Hadis âlimlerinin büyüklerinden. İsmi Züheyr bin Harb bin Şeddad en-Nesaî'dir. Bağdat'ta bulunduğu için Bağdadî de denir. Künyesi Ebu Hayseme'dir. 160 (m. 777) senesinde Horasan bölgesindeki Nesa şehrinde doğdu. Sonra Bağdat'a yerleşti. Burada birçok âlimin sohbetinde bulundu. Onlardan çok ilim öğrendi. Birçok talebe yetiştirdi. 234 (m. 848) senesinde Şa'ban ayının son Perşembe gecesi 74 yaşında iken Bağdat'ta vefat etti.
Meşhur hadis âlimlerinden olan Züheyr bin Harb, Süfyan bin Uyeyne, Hüşeym bin Beşir, İsmail bin Uleyye, Cerir bin Abdülhamid, Yahya bin Sa'id el-Kattan, Abdurrahman bin Mehdi, Abdullah bin İdris, Bişr bin Serî, Velid bin Müslim, Ebu Muaviye ed-Darir, Vekî bin Cerrah ve daha pek çok âlimden ilim öğrendi ve hadis-i şerif rivayetinde bulundu. Kendisinden de, oğlu Ahmed, İbn-i Şeybe, Ebu İbrahim Ahmed bin Sa'd ez-Zührî, Ebu Davud, İbn-i Mace, Buharî, Müslim bin Haccac, Ebu Zür'a, Ebu Hatim er-Raziyan, Abbas Durî, İbrahim el-Harbî, Ca'fer et-Tayalisî, Musa bin Harun, Ebu Bekr bin Ebüddünya ve daha tanınmış birçok meşhur âlimler, hadis-i şerif aldılar ve rivayette bulundular. O, ilim öğrenmek ve öğretmek için birçok yeri dolaştı. Hadis ilminde sağlam, güvenilir, hafız, hafızası kuvvetli, anlayışı yüksek bir âlimdir.
Nesaî, Yahya bin Main, İbn-i Şeybe, İbn-i Gani, İbn-i Hibban ve daha birçok âlim, onun hadis ilminde sika, sağlam, saduk, hafız, olduğunu bildirdiler. İbn-i Ebu Hatim şöyle anlatıyor: “Babama, onun cerh ve ta'dili hakkında (yani rivayet bakımından ayıplı ve kusurlu bir hali var mıdır?” diye) soruldu. Babam da; “O, sika, saduk bir âlimdir.” dedi.” İbn-i Main şöyle anlatıyor: “Onun ilmi ve konuşması o kadar kuvvetli idi ki, sorulara cevap vermekte bir kabileye yeterdi.” Ferayabî de; “Ebu Hayseme ve Ebu Bekr bin Ebu Şeybe hakkında sorular sordum. Ve; “Hangisini daha çok seversin?” dedim. O da; “Ebu Hayseme'yi daha çok severim.” dedi ve hallerini anlatmaya başladı.”
Kitabü'l-ilim ve Kitabü'l-müsned diye bilinen iki eseri vardır. Kitabü'l-ilim adlı eserindeki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
“Allahü teala bir kuluna hayır murad ederse onu dinde fakih kılar.”
“Ey insanlar ilim öğrenin! Kim ilim öğrenirse, öğrendiği ile amel etsin!”
“Muhakkak melekler ilim talep eden kimseye, yaptığından razı olarak kanatlarını gererler. İnsanlara hayrı öğretenlere bütün canlılar hatta denizdeki balıklar hep istiğfar ederler.”
“Anlatılmayan ilim, harcanmayan hazine gibidir.”
“Kim ilim talep etmek için bir yola çıkarsa, Allahü teala ona Cennet'e götüren yolu kolaylaştırır.”
“Müslüman kardeşinin dünyada bir aybını örten kimsenin aybını Allahü teala ahirette örter.”
“Bir âyet bile olsa benden nakledin. Benî İsrail'den nakletmenizde bir beis yoktur. Kim bilerek bana yalan isnat ederse Cehennem'de gireceği yere hazırlansın!”
İbn-i Abbas diyor ki: “Resulullah buyurdu ki: “İlmin yeryüzünden kalkması nasıldır biliyor musunuz?” diye sordu. “Hayır ya Resulallah!” dedik. “Âlimlerin gitmesiyle…” buyurdu.”
“Bilmediği bir konuda fetva vermektense o kimsenin cahil olarak yaşaması daha evladır.”
“İlim üstattan öğrenmekle, hilm ise yumuşak ve merhametli olmakla elde edilir. Kim hayrı arar, araştırır bu ona verilir; kim ki şerden kaçınır, o bundan esirgenir.”
“İlmin en faziletlisi vera ve tefekkürdür.”
“Gerçekten Allahü teala ilmi, insanlar arasında çekip koparmak suretiyle onlar arasından almaz, fakat âlimleri almak suretiyle ilmi kaldırıp alır. Öyle ki, hiçbir âlim kalmayınca halk, hiçbir şey bilmeyen cahil kimseleri kendilerine önder edinirler; sonra sualler sorulduğunda bu cahiller ilme dayanmayan fetvalar verirler, bu suretle kendileri sapıtırlar ve diğerlerini de saptırırlar.”