Fıkıh âlimlerinden. Künyesi, Ebu Abdullah olup; ismi, Ca'fer bin Abdürrahim el-Mehaî'dir. Cünd şehrine yakın bir yerde ikamet etti. Açık kerametleri görüldü. 460 senesinde, oturduğu köyde vefat etti. Fıkıh ilmi üzerine birçok eser yazdı. Ebu Abdullah, çok ibadet eden, züht sahibi, salih, haram ve şüphelilerden kaçmasıyla meşhur bir âlimdi. Birçok âlim, kendisinden fıkıh ilmi öğrendi. Kafî kitabının sahibi İmam Ebu İshak es-Sarzefî bu âlimlerdendir. Ebu Abdullah, fıkıh ilmi yanında feraiz ve diğer ilimlerde de söz sahibiydi.
Şöyle anlatılır: Ebu Abdullah hazretlerinin bulunduğu köye bir gün düşman askerleri saldırdı. Köylüleri öldürmek için üzerlerine hücum ettiler. Kime kılıçla vursalar, ona hiçbir şey olmuyor ve kan bile akmıyordu. Köy halkı ve Ebu Abdullah'ın talebeleri bu duruma çok şaşırdılar. Bu sırada talebelerinden biri kendi kendine, “Burada harp var. Ben kaçıp memleketime gideyim, harp bitince geri dönerim.” diye düşündü. Hocasından izin almadan memleketine gitmek için yola çıktı. Köyden bir süre uzaklaştıktan sonra, düşman askerleri onu yakaladılar ve öldürdüler. Düşman askerleri, buna kılıç darbelerinin nasıl işlediğini, köyde bulunanlara ise neden işlemediğini merak ettiler. Bunun sebebini araştırmaya başladılar. Köylülere, bunun sebebini sorduklarında, onlar; “Burada şöyle büyük bir zat vardır. İsmi, Ca'fer'dir. Onun yüzü suyu hürmetine kılıç darbeleriniz bize tesir etmez.” dediler.
Bunun üzerine düşman askerleri, Ebu Abdullah hazretlerinin evine gittiler. Onu yakalayarak, kılıçla vurmaya başladılar. Ebu Abdullah hazretleri darbelerle yere düştü. Düşman askerleri onu öldü zannederek, öylece bırakıp evini terk ettiler. Onların arkasından Ebu Abdullah'ın talebeleri, hocalarının evine girdiklerinde, onu namaz kılarken buldular. Namazı bitince talebeleri ona; “Hocam! Size bu kadar kılıç darbesi vurdular. Size hiçbir şey olmadı ve vücudunuzdan bir damla bile kan akmadı. Bu nasıl oldu?” diye sordular. Ebu Abdullah, “Allahü teala her şeye kâdirdir. Ben onların bana vurduklarının farkında bile değildim.” deyince, talebeleri “Hocam! O anda ne ile meşguldünüz?” diye sual ettiler. Ebu Abdullah bunun üzerine, “Ben o anda Yasin suresini okuyordum. Onlar gittikten sonra namaz kılmaya başladım.” dedi. Düşman askerleri, bütün uğraşmalara rağmen bir şey yapamayacaklarını anlayınca geri dönüp gittiler. Ebu Abdullah, talebelerine ilim öğretmeye devam etti.