Malikî mezhebi fıkıh âlimlerinin ve evliyanın büyüklerinden. İsmi Ahmed bin Ömer bin Muhammed el-Endülüsî el-Mürsî el-Ensarî olup künyesi Ebü'l-Abbas'tır. Aslen Endülüs'te bulunan Mürsiyye şehrinden olup, Mısır'da İskenderiyye şehrinde otururdu. Buna nisbetle kendisine Endülüsî ve Mürsî denilmiştir. 616 (m. 1219) senesinde doğdu. 686 (m. 1287) senesinde İskenderiyye'de vefat etti. Kabri Humeyter denilen yerdedir.
Ebü'l-Abbas-ı Mürsî, Ebü'l-Hasan-ı Şazilî hazretlerinin yetiştirdiği evliyanın en büyüklerindendir. Evliyalık yolunda talebeleri yetiştirmek, manevî yönden terbiye etmek için, Ebü'l-Hasan-ı Şazilî hazretlerinin vefatından sonra halifesi oldu. Kendisi de; Taceddin-i İskenderî, İmam-ı Busayrî ve Abdullah-ı İsfehanî gibi meşhur evliyayı yetiştirdi. Ebü'l-Hasan-ı Şazilî hazretleri, daha sağlığında iken talebelerine, kendisinden sonra Ebü'l-Abbas-ı Mürsî'ye tâbi olmalarını işaret ederek şöyle buyurdu: “Ebü'l-Abbas'a bağlanınız. Allahü tealaya yemin ederim ki, kendini temiz tutmaktan âciz, yürüyemeyen bir köylü ona gelse, huzurunda bulunmakla, Allahü tealanın izni ile evliyalık yolunda çok yükseklere çıkar."
Ebü'l-Abbas-ı Mürsî hocası Ebü'l-Hasan-ı Şazilî hazretlerine kavuşmasını ve ona talebe olmasını şöyle anlatır: “Mürsiyye'den Tunus'a gelmiştim. O zaman daha genç idim. Orada Ebü'l-Hasan-ı Şazilî hazretlerinin ismini, büyüklüğünü duydum. Kendisiyle görüşmek istedim. O gece rüyamda gördüm ki, bir dağın tepesine doğru çıkıyorum. Tepeye varınca, orada üzerinde yeşil bir hırka bulunan bir zatı oturuyor gördüm. Sağında ve solunda iki kimse vardı. Ben ortada oturmakta olan heybetli zata baktım. Bana; “Zamanın halifesi ile karşılaşıyorsun.” buyurdu. Sabah olunca, Ebü'l-Hasan-ı Şazilî'nin huzuruna gittik. Bir de ne göreyim, Ebü'l-Hasan hazretleri, gece rüyamda gördüğüm zattı. Ben bu hâlde iken bana; “Zamanın halifesi ile karşılaşıyorsun.” buyurdu. Beni talebeliğe kabul etti.”
Ebü'l-Abbas-ı Mürsî hazretlerinin büyüklüğüne işaret eden birçok olay nakledilmiştir:
Çocukluk Kerameti: Mektebe yeni giderken bir levha üzerine yazı yazıyordu. Yanına gelen birine; “İş senin zannettiğin gibi değil. Ben buraya mühim şeyler yazıyorum. Asıl mühim olan, amel defterlerinin günah lekeleriyle karalanmamasıdır.” dedi.
Aynı Anda Beş Davet: Beş farklı kişi tarafından aynı Cuma sonrası için yemeğe davet edildi. Hepsine "Peki" dedi. Namazdan sonra talebeleriyle oturmasına rağmen, o beş kişinin hepsi tek tek gelip yemeğe katıldığı için teşekkür etti. Talebeleri onun yanlarından hiç ayrılmadığını bildikleri için bunun bir keramet olduğunu anladılar.
Nurani Bedeni: Bir seveni; “Bir gün Ebü'l-Abbas'ın arkasında namaz kılıyordum. Mübarek bedenini nurla dolu gördüm. Güneş misali etrafa nur saçılıyordu. O kadar nurlu idi ki, bakmaya tahammül edemedim.” demiştir.
LEŞ OLAN TAVUK
Bir defasında zamanın sultanı, Ebü'l-Abbas'ın keramet sahibi olup olmadığını anlamak için bir imtihan hazırladı. Bir tavuğu normal kesti, diğerini ise boğarak (leş) öldürdü ve aynı kazanda pişirtti. Ebü'l-Abbas hazretleri boğulmuş olan tavuğu göstererek; “Bu, leştir yenmez.” buyurdu. Kalan tavuk için ise; “Bu, leş değildir. Fakat leş olan tavuğun suyunda, o tavuk ile beraber aynı kapta piştiği için, bu da necis oldu. Onun için bu da yenmez.” diyerek kerametini gösterdi.
Bir gün Ebü'l-Abbas-ı Mürsî'nin huzuruna ilmiyle övünen kibirli bir zat geldi. Kendisindeki bilgileri anlattıktan sonra Ebü'l-Abbas'a; “Şimdi biraz da sen konuş!” dedi. Ebü'l-Abbas; “Ey bunun övünmesine sebep olan şey! Çık!” buyurdu. O zat, Kur'an-ı Kerim ve diğer ilimlere ait ne biliyorsa bir anda unuttu. Şehrin sokaklarında aylak dolaşır oldu. Ebü'l-Abbas daha sonra ona acıyıp lüzumlu temel bilgileri iade etti, fakat o zat ölünceye kadar bu mahcup hâlde kaldı.
Peygamber Efendimiz Hakkında: “Peygamberlerin hepsi (aleyhimüssalatü vesselam), rahmetten yaratılmışlardır. Bizim Peygamberimiz ise rahmetin kendisidir.”
Fakih Kimdir? “Fakih (fıkıh âlimi), kalb gözünden gaflet perdesi kalkan kimsedir.”
Zalimle İş Birliği: “Bir zalimle iş birliği yapmaya taraftar olan kimse de zalimdir.”
Vefatından Sonraki Hal: “Ebü'l-Abbas-ı Mürsî, Humeyter denilen yerde defnedilince, oranın suyu çoğalıp tatlılaştı. Halbuki önceden böyle değildi.”
Vefa: “Kalbin vefası, Allahü tealanın tekeffül ettiği rızık için üzülmemesi, endişelenmemesidir. Lisanın (dilin) vefası, gıybet etmemesi, yalan söylememesidir. Azaların vefası, hiçbir zaman herhangi bir günaha koşmamasıdır.”
Ebü'l-Abbas-ı Mürsî hazretleri, İskenderiye'deki camisinde ve türbesinde bugün de ziyaret edilmekte, feyiz ve bereket saçmaya devam etmektedir.