Âlim ve veli bir zat. İsmi, doğum yeri, tarihi bilinmemektedir. Ebu Haşim Sofî künyesiyle meşhurdur. Büyük İslam âlimlerinden Süfyan-ı Sevrî'nin hocasıdır. Aslen Kufeli olup, Şam'da kalırdı. Ebu Haşim Sofî Remle'deki hanekah'ta otururdu. İlk defa Remle'de yapılan hanekah'ın inşaası şöyle anlatılır: “Bir vali ava çıkmıştı. Ebu Haşim'in, bir kimse ile buluşup, birbirlerinin ellerinden tutarak, tam bir sevgi ile görüştüklerini ve yanlarında yiyecek olarak ne varsa beraberce yiyip güzelce ayrıldıklarını gördü. Vali, böyle samimi ve dostça görüşmelerini çok beğendi. Ebu Haşim'e arkadaşının kim olduğunu sordu. “Bilmiyorum.” cevabını aldı. Memleketini sorunca, yine; “Bilmiyorum.” dedi. Hayret edip, o tatlı, samimi görüşmelerinin sebebini sorunca; “Bu bizim mesleğimiz ve yolumuzdur. Böyle emir olunmuşuz.” cevabını aldı. Bir toplanma yerlerinin olup, olmadığını sorduysa da, olmadığı cevabını aldı. Vali; “Size bir bina yaptırayım, orada toplanırsınız.” dedi ve Şam Remlesi'nde bir hanekah yaptırdı. Gönül ve muhabbet sahiplerine yapılan binanın birincisi bu hanekah olup, burada ders veren ilk zat da Ebu Haşim Sofî olmuştur.” İsfehanî'nin Hilyetü'l-evliya'sında yer alan Ebu Haşim Sofî'nin hayatının anlatıldığı bölüm.
Büyük İslam âlimleri, Ebu Haşim Sofî'yi çok övüp, onu hep hürmetle yad ederlerdi. Süfyan-ı Sevrî onun hakkında; “Ebu Haşim olmasaydı, ben ince bilgileri bilmezdim.” diye buyurdu. Mansur Ammar Dımaşkî onu; “Ebu Haşim Sofî'ye ölüm hastalığında, kendini nasıl buluyorsun?” dedim. Muhabbet ve aşk, beladan çoktur, gerçi bela büyüktür, fakat muhabbet yanında küçük kalır.” dedi.” şeklinde anlatır. Ebu Haşim Sofî; “Ya Rabbî! Faydası olmayan ilimden sana sığınırım.” derdi. Manevî ilimlerde mütehassıs idi. Buyurdular ki: “İğne ile dağı devirmek, kalbden kibri söküp atmaktan kolaydır.” “Kişinin, nefsini güzel edep ile muhafaza etmesi, ehlini terbiye etmesindendir.” “Allahü teala, kullarının sadece kendi rızasını isteyip, ondan hoşnut olmaları ve dünyadan yüz çevirmeleri için, dünyayı keder ve üzüntü yeri yaptı.”