EBU HAFS-I KEBİR

Ahmed bin Hafs Hanefî fıkıh âlimlerinden
A- A+

Hanefî fıkıh âlimlerinden. Adı, Ahmed bin Hafs'dır. “Ebu Hafs Kebir” künyesi ile meşhurdur. Buhara'da yetişen Hanefî âlimlerinin büyüklerindendir. İmam-ı Muhammed Şeybanî'den fıkıh ilmini öğrendi. Bu ilimde, içtihat derecesine yükseldi. Buhara'da “Reisü'l-ulema” (âlimlerin reisi) ünvanına sahip oldu. 216 (m. 831) senesi Ramazan ayında Buhara'da vefat etti.

Ebu Hafs Kebir, Ehl-i Sünnet'in ve Hanefî mezhebinin reisi İmam-ı A'zam Ebu Hanife'nin, ilimde ve içtihatta yüksek talebelerinden olan büyük âlim Muhammed bin Hasan eş-Şeybanî'nin derslerinde bulunup Hanefî fıkhında yüksek bir dereceye ulaştı. Kendisinden de, meşhur imamlar (yüksek âlimler) fıkıh ilmini aldılar ve rivayette bulundular. O, dinde yüksek ve güvenilir âlim, haramlardan sakınma hususunda vera ve zühd sahibi olup, Resulullah'ın sünnetlerine tabi olmada çok ileri, Rabbanî ilimlere sahip olan bir evliya idi.

Ebu Hafs Kebir'in ilimde yükselmesi şöyle oldu: Gençlik yıllarının başındaydı. Evlenmek istedi. İlim ve iffet sahibi, saliha bir kız ile kendisini evlendirdiler. Evliliğinin birinci gecesi, kız buna; “Kadınların muayyen halleri ile ilgili hayız ilmini öğrendin mi?” dedi. “Hayır!” diye cevap verince, kız; “Allahü teala, Tahrim suresi 6. ayet-i kerimesinde mealen; “Kendinizi ve emrinizde olanları Cehennem ateşinden koruyun!” buyurdu. Cahil olan nasıl koruyabilir?” dedi. Bu söz, Ahmed bin Hafs'a hoş geldi. Hanımını Allahü tealaya emanet ederek, Merv şehrinde on beş yıl ilim tahsil edip, İmam-ı A'zam Ebu Hanife hazretlerinin yüksek talebelerinden olan İmam-ı Muhammed'den de ders aldı. Vatanına dönmesi için ona izin verdi. Hocası buna “Ebu Hafs Kebir” adını koymuştu. Dönüşünde, yanında Ebu Süleyman-ı Cürcanî de vardı. Harezm'de, Ceyhun Irmağı'nın üzerinden geçerken, Ebu Hafs'ın kitapları suya düştü. Ebu Süleyman'dan yazmak için kitaplarını ariyet (ödünç) olarak istedi. O da; “Sen, öyle ilim öğrenmeliydin ki, kitaba ihtiyacın kalmamalıydı.” dedi. Ebu Hafs, geri dönüp Merv şehrine geldi. Altı senede o kitapları ezberledi. Âlim olarak hanımının yanına döndü. Buharalılar, suyun kenarına kadar onu karşılamaya geldiler. Çok izzet, ikram ve tazimde bulundular.

Ebu Hafs Kebir'in oğlu Muhammed de, Hanefî mezhebinde büyük bir âlimdir. Oğlunun künyesi de; “Ebu Hafs-ı Sagir” idi. “Ebu Abdullah-ı Buharî” de denildi. Maveraünnehr'de yetişen Hanefî âlimlerinin on dördüncü tabakasından olduğunu, Zehebî Siyerü a'lami'n-nübela adındaki eserinde zikretmektedir. Ebu Hafs-ı Kebir'in oğlu Muhammed bin Ahmed, büyük bir âlim olan babasından fıkıh ilmini öğrendi. O da, babası gibi, Buhara âlimleri arasında “Reisü'l ulema” (âlimlerin reisi) oldu. Hatta ilim öğrenmek için seyahatlere çıkmış, Ebü'l-Velid-i Tayalisî, Humeydî, Yahya bin Main ve daha başka âlimlerden ilim almış ve hadis-i şerif öğrenip rivayette bulunmuştur. 264 (m. 877) senesinde vefat etti. Kitabü'l-ehvu ve'l-ihtilaf ve Er-Reddü ale'l-Lafziyye adında meşhur iki eseri vardır. Er-Reddü ala ehli'l-heva kitabı da, Ebu Hafs Sagir'indir.

Whatsapp İkon Facebook İkon Bağlantıyı Kopyala
İslam Alimleri Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları