1427) senesinde vefat etti. Çok kerametleri görüldü. Ebu Bekr es-Sekkaf talebelerine, çölde acıktıklarında, henüz fırından yeni çıkmış sıcak ekmek ikram ederdi. İlim ve güzel ahlak sahibi asil bir aileye mensup olan Ebu Bekr es-Sekkaf, küçük yaşından itibaren ilim öğrenmeye başladı. Çocukluğunda babasının ders meclisinde bulunup küçük yaşta Kur'an-ı Kerim'i ezberledi. Babasının huzurunda kalıp tasavvuf ilmini öğrendi. Tasavvuf yolunda ilerleyip manevî derecelere kavuştu. Zahirî ilimlerde ve tasavvufta yüksek derecelere ulaştıktan sonra babası ona icazet, diploma verdi ve insanlara Allahü tealanın emir ve yasaklarını anlatmak hususunda hırka giydirdi.
Babasının sağlığında iken insanların müşkil meselelerine cevap veren Ebu Bekr es-Sekkaf, insanlara vaaz ve nasihat ederek onların dünya ve ahirette saadete kavuşmalarına gayret etti. Babası onun hakkında; “Allahü teala ihtiyarlığımızda Ebu Bekr ile bize fayda verdi. Çocuklarımızın terbiye ve yetiştirilmesinde bize yardımcı oldu.” buyurarak oğlunun üstünlüğünü işaret etti. Kardeşleri, Ebu Bekr es-Sekkaf'a çok saygı ve hürmet gösterip ondan istifade ettiler. Kardeşlerinden Ahmed bin es-Sekkaf; “Kardeşim Ebu Bekr'in başı üzerinde meşihat, şeyhlik tacını gördüm.” demiştir. Ömer el-Muhdar da onun hakkında; “Eğer Abdurrahman es-Sekkaf'ın aile fertleri terazinin bir kefesinde, Ebu Bekr es-Sekkaf da diğer kefesinde bulunsa, Ebu Bekr'in bulunduğu taraf ağır gelir.” diyerek üstünlüğünü ifade etti.
Ebu Bekr es-Sekkaf hazretleri Allahü tealanın emirlerini yapıp haramlardan kaçınarak ve nefsin istediklerinin tersini yaparak yüksek sırlara vâkıf oldu. Fakat bu sırları kimseye açmadan mütevazı bir hâlde hayatını devam ettirdi. Kalbinden Allahü tealanın sevgisinden başka her şeyi uzaklaştırdı. Her hâlinde Peygamber Efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem sünnet-i seniyyesine uyarak, hakikat nurlarına kavuştu. Onun bu örnek yaşayışını gören insanlar, ondan çok istifade ettiler. Oğlu Ali bin Ebu Bekr babası hakkında şöyle dedi: “Babam, Resulullah Efendimizin sünnetine tam uymak hususunda Eshab-ı Kiram, Tabiîn, Tebe-i tabiîn ve diğer evliyanın büyükleri gibiydi. İslamiyete uymak hususunda bütün manileri yenmiş, dünyaya ve dünya ehline hiç meyletmemişti. Bu yüksek hâlleri sebebiyle yüksek tecellilere, büyük derecelere kavuştu. İnsanlardan mümkün olduğu kadar uzak kaldı. Bu sırada kendisine melekut âleminin perdeleri açıldı. Pek çok manevî ihsanlara kavuştu. Allahü teala ona gayb hâllerini gösterdi. Peygamberler, melekler ve velilerle görüşüp onların makam ve hâllerini seyretti. Kendisine, berzah yani kabir âlemiyle ilgili sırlar açıldı. Kabirdeki kimselerin içinde bulundukları nimetleri ve azapları müşahede edip gördü. Peygamber Efendimizi sallallahü aleyhi ve sellem rüyasında ve uyanık iken görmek şerefine nail oldu. “Yeryüzünden Arş'a kadar olan her şeyi Allahü teala bana bildirdi. Eğer bana ihsan edilenleri açıklasam, Terim halkı; “Bu, kıyamet gününde bizim şefaatçimizdir.” derdi.” buyurdu.”
Ebu Bekr es-Sekkaf hazretleri, içinde bulunduğu hâller sebebiyle yemeden içmeden kesilir, günlerce uyumazdı. Duyduğu hoş bir ses sebebiyle bulunduğu yerde şaşkın ve kendinden geçmiş bir hâle dönerdi. Bu hâlde iken kendisine söylenen hiçbir sözü işitmezdi. Bazen yaz gününde kışın soğuğundaki gibi üşür ve titrerdi. Oturduğu evin kapılarını kapatır, sırtına kalın elbiseler giyerdi. Bazen de soğuk kış gününde, yaz sıcağında gibi hararetten şikayet eder, sergisiz bir yer üzerinde yatıverirdi.
İki kişi, Terim şehrine, ileri gelenlerden birkaçını ziyaret maksadıyla gitti. Bir Cuma günüydü. Önce Ebu Bekr es-Sekkaf'ı aradılar. Onu camide ibadetle meşgul iken buldular. Fakat o, güneş sararıp batıncaya kadar camiden çıkmadı. O iki kişi, onu beklediler. Bu esnada çok acıktılar. O zaman es-Sekkaf onların yanına geldi ve bir örtü uzatıp: “Bunun içindekini alınız.” buyurdu. Onlar da örtüyü alıp açtılar, içinde fırından henüz çıkmış sıcacık bir ekmek buldular ve doyuncaya kadar yediler. Geriye az bir şey kaldı. Onu da Ebu Bekr es-Sekkaf yedi.
Bazı kimseler, ziyaret maksadıyla Terim'e geldiler. Canları, kavrulmuş buğday ve et istedi. Ebu Bekr es-Sekkaf'ın huzuruna çıktılar. Onun, canlarının istediği yiyecekleri getirip ikram ettiğini gördüler. Bazısı yağmur suyundan istedi. Ebu Bekr es-Sekkaf hizmetçisine dönüp; “Kabı al, en güzel su kanalından doldur getir.” dedi. Hizmetçi gitti, dediği sudan doldurup getirdi. Ziyaretçiler suyu içtiler ve suyun son derece tatlı ve lezzetli olmasına çok şaşırdılar.
Ebu Bekr Es-Sekkaf hazretlerinin Terim şehrindeki kabir taşı. Ebu Bekr es-Sekkaf hazretlerinin kendisinin okuduğu ve talebelerine okunmasını tavsiye ettiği günlük vird.
Ebu Bekr es-Sekkaf, birisinin bir kadınla evlenmek istediğini duyunca; “Bu adam, o kadınla değil de o kadının annesi ile evlenecek. Annesi evlidir. Kocası onu boşayacak, o zaman bu kişi bu kadını nikâhlayacak.” buyurdu. Dediği gibi oldu. Bir gün hava kararıp her taraftan şimşekler çaktı. Çok şiddetli yağmur yağmaya başladı. Herkes bütün vadilerin su ile dolup aktığını zannetti. Ebu Bekr es-Sekkaf; “Falan vadide hiç su akmıyor.” buyurdu. Gidip baktılar, dediği gibi olduğunu gördüler. Birisi, Ebu Bekr es-Sekkaf hakkında ileri geri konuştu. Es-Sekkaf; “Bu kişinin iki ay sonra gözleri görmez olur. Vefatından sonra da evi zorla alınır.” buyurdu. Orada bulunanlar tarihi yazdılar. Dediği gibi, iki ay sonra o kişinin gözleri kör oldu ve evi, vefatından sonra zorla alındı.
Valinin biri, dergâhın hizmetçilerine ait bir malı zorla alıp götürdü. Onlar da Ebu Bekr es-Sekkaf'ı vesile ettiler ve yardım istediler. Sabah olunca vali gaspettiği şeyleri gönderdi ve haklarını helal etmelerini istedi. Böyle yapmasının sebebini sorduklarında; “Bana şöyle bir zat geldi. Yaptığım işin doğru olmadığını ve aldığımı geri vermedikçe dönmeyeceğini söyledi. Beni korkuttu. Ben de derhal aldığım malları iade ettim. Sahiplerinden rıza ve helallik talep ettim.” dedi.
Bir talebesi, yanında hanımı olduğu hâlde bir vadide yolunu kaybetti ve şiddetli bir şekilde susadılar. O talebe, hocası Ebu Bekr es-Sekkaf'ı vesile etti ve yardım istedi. O esnada uyudu. Rüyasında, atına binmiş bir hâlde hocasını gördü ve hocası ona; “Seni unutacağımızı mı zannedersin? Hoca talebesini unutmaz.” dedi. O esnada uyandı. Karşısında, elinde su kırbası olan birisi duruyordu. Getirdiği suyu içip kaplarını doldurdular. Sonra da o kişi, gidecekleri yolu tarif etti.
Ahmed bin Ali Habbanî, bayram masrafını temin etmek için Terim'e geldi. Yolda Ebu Bekr es-Sekkaf ile karşılaştı. Ebu Bekr es-Sekkaf, ona ihtiyacını sorunca; “Çoluk çocuğuma sarf etmek için üç dirheme ihtiyacım var.” dedi. Es-Sekkaf da; “Çok geçmeden aradığını bulacaksın.” buyurdu. Nihayet Erciş denilen yerde, Ali bin Musa adında biri ihtiyacı olan üç dirhemi verdi. Ahmed bin Ali, oradaki dostlarından da istedi ise de üç dirhemden fazlasını bulamadı.