EBU KILABE CERMÎ

Abdullah bin Zeyd Tabiîn'in büyüklerinden, Hadis ve fıkıh âlimidir
A- A+

Tabiîn'in büyüklerinden. Hadis ve fıkıh âlimidir. İsmi, Abdullah bin Zeyd, künyesi, Ebu Kılabe'dir. Basra'da doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. 104 (m. 722) yılında Dariyya'da vefat etti. 106, 107 tarihleri de rivayet edilir. Eshab-ı Kiram'dan Sabit bin Kays ve Enes bin Malik'ten; Tabiîn'den de Ebu Eyyub-i Sahtiyanî ve Katade'den ders alıp, hadis-i şerif rivayet etmiştir. Hadis ilminde sikadır (sağlam, güvenilir). Bir hadis-i şerifi öğrenmek için seyahat ederdi. “Hiçbir işim olmadığı halde Medine'de, sırf bir hadis-i şerifi daha önce duymuş olan bir şahıstan dinlemek için üç gün kaldım.” buyurdu. Hadis-i şeriflerin toplanıp, yazılması için uğraşırdı. Elli yaşlarında iken kendisine Basra kadılığı teklif edildi ama o bunu kabul etmedi. Haccac'ın ısrarı karşısında Yemame'ye, oradan da Şam'daki Dariyya'ya gitti. Kadılığı kabul etmesi için tekrar baskılar yapıldı. Yine kabul etmedi ve halife Abdülmelik bin Mervan'dan yardım istedi. Onun müdahalesi ile bu işten kurtuldu. Talebesi Eyyub-i Sahtiyanî; “Kadılığı kabul etseydiniz, insanlara âdil davranırdınız.” deyince; “Denize düşen her an boğulma tehlikesi ile karşı karşıyadır.” diye cevap verdi. 

Vefatından önce gözlerini kaybetti ve vücuduna felç geldi. Buna rağmen halinden hiç şikayet etmedi. Halife Ömer bin Abdülaziz kendisini ziyarete gelir, onun nasihatini dinlerdi. Ebu Kılabe, 104 yılında Dariyya'da vefat etti. Vefatından evvel, kitaplarının Tabiîn'in büyüklerinden, fıkıh âlimi ve evliyadan Eyyub-i Sahtiyanî'ye verilmesini vasiyet etti. Bir deve yüküne yakın olan kitapları Eyyub-i Sahtiyanî'ye verildi. Âlim ve fazıl bir zattı. Hikmet dolu pek çok sözleri vardır. Devamlı helal kazanmayı teşvik ederdi. Bunun için, Eyyub-i Sahtiyanî'ye; “Çarşıya git ve iş ara. Zira en büyük huzur, insanlara muhtaç olmamaktır.” buyurdu. Yine bir zata; “Seni; geçimini temin ederken görmek, cami köşesinde görmemden daha sevimlidir.” buyurdu. Sohbetine devam eden bir talebesi vardı. Döküntü hurma satardı. Ona; “Ben, senin sohbet meclisinden faydalandığını zannediyordum. Fakat şu bir hakikattir ki Allahü teala her düşük şeyden bereketini almıştır.” buyurdu. O; “Hem dünya, hem de ahirette yaşayan kimseye ne saadet.” buyurunca; ahirette nasıl yaşandığı kendisine soruldu. O da; “Dünya yaşayışında Allahü tealayı hatırından çıkarmayan ve daima O'na yalvaran bu sayede ahirette O'nun rahmetine mazhar olur.” buyurdu.

“Bir kimse bir bid'at ortaya çıkarırsa onunla harp ederim.” “Allahü tealaya şükür yapılmasına vesile olan dünyalık, insana zarar vermez.” “Bir sözü, anlamayacak kimseye söyleme! Çünkü o söz, ona zararlı olup, fayda vermez.” “Arzu ve istekleri peşinden koşanlarla beraber oturup kalkmayınız. Onlarla konuşmayınız. Çünkü, onların sizi kendi sapıklıklarına düşürmelerinden, zihninizi karıştırmalarından korkuyorum.” “Sana, din kardeşinden istemediğin bir şey ulaşırsa, onun için bir özür ara. Bir mazeret bulamazsan, kendi kendine; “Belki benim bilmediğim bir durum vardır.” de.” “Kıyamet günü Arş-ı a'la tarafından bir münadi Yunus suresi 62. ayet ile (mealen) nida eder: “Ey Allah'ın sevgili kulları! Sizin için bir korku yoktur. Siz mahzun da edilmezsiniz.” Bu nidadan sonra herkes, başlarını yukarı kaldırır ve; “İnandık iman ettik.” derler. Ancak, münafıkların başları ise hiç yukarı kalkmaz ve yere eğilirler.” “Bir kimse ya iyiliği ya da kötülüğü ister. Ancak kalbinde bir emredici bir de yasaklayıcı bulunur. Emredici, iyiliği emrederken; yasaklayıcı da kötülükten alıkoyar.” “Bid'at ehli ile oturmayınız. Onlarla sohbet etmeyiniz. Zira sizi dalalete düşürebilir veya bilmediğiniz kötülüklere bulaştırabilirler.” “Âlimler üç kısımdır. Bir kısmı, ilmi ile amel edenlerdir ki insanlar da onların ilimleriyle amel ederler. Diğer bir kısmı, ilmi ile amel eder, fakat insanlar onun ilmiyle amel etmezler. Son bir kısmı da hem kendisinin hem de diğer insanların ilmi ile amel etmediği kısımdır.” “Allahü teala, şeytana lanet edip, ona kıyamet gününü gösterdi. Şeytan; “Ya Rabbî! İzzetin hakkı için, ruhları bedenlerinde bulunduğu müddetçe insanların kalbinden çıkmayacağım.” dedi. Allahü teala bu söze karşılık; “İzzetimin hakkı için ben de, onlarda ruh bulunduğu müddetçe tövbe etmelerine engel olmayacağım. Her zaman tövbe edebilirler.” vaadinde bulundu.”

Ebu Kılabe Cermî'nin rivayet ettiği; Peygamber Efendimizin ümmetinden bir topluluğun doğru yol üzere olacağı ve düşmanların onlara zarar veremeyeceği hakkında bir hadis-i şerif. Ebu Kılabe Abdullah bin Zeyd hazretleri namazlardan sonra; “Allahümme innî es'elüke't-tayyibati ve terke'l-münkerati ve hubbe'l-mesakini ve ente tûbe aleyye ve iza eratte li-ibadike fitneten ente veffânî gayre meftun.” duasını okurdu.

Rivayet ettiği hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır: “Ramazan ve kurban bayramlarını tehlil, takdis, tahmit ve tekbir ile süsleyiniz.” “Üç şey vardır ki bunlar kimde bulunursa o kimse imanın tadını bulur. Birincisi, bir kimseye Allah ve Resulü, başkalarından daha sevgili olmak. İkincisi, bir kimse sevdiğini Allah için sevmek. Üçüncüsü, bir kimseyi Allah küfürden kurtardıktan sonra ondan, tekrar küfre dönmekten ve ateşe atılmaktan tiksinildiği gibi tiksinmektir.” “İşlerin en hayırlısı, çok aşırı veya eksik olmayıp, orta mertebede olanıdır.” “Allahü teala benim için yeri bir araya getirdi. Yerin doğusunu ve batısını gördüm. Eğer ümmetim melik (hükümdar) olursa, bana gösterilen yerlere ulaşacaktır. Bana kırmızı ve beyaz iki hazine verildi. Ben, Rabbimden, umumi bir dalgınlık sebebiyle ümmetimi helak etmemesini, düşmanı onlara musallat kılmamasını istedim. Allahü teala; “Ya Muhammed, ben hüküm verdiğim zaman, o artık geri çevrilmez. İsterse bütün insanlar bir araya gelsin.” buyurdu. Ben ümmetim için saptırıcı olanlardan korkuyorum. Onlar üzerine kılıç geldiği zaman, kıyamete kadar o kılıç onların üzerinden kalkmaz. Ümmetimden bir topluluk da müşriklere katılıncaya ve putlara tapınıncaya kadar kıyamet kopmaz. Ümmetim arasında yalancılar çıkacak. Onlar peygamber sanılacak. Halbuki son peygamber benim. Benden sonra peygamber yoktur. Ümmetimden bir cemaat (topluluk) daima, doğru yola davet edici olacaktır. Allahü tealanın emri gelinceye kadar onlara, muhalifleri (düşmanları) zarar veremeyecektir.”

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları