EBU RAFİ

İbrahim veya Eslem İlk Müslümanlardan ve Peygamber Efendimizin kölesi
A- A+

İlk Müslümanlardan ve Peygamber Efendimizin kölesi. Aslen Mısırlıdır. İsminin ne olduğu hususunda on rivayet vardır. Meşhur olan iki isim; İbrahim ve Eslem'dir. Künyesi Ebu Rafi'dir. Rüveyfî ve Büreyh lakaplarıyla da tanınır. Hazreti Ali'nin hilafetinin ilk günlerinde 40 senesinde (m. 660) vefat etti. Altı çocuğu vardı: Bunlar, Hasan, Rafi, Abdullah, Mutemer, Mugire ve Selma'dır. Önce Resul-i Ekrem'in amcası Hazreti Abbas'ın kölesi idi. Hazreti Abbas onu Resulullah'a hibe etti. Böylece Resulullah'ın aile efradı arasına girme saadet ve şerefine kavuştu.

Peygamber Efendimiz Erkam bin Ebü'l-Erkam'ı, zekat memuru olarak göndermişti. O zaman Erkam, Ebu Rafi'e; “Bana bu işte yardımcı olursan, sana, toplanan zekattan, toplayanlara ne verilirse, onu sana veririm.” dedi. Ebu Rafi bunu Resulullah'a arz edince; “Ya Eba Rafi! Biz Ehl-i Beytteniz. Onun için bize sadaka (zekat) helal değildir. Kavmin kölesi, kendilerinden sayılır.” buyurdu. Resul-i Ekrem Efendimiz, amcası Hazreti Abbas Müslüman olunca, sevincinden onu azat edip, Selma ismindeki azatlısı ile evlendirdi. Ondan Abdullah adında bir oğlu oldu. Bu oğlu büyüyünce Hazreti Ali'nin katibi olma şerefine kavuştu. Ebu Rafi azat edildiği zaman ağlamış; “Ya Resulallah! Beni niçin bırakıyorsun, bundan sonra da yanında kalacağım” demiştir. Hür iken de Resulullah'tan ayrılmamış, harp ve sulh zamanlarında da, Resul-i Ekrem'in hizmetinde bulunma nimetine kavuşmuştur. Seferlerde Resulullah'ın çadırını okurardı.

Ebu Rafi İslam'ın ilk zamanlarında Müslüman olmasına rağmen müşriklerin şerrinden çekindiği için Müslümanlığını açığa vurmamıştı. Bedr muharebesine kadar, Mekke'de kaldı. Bedr Muharebesi olmuş, müşrikler mağlup olarak Mekke'ye dönmüşlerdi. Ebu Rafi bu sırada Zemzem kuyusunun yanındaki odasında kendi işi ile uğraşıyordu. Yanında Hazreti Abbas'ın zevcesi Ümmü'l-Fadl vardı. Ümmü'l-Fadl da Müslüman idi. Bedr'de Müslümanların, müşrikleri, büyük bir hezimete uğrattıklarını duyunca, çok sevinmişlerdi. Ebu Rafi ile Ümmü'l-Fadl bu sevinçli haberden konuşuyorlardı. Bu sırada oraya Ebu Leheb gelince, konuşmalarını kestiler. Ebu Leheb, Bedr Gazası'na gitmemiş, yerine As bin Hişam bin el-Mugire'yi göndermişti. O zamanın âdetine göre harbe gitmeyen bir kimse, yerine başkasını göndermesi gerekiyordu. Ebu Leheb, gelince, kendisine Kureyş'in mağlubiyet haberini verdiler. Bunun üzerine orada bir yerde oturdu. Ebu Rafi ile Ebu Leheb'in sırtları birbirine dönük bir vaziyette idi.

Âdemoğlu ihtiyarlar, fakat onda iki şey genç kalır. Hırs ve haset (çekememezlik).” Hadis-i şerif

Ebu Leheb otururken, Ebu Süfyan da Bedr'den dönmüştü. Bunu görenler; “İşte Ebu Süfyan geldi.” dediler. Ebu Leheb, Ebu Süfyan'a; “Ey kardeşimin oğlu! Yanıma gel.” diye çağırdı. Ondan, Bedr Harbi hakkında bilgi istedi. “Anlat bakalım, nasıl oldu?” diye sual etti. Ebu Süfyan orada bir yerde oturdu. Birçok kimse de ayakta dinliyorlardı. Ebu Süfyan, şöyle anlattı: “Hiç sorma, Müslümanlarla karşılaşınca, sanki elimiz kolumuz bağlı idi. İstedikleri gibi hareket ettiler. Bir kısmımızı öldürdüler, bir kısmımızı esir ettiler. Vallahi ben bizimkilerden kimseyi kınayıp, ayıplamıyorum. Çünkü, o sırada öyle kimselerle karşılaştık ki, yer ile gök arasında siyah beyaz atlar üzerinde beyazlara bürünmüşlerdi.” Sessizce onları dinlemekte olan Ebu Rafi; “Vallahi onlar meleklerdir.” deyiverdi.

Ebu Leheb, ona şiddetli bir tokat vurdu ve kaldırıp yere çarptı. Onu bir hayli dövdü. Bunun üzerine, orada bulunan Ümmü'l-Fadl, odanın direklerinden birini alıp, şiddetle Ebu Leheb'e vurdu. Ebu Leheb'in başından yaralandığını görünce; “Kimsesi yok diye onu güçsüz gördün değil mi?” dedi. Ebu Leheb, zelil, hakir ve horlanmış bir vaziyette dönüp, gitti. Yedi gün geçmişti ki, Allahü teala ona, kara kızıl denen bir hastalık verdi. Bu hastalık onu öldürdü. Oğulları onu iki veya üç gece defnetmeden bıraktılar. Nihayet pis bir şekilde kokmaya başladı. Herkes, Ebu Leheb'in yakalandığı hastalıktan, taundan kaçar gibi, kaçıyor ve sakınıyorlardı. Bunun üzerine Kureyş'ten biri, Ebu Leheb'in oğullarına; “Yazık size, utanmıyor musunuz? Babanızı, kokuncaya kadar evde bıraktınız. Hiç olmazsa onu bir yere gömüp kaybedin.” dedi. Oğulları o şahsa şöyle cevap verdiler; “Biz ondaki cerahatlenmiş çıban ve sivilcelerin bulaşmasından korkuyoruz.” dediler. Bu defa adam onlara; “Siz gidiniz, ben geliyorum, size yardımcı olacağım.” dedi. Sonra, üçü bir araya geldiler. Onu yıkamadılar. Sadece yanına yaklaşmadan, uzaktan üzerine su serptiler. Yüklenip, kenar bir yere gömdüler. Cesedi görünmeyinceye kadar, üzerine taş attılar. Ebu Leheb böylece ebediyen azap ve ateşler içerisinde kalacağı yurduna geçiş alemi olan, karanlık ve Cehennem çukuru kabrine girmiş oldu.

Ebu Rafi, Bedr'de esir düşen efendisi Hazreti Abbas'ın fidyesini götürmek için Medine'ye geldi. Hazreti Abbas da onu Peygamberimize bağışladı. Ebu Rafi böylece daima Peygamber Efendimizle beraber oldu. Resulullah'ın himayesinde olup, devamlı sohbetinde bulunan Eshab-ı Suffa arasına katıldı. Ebu Rafi, Peygamber Efendimizin himâyesinde olup devamlı sohbetinde bulunan Eshâb-ı Suffa arasına katıldı. Günümüzde Mescid-i Nebevi içinde bulunan Eshab-ı Suffa'nın sürekli bulunduğu yer.

Ebu Rafi, Uhud ve Hendek gazvelerine iştirak etmiş, Hazreti Ali'nin kumandasında Yemen'e gönderilen seriyyede bulunmuş, bu seriyyede Hazreti Ali'ye yardımcılık vazifesi yapmıştır. Hayber seferine ise hanımı Selma ile birlikte katılmıştır. Ebu Rafi, Hazreti Ebu Bekr zamanında mürtedler ile yapılan muharebelerde bulunup, Hazreti Ömer devrinde de fetihlere iştirak etmiştir. Mısır'ın fethinde bulunmuştur. Hazreti Osman'ın zamanında, kendi halinde, sakin bir hayat yaşamış, ilimle meşgul olup, pek çok talebe yetiştirmiştir. Kufe'de (veya Medine'de) vefat etmiştir. Ebu Rafi, Resul-i Ekrem'in sünnet-i seniyyesini ve yüksek ahlâkını çok iyi bilirdi. Eshab-ı Kiram, ondan bu konuda çok istifade etmişlerdir. Hatta İbn-i Abbas bir katip tutup, onun bu hususta verdiği bilgileri yazdırmıştır.

Ebu Rafi, Peygamber Efendimizin eşyalarını korumakla vazifeli idi. Veda haccında Mina dönüşü Muhassab'da peygamberimizin çadırını okurmuştu. Zayıf yapılı idi. Mekke'de iken Zemzem kuyusu yanında ağaçtan su tasları oyardı. Medine'de de Peygamberimizin hanımlarına bazı ev eşyaları yapmıştır. Ebu Rafi'nin, çok talebesi vardır. Oğullarından, Hasan, Rafi, Ubeydullah, Mutemer, torunlarından, Hasan, Salim ve başkalarından Ata bin Yesar, Süleyman bin Yesar bunlardandır. Ebu Rafi'den 68 hadis-i şerif rivayet edilmiştir.

Ebu Rafi: “Resulullah Efendimiz abdest aldığı zaman, parmağının tamamen ıslanması için yüzüğünü hareket ettirdiğini, bildirmektedir.” Yine Resulullah'tan şu hadis-i şerifi nakleder: “Sizden birinin kulağı çınlasa, beni zikretsin ve bana salevat okusun.” Allahü teala, Âdem Aleyhisselam'a olan ikramdan daha fazlasını Peygamber Efendimize ihsan etmiştir. Çünkü Âdem'e yalnız isim bilgisi verildi. Peygamber efendimize isim bilgisi verildikten sonra, bu isimlere ait şahıslar da bildirildi. Ümmetinden ne kadar kişi gelecekse hepsinin suretleri kendisine sunulmuştur. Bu konuda Ebu Rafi şu hadis-i şerifi bildirir: “Âdem su ile çamur arasında iken, ümmetimin suretleri bana sunuldu. Âdem'e bütün isimler öğretildiği gibi bana da bütün isimler öğretildi.

Hazreti Resul-i Ekrem'in mübarek hanımlarından olan Mariye'den İbrahim isminde bir oğul dünyaya teşrif etmişti. Ebu Rafi'nin hanımı Selma, bu doğumda ebelik yapmıştı. Ebu Rafi, Resul-i Ekrem'e müjde haberini getirdiğinde Peygamber Efendimiz, Ebu Rafi'ye bir köle bağışlamıştır. Ebu Rafi'nin Peygamber Efendimizden, rivayet ettiği bir hadis-i şerif şöyledir: “Allahü tealanın kullarının en iyisi, borcunu en iyi ödeyenlerdir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları