Tasavvuf ehlinin meşhurlarından. İsmi, Muhammed bin Ali bin Atıyye olup, künyesi Ebu Talib, nisbeti Mekkî'dir. 386 (m. 996) senesinde Bağdat'ta vefat etti. Bağdat ile Vasıt arasındaki dağlık bölgenin sakinlerindendir. Mekke-i Mükerreme'de yetişti. Orada tanındı. Zühtü ve takvası çok fazlaydı. Çok ibadet ederdi. Birçok zattan rivayette bulundu. Daha sonra Basra'ya geldi. Bir müddet sonra buradan ayrılıp, Bağdat'a yerleşti. Bağdat'ta vaaz ve nasihat a başladı. Tesirli vaaz ederdi. Bu yüzden, kısa zamanda etrafında dinleyenler çoğaldı. Ancak, cezbe hâlinde kendinden geçtiği bir sırada, söylediği bir söz sebebiyle herkes ondan uzaklaştı. O, bunun üzerine vaaz ve nasihat etmeyi bıraktı.
Ebü'l-Kasım Serrac anlatır: “Vefatına yakın, Ebu Talib-i Mekkî'nin yanına girdim. Ona; “Bana bir şeyler tavsiye et.” dedim. Bana; “Eğer, sonum hayır olursa, cenazemin üzerine badem ve şeker serp!” dedi. Ben; “Sonunun nasıl olacağını bilemem ki.” dedim. Bunun üzerine o; “Yanıma otur. Elin elimde olsun. Eğer elini yakalarsam, bil ki, akıbetim iyidir.” dedi. Dediği gibi yaptım. Elimi eline verdim. Vefatına çok yakın bir sırada, elimi kuvvetlice yakaladı. Vasiyetine uygun olarak tabutu üzerine şeker ve badem serptik.”
Eserleri: Ebu Talib-i Mekkî'nin çok eseri vardır. En meşhur eseri, Kutü'l-kulub kitabıdır. Bu eser basılmıştır ve tasavvuf ile alakalıdır. Diğer bilinen eserleri İlmü'l-kulub: Kırk hadise dair bir eseri, Menasikü'l-hac, Müsnedü'l-elif, Müşkilü i'rabi'l-Kur'an adlı diğer eserleri günümüze ulaşmamıştır.
Kutü'l-kulub Kitabından Seçmeler ve Nakiller
İslam'ın beş şartından birincisi, Kelime-i şehadet getirmektir. Kelime-i şehadet demek, “Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh.” söylemektir. Manası: “Yerde ve gökte, Allahü tealadan başka, ibadet edilmeye hakkı olan ve tapılmaya layık olan hiçbir kimse yoktur. Hakiki mâbut ancak Allahü tealadır. Abdullah'ın oğlu Muhammed adındaki o büyük ve mübarek zat, Allahü tealanın kulu ve resulüdür, yani peygamberidir.” demektir.
Tevhit itikadında (Allahü tealayı bir kabul etmede) farz olan husus, Allahü tealaya, O'nun birliğine, kâmil sıfatları bulunup, noksan sıfatların hiçbirisinin Allahü tealada bulunmadığına, kalbile kat'i olarak inanmaktır. Allahü tealanın sıfatları iki kısımdır: Zatî sıfatlar 2. Sübutî sıfatlar Zatî sıfatlar altı tanedir:
1. Vücud: Allahü teala vardır. Varlığı ezelidir. Vacibü'l-vücud'dur. Yani, varlığı lazımdır.
2. Kıdem: Allahü tealanın evveli yoktur.
3. Beka: Allahü tealanın hem zatı ve hem de sıfatları hiç yok olmaz. Yokluk imkansızdır.
4. Vahdaniyyet: Allahü teala, zatında, sıfatlarında ve işlerinde birdir. Ortağı yoktur.
5. Muhalefetün li'l-havadis: Allahü teala zatında, sıfatlarında, yarattıklarına asla benzemez.
6. Kıyambinefsihi: Allahü teala zatı ile kaimdir. Varlığı kendindendir. Varlığının devamı için hiçbir şeye muhtaç değildir.
Bazı âlimler, Vahdaniyyet ile Muhalefetün li'l-havadis sıfatlarının aynı olduklarını söyleyerek, zatî sıfatlar beş tanedir demişlerdir. Sübutî sıfatlar sekiz tanedir:
1. Hayat: Allahü teala diridir. Hayatı, varlıkların hayatına benzemez. O'nun kendi zatına mahsus bir hayatı vardır. Bu sıfat da ezeli ve ebedîdir.
2. İlim: Allahü teala her şeyi bilir. Bilmesi, varlıkların bilmesi gibi değildir. Bilmesinde değişiklik olmaz. Allahü tealanın ilmi de ezeli ve ebedîdir.
3. Sem': Allahü teala işitir. O'nun işitmesi vasıtasız ve ortamsızdır. Kulların işitmesine benzemez.
4. Basar: Allahü teala, aletsiz ve herhangi bir duruma muhtaç olmadan görür.
5. İradet: Allahü tealanın dilemesi vardır. Dilediğini yaratır. Her şey O'nun dilemesi ile olur. İradesine engel olacak hiçbir kuvvet yoktur.
6. Kudret: Allahü tealanın her şeye gücü yeter. Hiçbir şey O'na zor gelmez.
7. Kelam: Allahü teala söyleyicidir. Fakat O'nun söylemesi, alet, harfler, sesler ve diller yardımı ile değildir.
8. Tekvin: Allahü teala yaratıcıdır. Tek yaratıcı O'dur.
Allahü tealanın zatının ve sıfatlarının hakikatlerini anlamak imkansızdır. Allahü tealanın sıfatları, kullarınkine benzemez. Allahü tealaya kâmil bir imanla inanan kimse, Allahü tealaya çok yakın olur, her şeyde O'nun rızasını gözetir. Kalbinden O'nun rızasından başkasını çıkarır. Her işinde, hâlini Allahü tealaya arz eder. O bilir ki, Allahü teala kendisine şah damarından daha yakındır.
Resulullah Efendimiz, Peygamberlerin sonuncusudur. O'ndan sonra peygamber gelmeyecektir. Allahü teala O'na kitap olarak Kur'an-ı Kerim'i verdi. Kur'an-ı Kerim de kitapların sonuncusudur. Hazreti Musa ve Hazreti İsa kendi ümmetlerine, Resulullah'ın geleceğini müjdelediler. Allahü teala, şayet, O'nun zamanına yetişirlerse, O'na iman edip, yardım edeceklerine dair Peygamberlerinden (aleyhimüsselam) söz aldı. Peygamberler de (aleyhimüsselam) kendi ümmetlerinden, O'nun zamanına yetişirlerse, O'na iman edip, tasdik edeceklerine dair söz aldılar. O'nun dinine girmelerini emrettiler.
Allahü teala Kur'an-ı Kerim'de mealen; “(Öyle Müminler) ki onlar namazlarında huşu ariyet ederler, Yani, kalbleri Allah korkusuyla dolu, uzuvları sakin ve mutmaindir.” buyurdu. (Müminun suresi: 2) Sa'id bin Cübeyr buyurur ki: “İbn-i Abbas'tan; “Namazda huşu demek, namaz kılanın sağında ve solunda bulunanları bilmemesidir.” tefsirini duyduğumdan beri, kırk senedir, namazda iken, sağımda ve solumda olanları tanımadım. Onların kim olduğunu bilmedim.”
Rivayet edilir ki; kul namaza durduğu zaman, melekler onun iki omuzunda, onunla beraber namaz kılarlar. O dua ettiği zaman âmin derler. Gökten onun üzerine hayırlar dökülür. Namaz kılanlar için gök kapıları açılır. Allahü teala, meleklerine namaz kılan Müminlerin saflarıyla övünür.
Peygamber Efendimiz buyurdu ki: “Allahü teala mahlukuna, tevhitten (Kendisinin bir olduğuna iman etmelerinden) sonra, namazdan daha sevimli bir şeyi farz kılmamıştır.”
Allahü teala namaz kılanların akıbeti hakkında mealen; “Ki onlar, Firdevs Cennet'ine vâris olacaklardır. Onlar orada ebedî olarak kalacaklardır.” (Müminun suresi: 11)
Yeme içmede dikkat edilecek birtakım hususlar vardır: Yenecek şeyin helalinden olması lazımdır. Niyetini düzeltmesi lazımdır. Yemeği, sağlık ve sıhhat sahibi olup, Allahü tealaya hakkıyla kulluk edebilme niyetiyle yemelidir. Yemekten önce elleri yıkamalıdır. Yemeye başlarken, besmele çekmeli, sonunda; “Elhamdülillah” demelidir. Sağ elle yemelidir. Tuzla başlayıp, tuzla bitirmelidir. Yemeği kötülememelidir. Mevcuda rıza göstermelidir.
Tövbenin şartları: O günahı terketmek, yaptığına pişman olmak, o günahı bir daha işlememeye azmetmektir. (Kul hakkı var ise, hakkı sahibine iade etmelidir.) Tövbenin doğruluğunun alametlerinden bazısı şunlardır: İnce kalblilik ve Allahü tealanın korkusundan, günahlarının çokluğundan dolayı ağlamaktır. Kul, günahını büyük gördüğü zaman, o günah, Allahü tealanın nezdinde küçük olur. Kul günahını küçük görürse, o günah Allahü tealanın katında büyük olur.
Ebu Talib-i Mekkî hazretleri buyurdular ki: “Ey insan! Sonunu düşün. Dinini muhafaza eyle. Yediğine, içtiğine dikkat et. Helalinden yemeye çok dikkat et. Dünyaya daldın. Ahirete, hayır mı, yoksa şer mi gönderdiğine bakmıyorsun. Kötü akıbetten Allahü tealaya sığınırız.”