Belh'te yetişen fen âlimlerinden. İsmi, Ahmed bin Sehl el-Belhî olup; künyesi, Ebu Zeyd'dir. 235 (m. 849) senesinde Belh'e bağlı Şamistiyan köyünde doğdu. 322 (m. 934) senesinde Belh'te vefat etti. İlk tahsilini babasından aldı. İlim tahsil etmek için birçok beldelere gitti. Zamanın en meşhur âlimlerinden Kindî'nin talebesi oldu. Fizik, astronomi, matematik, tarih, coğrafya, tıp, edebiyat, fıkıh ve kelam ilimlerinde mütehassıs oldu. İlim tahsilini tamamladıktan sonra, Belh'e döndüğü sırada ismi her tarafa yayıldı. Burada talebe yetiştirdi. Samanoğullarının Belh emiri Ahmed bin Sehl bin Haşim el-Mervezî kendisine vezirlik teklif etti ise de, kabul etmedi. Ancak bir ara bu emire katiplik yaptı. Bu defa Samanî emiri tarafından kendisine teklif edilen Buhara'da vezirlik vazifesini kabul etmedi. Doğduğu köydeki çiftliğine çekilerek burada ilimle meşgul oldu. Burada vefat etti. Patlak gözlü olması sebebiyle el-Cahiz lakabıyla tanındı. İlmî seviyesi itibariyle Mutezile âlimlerinden Cahiz ile beraber anıldı. Bağdat'ta iken kendisine Horasan'ın Cahizi dendi. Ebu Zeyd Belhî, ilim tahsili için Belh şehrinden ayrıldığı sırada Şiî İmamiye itikadında idi. İlmî seyahatleri vesilesiyle itikadını düzeltmiş ve Sünnî itikadını benimsemişti. Bununla da kalmamış, zamanında ve beldesindeki bidat cereyanlarıyla mücadele etmiştir. Hatta idareciler arasındaki bu gibi kişilerle de mücadele etmekten çekinmemiştir. Yine zamanındaki bazı ırkçı cereyanları, itidalli hareket ve nasihatleriyle önlemeye muvaffak oldu.
HÜZÜN
Ebu Zeyd Belhî, "Mesalihü'l-Ebdan ve'l-Enfüs" kitabının ikinci kısmında diyor ki: Hüzün ve şiddetli ıstırap, ruhi hastalıklar arasında önemli bir yer işgal etmektedir. Bu hastalık, insanın kalbinde yer tutunca sıhhate zararlı olur. Istırap, hüznün aşırı halidir veya yakıp kavuran bir ateştir. Hüzün ise, bu ateşten geri kalan kor gibidir. Bu sebeple bedeni tahrip etmekte, bedenin sıhhatini bozmakta çok etkilidir. Mesela normal arzuları değiştirip, bunlardaki tadı ve lezzeti yok eder. Huzur ve sürurun faydası neyse, hüzün de bu faydanın zıddını doğurur. Huzurlu insanın yüzü daima güleçtir. Mahzun olanın yüzü ise tersine 1 soluk 2 tur. Hüzün, bazen çok sevilen şeyin elden çıkması ile meydana gelir. Nitekim korku da uygunsuz bir hadise ile karşılaşmaktan doğar. Şu halde hüzün, geçmişte insanın başına gelen hoşlanmadığı şeylerden kaynaklanmaktadır. Korku ise ileriye dönüktür. Yani başa gelmesi hoş olmayan muhtemel bir olaydan kaynaklanmaktadır. Demek ki, korku ve hüzün, ruhî endişelerin en şiddetlilerindendir. Bu ikisi bir insanda toplandığı takdirde, hayat veya yaşama sevincine yer bırakmaz. Bu iki rahatsızlık giderilince, insan tabiatı normale döner. Yeniden, yaşamanın tadını, lezzetini ve sevincini duyar. İnsan şu dünya hayatı boyunca bu iki endişeden tam kurtulamaz. Çünkü dünya hayatı, adeta bir hüzün ve muharebe meydanıdır. Bu iki endişe ve rahatsızlıktan kurtulabilmek ancak Cennet'te olacaktır. Cenab-ı Hak, Kur'an-ı Kerim'de Cennet'te olanların hiçbir korku ve hüzünle karşılaşmayacaklarını müjdelemiştir. Böylece her tatlı nimetin orada olduğuna ve her türlü endişe, üzüntü ve korkunun Cennet'te bulunmayacağına da işaret buyurmuştur. Demek ki, korku, endişe ve hüzün hali, dünya hayatının bir bakıma gereği gibidir. Bunlardan tam olarak kurtulmak, bu dünya şartları içinde mümkün değildir, fakat kontrol altına alınabilir. Şu halde her şeye sabretmeliyiz.
Hüzün iki çeşittir: Sebebi bilinen hüzün: Mesela sevdiği kimseyi veya nesneyi kaybeden kimsenin üzülüp hüzünlenmesi böyledir.
Sebebi bilinmeyen hüzün: Bu gruba giren hüzün, kalbi işgal edip doldurur ve bu gam sebebiyle insan hiç neşelenemez, sevinçli olamaz, nimetlerden doğru dürüst tat alamaz olur. İşte bu neviden olan hüzün ve sıkıntının kaynağını, bedeni hastalıklarda aramak gerekir.
Diğer bir tedavi yolu da; hastanın hoşuna gidecek, ona sürur ve huzur verecek, sevinç sağlayacak şeyleri sağlayıp, onu bu gibi şeylerle yüz yüze getirmektir. Birinci gruba giren hüzün, sıkıntılar ve üzüntüler, sevilen şeyin elden çıkması üzerine, düşüncelere dalmaktan doğar. Yahut arzu ettiği şeye kavuşamamaktan ortaya çıkar. Bunun haricî ve dahilî olmak üzere iki türlü tedavisi vardır. Haricî tedavi: Sözü ve hali tesirli kimselerin nasihatini dinlemek, onların sohbetinde bulunmaktır. Dahilî tedavi ise; elinden kaçırdığı veya elde edemediği şey üzerinde fikir yormamak, kendini bu yönde düşüncelere kaptırmamaktır. Aşırı hüzün ve keder, insanın bedenini de hasta eder. Böylece insan daha çok zarara uğrar.
Ebu Zeyd, ilk defa felsefenin dine aykırı görüşlerini ortaya koyarak bunları reddetti. Felsefecilerin, önce dinin emir ve yasaklarını kabul edip bunlara uyması gerektiğini söyledi. Felsefî faaliyetlerin, ilahî hükümlerin süzgecinden geçmedikçe bir şeyi ifade etmeyeceğini söyledi. Felsefeyi de ancak ilahî emirlerin hikmetlerini tanımaya yarayan bir metot olarak vasıflandırdı. Bu bakımdan münekkit Ebu Hayyan et-Tevhidî, kendisini hikmet ile şeriati uzlaştıran bir âlim olarak lanse etmektedir. Ebu Zeyd, hocası Kindî'den ileri giderek, astrolojiyi reddetti. Astronominin ancak fizik ve matematik esaslarına dayalı olarak muteber olabileceğini savundu. Zamanındaki Samanî veziri Ebu Ca'fer el-Hazin ile yakın münasebeti vardı. Ebu Ca'fer de astronomi ve matematik âlimi idi. Ebu Ca'fer'e ait haritalar, Ebu Zeyd'i coğrafya sahasına çekti ve mühim bir coğrafya âlimi oldu. Meşhur coğrafyacılar İstahrî ve İbn-i Havkal'a önderlik etti. Belh coğrafya ekolünün kurucusu sayıldı. Batılı ilim adamları tarafından da bu sahadaki otoritesi kabul edildi. De Goeje ve Barthold, Ebu Zeyd'in coğrafyacılığı üzerinde tetkikler yaptı.
Ebu Zeyd, tıp ilimleri tarihinde ilk defa olarak bu eserinde bedenî hastalıklar yanında, ruhî hastalıkları ele alıp inceleyerek tedavi yolları üzerinde çok önemli ve ilgi çekici bilgiler ortaya koydu. Bugünkü modern tıpta da parapsikoloji, psikoterapi ve psikosomatik sahalarını ilgilendiren konuları ayrı ve başlı başına oldukça uzun bir şekilde ele aldı. Tıbba dair bu eseri, onun ilmî seviyesini çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Aynı metodu, yani insanı ruh ve beden olarak tıbbî yönden tetkik, teşhis ve tedavi usulü, iki asır sonra İspanya'da yetişen ünlü bir İslam âlimi İbn-i Zühr'ün eserlerinde görüldü. Ebu Zeyd, bu eserinin önsözünde; "Allahü teala, insanoğluna diğer yaratıklardan farklı olarak idrak kuvveti ihsan buyurdu. İnsan, bu kuvvet yardımıyla faydalı ve zararlı şeyleri tanıyıp birbirinden ayırt eder. Bu bilgi ve kuvvetini kullanması sebebiyle dünya ve ahirette saadete kavuşur. Tıp ilmi herkes için çok önemlidir. İnsan, tıp ilmi yardımıyla hastalıkları ve bunların tedavi yollarını öğrenir." demektedir.
Belhî, bu kısa girişten sonra eserini iki ana bölümde hazırlamıştır. Birinci bölümde beden sıhhatinin; ikinci bölümde ise, ruhun korunması, hastalık ve tedavileri hakkında bilgi verilmektedir. Birinci bölüm kendi arasında on dört bölüme ayrılmıştır. Bunlar:
Bedenin sıhhati, korunmasının sağlayacağı faydar ve bundaki gaye,
Eşya ve insan tabiatının yapısı,
Mesken ile su ve havaya olan ihtiyaç, bunların hazırlanıp kullanılması, sıhhate etkileri,
Soğuğun ve sıcağın sağlığa etkileri,
Yiyeceklerin incelenmesi, bunların faydalarının sıhhat ile ilgileri,
İçeceklerin durumu ve sıhhat ile ilgileri,
Kokuların incelenmesi,
Uykunun kıymeti, sıhhat ile münasebeti,
Şehvet duygusunun meşru yoldan giderilmesi ve 28 bunun sıhhat ile ilgili faydaları,
Yıkanmanın sıhhat ile ilgisi ve faydaları,
Sportif hareketlerin sıhhat ile ilgisi ve faydaları, sıhhati korumaktaki rolü,
Sportif faaliyetlere ek olarak bedene masaj yapılması, oğulma ile sağlanan faydalar,
Gönlü rahatlatan ses dinlemenin sıhhat ile ilgisi,
Sıhhatin tekrar kazanılma yolları.
Ebu Zeyd, ikinci bölümü 39 kendi arasında sekiz bölüm halinde ortaya koymaktadır. Bunlar:
Ruh huzuru ve sağlığının ehemmiyeti ve buna olan ihtiyacın incelenmesi,
Ruh sağlığının korunması,
Bozulan ruh sıhhatinin yeniden elde edilmesi,
Ruhî rahatsızlıklar,
Gazap kuvvetinin önemi, yerinde kullanılması ve aşırılıktan korunmasının gereği,
Korku ve dehşete kapılmanın incelenmesi ve tedavisi,
Hüzün ve ıstırabın incelenmesi,
Kuruntu ve vesveselerin (obsesyon) incelenmesi, bunların zararları ve bunlardan korunma yollarından ibarettir.
Bu bölümde Ebu Zeyd, ruhî hastalıkların bedenî hastalıklara nisbetle daha mühim olduğunu, çünkü herkesin her an karşı karşıya bulunduğu birtakım ruhî etkilenmelerin kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor. Dolayısıyla ruh sağlığının ehemmiyeti üzerinde hassasiyetle duruyor. İkinci kısım yedinci bölümde, üzüntü ve ıstırap hakkında bilgi vermektedir. Ebu Zeyd Belhî, bir nasihatında şöyle der: "Ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Ondan korkma. Eğer ölümden sonra başına gelecek olan şeylerden korkuyorsan, halini islah eyle. Allahütealanın emirlerine, gücün yettiğince tam uymaya çalış. Böylece ölümden sonraki ebedi hayata hazırlan, ölümden değil de, günahların yüzünden ahirette uğrayacağın azablardan kork."
Eserleri: Ebu Zeyd; fizik, astronomi, matematik, tarih, coğrafya, tıp, edebiyat, fıkıh ve kelam ilimleri ile ilgili altmışa yakın eser yazdı. "Suveru'l-Ekalimi'l-İslamiyye (Takvimu'l-büldan)" adlı eserinde arzın (yerin) resmini kullanan ilk İslam âlimidir. Yazdığı eserlerden sadece iki tanesi zamanımıza ulaşabilmiştir. "Suveru'l-Ekalim"'in bir nüshası Necef'tedir. Tıp ilmine ait, "Mesalihü'l-Ebdan ve'l-Enfüs" adlı eserinin iki yazma nüshası, İstanbul Süleymaniye Kütüphanesi Ayasofya bölümü 3741 numarada kayıtlıdır.
Ebu Zeyd'in yazmış olduğu eserlerden isimleri bize ulaşanların bazıları da şunlardır:
Kitabu Emedi'l-Aksa fi'l-Hikme
Kitabu Beyani Vücuhi'l-Hikmeti fi'l-Evamiri ve'n-Nevahii'ş-Şer'iyye
Kitabun fi'l-Hilaf
Kitabü's-Siyaseti'l-Kebir
Aksamu'l-Ulum
Şeraiu'l-Edyan
Kitabü's-Siyaseti's-Sagir
El-Esma ve'l-Küna ve'l-Elkab
Ma yasıhhu min Ahkami'n-Nücum
Fedailü Belh
Nazmu'l-Kur'an
Edebü's-Sultan ve'r-Raiyye
Ahlaku'l-Ümem
Aksamu Ulumi'l-Felsefe
El-İlmü ve't-Ta'lim